İstihbarat paylaşımı

ABD'nin Türkiye'ye, PKK'ya karşı istihbarat vermesi tartışma konusuyken, Ankara'da dikkat çekici bir toplantı yapılıyor.

İstihbarat paylaşımı, Irak'taki PKK faaliyetine karşı Türkiye ve ABD arasında yapılan temaslarla yeniden gündemimize girdi. Önce Başbakan Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı George Bush 5 Kasım'da Beyaz Saray'daki toplantı ardından bunu açıkladılar. Sonra Dışişleri Bakanı Ali Babacan TBMM'de ABD'den Türkiye'ye istihbarat akışının başladığını açıkladı. ABD Büyükelçisi Ross Wilson'un 'Etkin istihbarat vermeye başladık. Nasıl kullanılacağı Türklere kalmış' demesini Başbakan Erdoğan'ın askere siyasi direktif verildiği kararı ve bir gün sonra Irak topraklarında PKK'ya karşı yıllar sonra açıklanan ilk askeri eylem izledi.
ABD'den Türkiye'ye etkin ve zamanlı istihbaratın uydu ve casus uçaklar yoluyla toplanan, yani Türkiye'nin elinde olmayan teknik imkânlara dayanan bilgi olduğu konuşuluyor.
İstihbarat, yani belirli bir amaçla bilgi toplama, derleme ve değerlendirme faaliyeti yakın zamana dek ülkelerin kıskançlıkla kendilerine sakladığı bir değerdi. Şimdi, kısmen paylaşılan bir değere dönüştü. Bunda Soğuk Savaş'ın sona ermesi yanı sıra ve belki ondan da çok, terörizmin uluslararası, sınır aşan bir faaliyete dönüşmesinin ve birçok ulusu birden tehdit eder nitelik kazanmasının payı var.
Sınır aşan deyimi önemli, çünkü nasıl balistik füzeler ve elektronik propaganda faaliyeti ülke sınırlarını aşıyorsa, belli bir güce ulaşmış yeraltı hareketlerinin ve bunların kendi aralarında oluşturduğu haberleşme ağının vuruş gücü de sınır tanımıyor. Dolayısıyla istihbarat örgütleri, çıkarları uygun düştüğü zaman ve uygun düştüğü ölçüde yardımlaşıyor.
Bunun örneğini 1999'da PKK lideri Abdullah Öcalan'ın ABD haber alma örgütü CIA'in yardımıyla MİT tarafından yakalanıp Kenya'dan Türkiye'ye getirilmesinde de yaşamıştık. En büyük rol CIA'in olmuştu ama, sanıldığının aksine İsrail istihbaratı Mossad'dan çok, örneğin Mısır İstihbaratı El Muhaberat Türkiye'ye destek vermişti. Keza İran'ın da rolü vardı.
Ekim 2004'te yayımladığım "Kürt Kapanı" kitabı için yaptığım söyleşilerde, dönemin başbakanı merhum Bülent Ecevit şöyle diyordu:

  • "İstihbarat örgütleri arasında, en akla gelmeyecek ülkelerin örgütleri arasında, hükümetlerarası, devletlerarası diyalogdan, işbirliğinden daha yakın, daha sıcak bir ilişki vardı. En ihtiyaç duyduğunuz bilgi, en aklınıza gelmeyek ülkenin örgütünden, ihtiyaç duyduğunuz an geliyordu. Bu yolla sadece bilgi değil, ülkelerarası insan değişimleri de yapılıyordu. Birbirlerine yalan söylemiyorlardı. İlginç bir mesleki dayanışma kurmuşlardı."
    CIA'in Öcalan'ın yakalanması konusunda Türkiye'ye verdiği destekte, MİT'in Lockerbie'nin Libyalı bombacılarının yerinin saptanması konusunda CIA'e verdiği desteğin getirdiği güven ilişkisinin payını da yine o kitapta ortaya koymuştum.
    Ortak çıkarlar söz konusu olunca istihbarat paylaşımı mümkün oluyor da, ortak çıkarları saptamak her zaman mümkün olmuyor. Çünkü örneğin sizin bir ülkeyle, diyelim bugünkü örnekte ABD ile saptadığınız ortak çıkar, bir başka ülke ile, diyelim İran ile ortak çıkarlarınıza zarar verebiliyor.
    Orta noktayı bulmak kolay değil.
    Bugün Ankara'da Bilkent Üniversitesi'nde başlayacak ve iki gün sürecek bir konferansta, işte tam da bu konu, 'Uluslararası İstihbarat İşbirliği' ve bunun yöntemleri tartışılacak. Türkiye'de daha önce bir örneği görülmemiş bu konferans, NATO bütçesiyle yapılıyor. Katılımcılar arasında ilginç isimler var. Emekli MİT Müsteşarı Büyükelçi Sönmez Köksal, Pakistan'ın (El Kaide ile aktif savaş yürüten) İç İstihbaratının halen başında bulunan Tariq Parwaz, Yıllarca İngiliz iç istihbarat Servisi MI5'da çalıştıktan sonra şimdi Oxford'da ders veren Michael Herman, İsrail'in eski askeri istihbarat başkanı Aharon Zeevi-Farkash, Mısır askeri istihbaratından Amiral Mamdouh El Imam, Türkiye'nin (Roj TV nedeniyle sıkıntı yaşadığı) Danimarka'da emniyet istihbaratını temsil etmiş olan Hasan Yön, Yunanistan'da istihbarat araştırmaları yapan John Nomikos, İspanya'dan Gustavo Diaz-Matey, ABD Deniz Akademisi istihbarat öğretmeni Derek Reveron ve ABD'nin güvenlik konularında uzman düşünce kuruluşu RABD'ın başındaki Greg Treverton bu isimlerden bazıları.
    Türk Genelkurmayı ve MİT'i de konferansa yakın ilgi gösteriyor.
    İlginç bir konferans olacağa benziyor.