İstanbul tamam, gözler Vaşington'da

Türkiye'nin PKK'ya karşı uluslararası desteği arttı, Bush'a karşı Erdoğan'ın eli güçlendi.

Irak'a Komşu Ülkeler Zirvesi'nin yapılış amacı PKK'ya karşı somut önlemler alınması diye düşünülürse, bu toplantıyla alınan mesafe ve diplomatik kazanımlar gözden kaçar.
Öncelikle, unutmamak gerekir ki, Irak'a Komşu Ülkeler Toplantısı, Irak'a yönelik ABD harekâtı henüz başlamamışken, Abdullah Gül'ün başbakanlığı düneminde Türkiye tarafından ortaya atıldı. Danışmanlığını Ahmet Davutoğlu'nun yaptığı ve Dışişleri ekibi tarafından ayağa kaldırılan bu fikrin ilk amacı, Irak'a komşu ülkeleri bir araya getirip Saddam Hüseyin'i geri adım atmaya ikna ederek savaşı önlemekti. Dün, İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki ile aynı fotoğraf karesinde yer alan ve aynı toplantı masasında Irak'ın geleceğini tartışan ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, o dönem Başkan George Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı'ydı. Ve bu fikre karşı çıkmıştı.
Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığa gelişi ardından Abdullah Gül dışişlerinin başına geçince fikir devam ettirildi. Konferanslar da devam etti. Sonunda dünkü zirveye ulaşıldı. Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın dün kapanış konuşmasında söylediği gibi, amaç, Irak'ın istikrarı olarak revize edildi.
Ama zirve toplantısının gündeminde terörizmle, özellikle de Irak topraklarından kaynaklanan terörizmle mücadele gibi bir madde yoktu. Dünkü sonuç bildirgesinde bu madde Türkiye'nin çabalarıyla yer aldı. Bu çabaların başarıya ulaşmasında PKK'nın son kanlı saldırı dalgası birinci derecede rol oynadı. Türkiye'nin bu saldırıyla bıçağın kemiğe dayandığını söyleyerek, sınır ötesi harekât dahil önlemleri ortaya atması, bütün dünyanın dikkatini bu konuya çevirmesini sağladı. PKK'nın son saldırı dalgası Türkiye'de sokağın, Meclis'in ve hükümetin sabrını böylesine taşırmamış ve hükümet askerle bu kadar aynı frekansta buluşmamış olsaydı, İstanbul'daki zirvede ABD'den İran'a, Fransa'dan Rusya ve Almanya'ya bu kadar yüksek düzeyli katılım görmek mümkün olmayabilirdi. Keza, Türk Dışişleri'nin son anda Başbakan Erdoğan'a tavsiyesi ve Erdoğan'ın telefonu sonucu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban
Ki-Mun Türkiye'ye gelip toplantılara katılmasaydı, BM'nin Irak sürecine daha çok dahil olması, dolayısıyla Irak'ın siyasi ve coğrafi bütünlüğünün çok daha üst perdeden vurgulanması da mümkün olmayabilirdi. Evet, PKK'ya karşı somut adımlar bu toplantılarla atılamamıştır. Ama alınan
bu diplomatik mesafe, Türkiye açısından başarı olarak görülmelidir. PKK'nın terör eylemleri geri tepmiş ve Türkiye PKK'ya karşı mücadelesinde uluslararası planda desteğini ve dikkati artırmıştır.
Nitekim, zirve sonundaki basın toplantısında sorulan soruların neredeyse tamamı, PKK'ya karşı alınacak önlemlerin ve bunların yeterli olup olmadığının sorgulanması üzerine sorulmuştur, sorgulanan Türkiye'den çok Irak ve Irak Kürtleri olmuştur.
Evet, bu durum Ankara'nın kısa dönemde alt etmek zorunda olduğu PKK saldırılarının püskürtülmesine çare olmaz. Irak hükümetinin ve Irak Kürt yönetiminin tam da toplantı sırasında PKK'nın Irak'taki bürolarını izin formaliteleri gerekçesiyle kapatmasının Ankara'nın beklentilerini karşılamayacağı da ortada. DTP milletvekillerinin PKK'yı muhatap alan çabalarının toplumda, hatta kendi tabanlarında bile nafile bir çaba olarak görüldüğünü, bir tek kendileri görmüyor olsa gerek. Keza, sekiz askerin bıraklmasının kamuoyunu ve hükümeti hiçbir şekilde yumuşatmayacağını da
Rice Ankara temaslarında görmüş olmalı.
Bu noktada, Türkiye'nin önce Kürt sorununun çözümü doğrultusunda adım atması ve daha sonra terörle mücadele konularının kendiliğinden hafifleyeceği tezleri de giderek daha cılız sesle söyleniyor. Evde yangın varken tamirata girişseniz de bir işe yaramaz. Öncelik, yangının söndürülmesidir. Ve evet, sonra artık ciddi bir tamiratın zamanı gelmiştir.
Buradaki önemli gelişme, Başkan Bush'la (diğer konuların yanı sıra) PKK'nın Irak'taki faaliyetini etkisiz hale getirmeyi konuşmaya gitmeden önce, Başbakan Erdoğan'ın elinde önemli bir uluslararası meşruiyet zemininin bulunması oldu.
Hem bu uluslararası zemin, hem de Meclis ve asker desteğiyle Bush'la görüşmeye giden Erdoğan'ın eli, belki hiç olmadığı kadar güçlüdür. Beklentiler de yüksektir. Beklentilerin yüksekliği, ne Erdoğan'ın Bush'tan 'izin alacağı', ne de ABD'nin teminatı Türkiye'yi tatmin etmez ise ertesi gün kapsamlı bir harekâta başlanacağı anlamına gelir. Unutmamalı ki böyle bir harekâtın birinci unsuru sürpriz olacaktır. Önemli olan baskı altında harekete geçmiş olmak adına harekete geçmek değil, sonuç almaktır.