İzmir-Diyarbakır hattı

İki gün önce Erbil-Diyarbakır hattını Diyarbakır'da yazarken, aynı toplantıda konuştuğumuz HaberTürk yazarı Soli Özel, endişe içinde İzmir'i anlatıyordu.

İki gün önce Erbil-Diyarbakır hattını Diyarbakır’da yazarken, aynı toplantıda konuştuğumuz HaberTürk yazarı Soli Özel, endişe içinde İzmir’i anlatıyordu.
Kendisi de İzmirli olan Soli, İzmir’de daha önce laiklik konusunda (en geniş katılımlı Cumhuriyet mitingi) gördüğü kutuplaşmanın, Kürt açılımı, özellikle de Habur sonrasında neredeyse Kürt düşmanlığına varmaya başladığı saptamasında bulunuyordu. İzmir gibi doğudan yoğun göç alan bir şehir için bu tehlikeliydi.
Pazar günü, bir başka İzmirli gazeteci Ergun Babahan, Star gazetesinde ‘Kürtlerden korkan İzmir olamaz’ başlıklı yazısında benzeri endişeyi dile getiriyordu. İzmir’in modernlikten yalnızca Kordon’da rakı ve mini etekli genç kızları mı anladığını sorguluyordu. (Tarhan Erdem’in araştırmasına göre, Türkiye’de bir ‘endişeli modernler’ sosyal grubu var. Bunlar için laiklik tek siyasi kriter ve AK Parti’den gelen her harekete bu nedenle refleks olarak karşı koyuyorlar.)
Daha Babahan’ın yazısının mürekkebi kurumadan İzmir’den Ahmet Türk’ün de içinde bulunduğu DTP konvoyuna yönelik protestonun, siyasi protesto hakkı sınırlarını aştığı, yer yer saldırıya dönüştüğü haberleri geldi. Buna karşılık olarak da bir grup DTP’li MHP binaları önünde toplanmış, polis gerilimi havaya ateş açarak dağıtmıştı.
İzmir’den gelen şiddet dolu protestoya gerekçe olarak DTP’lilerin Habur’dan giriş yapan PKK militanı kıyafeti giydirdiği çocukları zafer işaretleriyle gösterilere katmış olması gösteriliyor. Ancak Özel ve Babahan’ın olaylardan önce yaptıkları saptamalardan, bu olmasa başka bir gerekçenin olayları ateşleyebileceği sonucuna varılabilir.
DTP’nin bu tepkilerin üzerine gitmekten çekinmediği de Aysel Tuğluk’un “Kürtler de yarın bir gün Diyarbakır’a kimseyi sokmazsa ne olur?” diye sormasından belli. Böyle bir eylemin çok kolay kışkırtılabilir, uygulanabilir ve herkes için çok ağır sonuçlara yol açabilir olduğunu unutmamak lazım.
Kürt açılımı, Türkiye’nin birlik içinde demokratikleşmesini sağlayabilirse, yalnızca iç barışa katkıda bulunmaz, aynı zamanda Türkiye’nin Batı’yla entegrasyonunu hızlandırabilir. Ancak gelinen noktada Türkiye’nin Batı’ya açılan penceresi İzmir ile, Doğu’ya açılan penceresi Diyarbakır’ı karşı karşıya getirmiş bulunuyor.
Hükümetin hesaplarına Erbil-Diyarbakır hattı kadar İzmir-Diyarbakır hattını da katmasında ülkenin selameti açısından yarar var.

PKK’lı Karayılan’ın son mülakatı
Dün hem gazetecilik bakımından, hem de Kürt açılımı sürecinin genel gidişi açısından en önemli haber PKK’nın Kandil’deki fiili lideri Murat Karayılan ile (muhabirleri Osman Sağırlı tarafından) yapılmış bir özel mülakatın yayımlanması idi.
Karayılan’ın dedikleri önemliydi, ona geleceğiz, ancak daha önemlisi bu mülakatın Türkiye gazetesinde yayımlanması oldu.
İki nedenden dolayı:
1- Muhafazakâr sağ ve iktidarı destekleyen çizgisini saklamayan Türkiye gazetesi, şimdiye dek DTP’nin resmi açıklamalarını dahi ‘bölücülük propagandası olmasın’ diye vermekten kaçınan bir yayın politikası izledi. PKK yöneticileriyle yapılmış mülakatların yayımlanmasına eleştirel yaklaştı. Dolayısıyla Türkiye’nin bu mülakatı yapması ve yayımlaması kaydedilmeli.
2- Karayılan’ın gazetenin bu özelliğini niteliğini bilerek, sözcüsünün ‘Türk medyası söylediklerimiz yerine akıllarındakini yazıyor’ ihtiyatıyla (ve ifadesiyle ‘uzun bir yoldan gelerek’) Türkiye gazetesine konuşmuş olması da yine kayda geçmeli.
Söylediklerinden öne çıkanlar ise şöyle özetlenebilir:
1- Kürt meselesinin Meclis’te tartışılması bile önemlidir. Ama ‘biz de 30 yıldır burada siyaset yapıyoruz’. PKK muhatap alınmalı.
2- ‘Silahlı mücadelede ısrar etmiyoruz’. ‘Kürt sorununun özerklik temelinde çözülmesi’ amacıyla
diyalog ve barışa varız.
Karayılan’ın talebi, kuşkusuz Anayasa değişikliği ve bir tür eyalet sistemi gerektiriyor. Ayrıca Kürt sorununda cesaret gösteren Turgut Özal ile karşılaştırdığı Başbakan Tayyip Erdoğan’ı ‘PKK’nın tasfiye edilmesi gereken bir mahluk’ gibi gösterdiği için eleştiriyor. Diğer yandan ‘Kürt sorununun kökü dışarıda’ tespitinde Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile birleşiyor.
Bu mülakatın sürecin seyri açısından önemi ileride daha iyi anlaşılabilir.