İstanbul, ABD radar ekranında. Ve Çankaya...

Türk siyasetinde yalnızca iktidar değil muhalefet hamleleri de yıllardan sonra Gezi etkisiyle yakından izleniyor ABD'de.
İstanbul, ABD radar ekranında. Ve Çankaya...

WASHINGTON - Türkiye’de son zamanlarda meydana gelen değişimler ABD’nin bölgedeki çıkarlarını nasıl etkileyecek? Amerikan başkentinde Türkiye’ye dair soruların amacı bunu anlamak.

Günlerdir burada temaslarda bulunan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na ABD yönetimi, Kongre’deki Demokrat ve Cumhuriyetçi Parti yetkilileri, düşünce kuruluşları vb. tarafından sorulanlar ile gazeteci olarak kendi temaslarımızdan edindiğimiz izlenimler ışığında bu soruları bir önem sırası içinde vermek mümkün.

Soruları Türkiye’nin dış ve iç politikası üzerine ikiye ayırabiliriz.

İç siyasette ilgi alışılmışın dışında ve İstanbul’a yoğunlaşmış durumda, ama önce şu dış konuları aradan çıkaralım.

Dış siyasette İsrail ilk sırada
Türkiye’nin dış politikasına dair sorulan soruların başında Türkiye-İsrail ilişkilerinin yakın zamanda düzelip düzelmeyeceği geliyor. İran ile nükleer anlaşma konusunda atılan ilk adım, ABD Kongresi’nde güçlü etkiye sahip İsrail lobisinin ‘İsrail’in güvenliği’ konusunu öne çıkarması sonucunu doğurmuş. Dolayısıyla Türkiye-İsrail ilişkilerinin ne zaman normale dönebileceği merak ediliyor.

Hatırlanacağı gibi 2010 yılında Mavi Marmara gemisinde 9 Türk vatandaşının İsrail komandolarınca öldürülmesi sonrasında Ankara’nın beklediği özür ABD Başkanı Barack Obama’nın devreye girip İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Başbakan Tayyip Erdoğan’a özür diletmesiyle bir aşamayı geride bırakmıştı. Ancak tazminat konusunda ilerleme sağlanamaması, buradan bakılınca Obama girişiminin askıda bırakılması olarak görünüyor. (Burada sorulduğunda Kılıçdaroğlu İsrail’i haksız bulduğunu, kınadığını, ancak işbaşında CHP olsa o koşullarda Mavi Marmara’yı Gazze’ye göndermeyeceğini, felaketin meydana gelmemiş olacağını söylüyor.) Diğer yandan Erdoğan’ın ağustos ayında, Mısır’daki 3 Temmuz darbesinin arkasında İsrail’in bulunduğunu söylemesinin Washington’da karar ve görüş sahipleri üzerindeki etkisi Türkiye’de tahmin edilenden daha fazla ve kalıcı olmuş. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun son Washington temasları sırasında Türk hükümetinin ‘anti-Semitik’ olup olmadığı açıkça sorulmuş ve Davutoğlu’nun da kısa bir ‘Hayır’ yanıtı vermiş olması anlatılıyor örneğin.

Suriye, Mısır, Çin füzeleri
Suriye iç savaşında El Kaide bağlantılı bazı grupların Türkiye üzerinden yardım gördüğü konusunda hâlâ soru işaretleri bulunmakla birlikte, Davutoğlu’nun son temaslarıyla ABD ile Suriye konusundaki siyasi görüş ayrılıkları, Türkiye’nin İkinci Cenevre’ye ilan ettiği destekle birlikte azalmış görünüyor. Buna karşın Türkiye’deki Suriyeli mültecilere daha çok yardım yapılması da gündemde.

Bir Amerikalı kaynak, “Büyükelçiniz Kahire’ye döndüğünde normalleşme için umutlanmıştık, ama sınır dışı olayıyla belirsizlik arttı” diye Türkiye-Mısır ilişkilerindeki krizin nasıl göründüğünü özetledi. Tıpkı İsrail’le olduğu gibi, ABD Türkiye’nin Mısır’la ilişkilerinin de normale dönmesini bekliyor. Neticede ABD’nin bölgedeki en önemli müttefiklerinden Türkiye’nin diğer iki müttefiki İsrail ve Mısır’da ve iç savaşın sürdüğü komşusu Suriye’de büyükelçisinin kalmamış olması Washington’da doğal olarak dikkat çekiyor.

Ve Çin füzeleri sorun olmaya devam ediyor. Davutoğlu’nun resmen “Son kararımız değil” demesi belli bir yumuşama sağlamış ama son karar merakla bekleniyor. Kararın ‘Çin’ olması halinde Türkiye’nin füze savunma sisteminin NATO sistemiyle ortak işleyişine ABD’nin izin vermeyeceği kesin dille ifade ediliyor; Avrupa sistemine itiraz yok.

İstanbul ve Çankaya radar ekranında
ABD’de Türkiye ile ilgilenenler daha çok dış politikanın Amerikan çıkarlarına etkisine bakarlar. Ama Gezi Parkı protestoları ve hükümetin protestolara karşı tutumu, basına yaklaşımı adeta Türk iç politikasına dair daha önce görülmemiş bir ilgiyi tetiklemiş burada. İlginin odağında ise Türkiye’nin en büyük şehri İstanbul var. İstanbul’a ne olacağı Kılıçdaroğlu’na en çok sorulan iç politika sorusu olmuş. (Aydın Ayaydın’a “Kapalı toplantılarda İstanbul’u mu soruyorlar, Mustafa Sarıgül’ü mü?” diye sordum; “Yok, İstanbul olarak soruyorlar” dedi.) Gezi protestocularının oyları 30 Mart yerel seçimlerinde özellikle İstanbul’daki dengeleri etkileyecek mi? AK Parti’nin en yakın rakibi CHP, Gezi rüzgârı ve diğer etkenlerle İstanbul’u alabilecek, en azından farkı ciddi ölçülere indirebilecek mi? İstanbul, Gezi ile birlikte ABD karar alıcılarının radar ekranına girmiş durumda. Bu aslında AK Parti’den çok CHP üzerindeki baskıyı arttırıcı bir durum.

Radar ekranında sadece İstanbul ve yerel seçimler yok, Çankaya da var. Başbakan Erdoğan’ın 2014 Ağustos’unda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yerine çıkıp çıkmayacağı, bu durumda Gül’ün, Erdoğan’ın aklındaki geri planda kalan başbakan rolünü kabul edip etmeyeceği, etmezse ne yapacağı, yerel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlarının 2015’te yapılması öngörülen genel seçimlerde parlamento yapısını nasıl etkileyebileceği ve bütün bunların Türk dış politikasına etkileri -başa dönüyoruz- ABD çıkarları çerçevesinde hep merak konusu.

Türk iç siyasetinde sadece iktidar cephesinde değil, muhalefet cephesindeki hareketlerin de Amerikan başkentinde yıllardan beri ilk kez bu dönemde bu kadar yakından izlemeye alındığı anlaşılıyor.