İyi terörist

Sorunlarla yüzleşmiyor, ama çözülmemelerine şaşıyoruz. Bayrama iç sıkıntısıyla giriyoruz.

Son iki gün içinde gelen ve iç sıkıntısına yol açmayan tek haber, Nobel Edebiyat Ödülü'nün İngiliz yazar Doris Lessing'e verilmesi oldu. Neredeyse geçen yıl Orhan Pamuk'un bu ödülü hak ettiğine memnun olduğum kadar memnun oldum. Lessing de Pamuk gibi, iyi yazar sıfatını Nobel ödülüne muhtaç olmadan alan yazarlardan çünkü.
Şimdiye dek Nobel ödülü alan en yaşlı (87) yazar olan Lessing, tam da (çocuğu yaşında olabilecek) Pamuk gibi çemberin hemen dışında durmasına karşın, içini çok merak edip, onu yazıyor.
Örneğin (Altın Defter, 'The Golden Notebook' gibi) bazı romanları, İngiltere'de ve dünyada feminist hareketin başucu kitaplarından sayılmasına ve modern yaşamda kadın davranışını içeriden çok iyi anlatmasına karşın, feministlere hep eleştirel bakabilmiş, ama dost da kalabilmiş.
İyi Terörist, İngilizcesiyle 'The Good Terrorist', Lessing'in belki o kadar öne çıkan romanları arasında değil. Ama en azından benim ruh dünyamda özel yeri olan romanlardan biri.
1985'te yayımlandı, ben 1987'de okudum.
Lessing bu romanda, İngiliz orta sınıfından iyi bir aileye doğmuş, iyi eğitim almış, ama gençliğinden beri sol-komünist hareketler içinde bulunmuş Alice adlı bir militanı anlatır. Alice, bağlı bulunduğu dar bir grup olan Komünist Merkez Birlik, İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu (IRA) ile işbirliği yapma kararı alınca ciddi çelişkiler yaşamaya başlar. Şimdiye dek terörist olarak gördüğü kişilerle işbirliği onu sarsar ve üstelik işi bilen, göz kırpmadan adam öldürebilecek şekilde bilenmiş ve eğitilmiş profesyonel eylemciler olan İrlanda ayrılıkçıları, kısa sürede bu küçük, ama büyük şehirlerde lojistik imkânları olan sol grubun inançlı amatörlerini etki ve hâkimiyeti altına alır. Alice ve arkadaşları da 'o teröristlerden' biri haline gelmeye başladıklarını fark ederler. İşler, bütün eylem birliği sahnesinin arkasında Sovyet gizli servisi KGB bağlantılarının ortaya çıkmasıyla daha da karışır. Neticede Alice, bütün gençlik ideallerini geride bırakmak pahasına, artık ait olmadığına inandığı bu dünyadan acı verici olaylarla kopar.
Soğuk Savaş koşullarında ve Soğuk Savaş'ın Sovyetlerin çözülüşüyle son bulmasına ramak kala atmosferde yazılan bu romanı daha önce okumamış ve şimdi okumak isteyenlere, İngiliz casusluk romanları ustası John Le Carré'nin Soğuk Savaş'ın bitimi üzerinden bir de 11 Eylül geçtikten sonra, 2003'te yayımladığı Eski Dostlar, İngilizcesiyle 'Absolute Friends' ile birlikte ve bu sırayla okumalarını öneririm.
Türkiye, Soğuk Savaş yıllarından bu yana, hatta daha öncelerinden itibaren bitmek bilmeyen iç çelişkilere, gerilimlere sahne olan ülkeler arasında. Cumhuriyetin idealizmi, demokrasinin imkânlarıyla Türkiye'yi coğrafyasını kullanarak ileri sıçratmak isterken, tarih buna izin vermiyor; Türkiye'yi eteklerinden çekiyor.
Önceki gün ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde 21'e karşı 27 oyla 1915 olaylarının Türklerin Ermenilere yönelik soykırım girişimi olduğu yolunda bir karar çıktı. Kararın, Temsilciler Meclisi'nde muhtemelen kasım ayında ve muhtemelen Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı George Bush ile görüşmesi sonrasında oylanması gündemde. En azından oylanıp oylanmayacağına o aşamada karar verilecek.
Üstelik bu görüşme, ekim sonunda İstanbul'da yapılması öngörülen Irak'a Komşu Ülkeler toplantısından sonra yapılacak. İstanbul toplantısının fikir babası ve ev sahibi Türkiye'nin Meclis'e muhtemelen o tarihe dek hükümete, gerektiğinde terörist saldırıları bertaraf etmek için Irak'a asker sevk edebileceğine ilişkin bir izin vermiş olacak; tezkere tartışmasının anlamı bu.
O gün ABD Başkanı'na 'Ağırlığını koyarsan, oylanmaz' diyecek olan Türk Başbakanı'nın, bir yandan da PKK'nın Irak kaynaklı terör eylemlerini engellemesi talebini umutsuzca tekrarlayacak olması hazin.
Hazin ve Türkiye'nin tarihi coğrafyasından yararlanmasını önlüyor derken bunu kastediyorum.
Sonra, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'un '23 yıldır PKK'ya militan katılımını önleyemedik' diyen akılcı özeleştirisini yadırgıyoruz.
Hem de bu sözlerin üzerinden birkaç gün geçmeden PKK'nın katlettiği 13 şehidin acısı yüreklerdeyken. Gerçekle yüzleşmek yerine, görmezden gelmeyi tercih ediyor ve sonra sorunların neden hâlâ çözülmediğine şaşırıyoruz. Tarihle yüzleşmek yerine, etrafından dolaşacağımızı sanıyor ve bunun sonuçlarına üzülüyoruz.
Bayrama bu iç sıkıntısıyla giriyoruz. Yine de bayramın bize güzel, sağlıklı ve mutlu günler getirmesini diliyoruz.