Juncker mektubu da Rogers Planı gibi olmasın

Juncker mektubu mutlaka önemli bir aşamadır. AB'nin Türkiye'ye bu defa olumlu yaklaştığını göstermeyi amaçlayan bir iyi niyet mektubudur. Ama bir garanti değildir.

AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in Başbakan Ahmet Davutoğlu’na yazdığı önemli mektubu dün Serkan Demirtaş’ın haberinden okuduk.

Juncker, 29 Kasım’da yapılan ve Suriye’li mülteciler üzerine Türkiye’ye yapılan teklifin konuşulduğu toplantının devamı niteliğinde taahhütlerde bulunuyordu.

Buna göre, Juncker Türkiye’nin istekleri arasında bulunan “6 maddenin derhal açılmasına” değiniyor. Zaten 17 Aralık’taki AB Konseyi’nde açılacağı bildirilen bir madde dışındakilerde de “2016’nın ilk çeyreğinde” ilerleme vaat ediyordu.

***

Ancak bu beş madde, Kıbrıs Rum hükümetinin vetosu altındaydı.

Halen BM gözetiminde Kıbrıs Türk hükümetiyle görüşmeler yürüten Kıbrıs Rum hükümeti ise vetoyu kaldırmayacağını her fırsatta ilan ediyordu.

Juncker ise bir şekilde Kıbrıslı Rumları ikna edeceklerini ima edip bu sözü güvence kabul ederek Türkiye’den (muhtemelen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da davet edileceği) 17 Aralık Brüksel zirvesinde uygulama planını peşinen kabul etmesini istiyordu.

***

Türkiye bu planı kabul edip uygulamaya başlar ve Kıbrıslı Rumlar vetoyu kaldırmaz, Türkiye’nin AB ile entegrasyonu önündeki engeli kaldırmaz ise ne olacağına dair bir işaret yok Juncker mektubunda.

***

Juncker mektubu mutlaka önemli bir aşamadır.

AB’nin Türkiye’ye bu defa olumlu yaklaştığını göstermeyi amaçlayan bir iyi niyet mektubudur.

Ama bir garanti değildir.

***

Ayrıc, Juncker mektubunun da Türkiye’ye daha önce Rogers Planı ve Lipponen mektubunun Annan Planı'nın yaşattığı ağır hayal kırıklıklarını yaşatmaması için Ankara’nın geçmişte kalan bu örnekleri hatırlaması, hatırlatması gerekiyor.

***

Biz başlayalım hatırlatmaya.

Tarih 14 Ekim 2005. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal odasında Finlandiya ve Yunanistan eski başbakanları Paavo Lipponen ve Yorgo Papandreu’yu kabul ediyor.

Daha kısa süre önce, 3 Ekim’de Türkiye ile yeni katılım belgesi imzalanmış ve belge Başbakan Tayyip Erdoğan’ın belli etmemeye çalışmasına rağmen AK Parti hükümeti için tam bir soğuk duş olmuştur.

***

Çünkü zaten Erdoğan 2004’de Annan Planı çerçevesinde yapılan Kıbrıs referandumunda, Türk tarafının “Evet”, Rumların “Hayır” demesine karşın, Rum hükümetinin (Almanya’nın Yunanistan ile yaptığı Polonya pazarlığı sonucunda) ödüllendirilip üye alınmış olmasına haklı olarak fena bozulmuştur.

Şimdi 3 Ekim’de Türkiye’nin karşısına Kıbrıs Rum hükümetinin tanınması veya sorunun çözümü bir ön şart olarak çıkarılmıştır.

Yetmiyormuş gibi, daha önce örneği görülmemiş şekilde müzakereler toptan değil madde madde yapılacak şartı getirilecek ve pek çok madde üzerinde Kıbrıs Rum vetosu olacaktır.

***

Baykal, Lipponen’e 10 Aralık 1999’da, yine böyle bir AB Konseyi öncesinde AB dönem başkanı Finlandiya’nın başbakanı sıfatıyla dönemin başbakanı Bülent Ecevit’e yazdığı mektupta “Kıbrıs üyelik ön şartı olmayacak” diye yazmış olduğunu hatırlatır.

Ecevit o gece AB Dış Politika Sorumlusu Javier Solana ve Genişleme Sorumlusu Günther Verheugen’in, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın özel uçağı ile Ankara’ya gelip Lipponen’in o mektubu sunması üzerine ortakları Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli’nin de onayıyla Helsinki’ye gitmiş, Türkiye’yi üye adayı sayan belgeyi imzalamıştır.

Lipponen, Baykal’a “Ama biz garanti vermemiştik” deyince, Baykal kendi makamını terk ederek ağırlamanın geri kalan kısmını yardımcısı Onur Öymen’e bırakır.

Aslında Erdoğan’ı da Rogers Planı ve Lipponen mektubu gibi “tuzaklara” düşmemesi konusunda uyarmıştır, ama olan olmuştur.

***

Gelelim Rogers Planı'na, özellikle genç okurlarımızın hafızasını tazelemekte yarar var bu önemli konuda.

Orgeneral Kenan Evren 12 Eylül 1980’de kendi liderliğindeki bir askeri darbeyle Süleyman Demirel hükümetini devirip meclis ve anayasayı ortadan kaldırdığında gerekçesi “anarşi ve terörün memleketi uçurum kenarına getirdiği olmuştu.

Oysa darbe hükümetinin aldığı ilk karar ülkeyi gerçekten bir iç savaşa taşımakta olan kutuplaşma üzerine olmadı.

***

12 Eylül darbe hükümetinin aldığı ilk karar, Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönüşünü onaylamak oldu.

Darbe hükümeti, Demirel ve kendisinden önceki Ecevit hükümetinin karşılığında kazanım olmadan imzalamayı reddettiği planı onayladı; bu plan o zamanki NATO Başkomutanı olan Amerikalı orgeneral Bernard Rogers’ın adıyla anılan Rogers Planı idi.

Sorulduğu zaman evren ne dedi biliyor musunuz?

***

Evren Rogers’tan “asker sözü” almıştı; Türkiye ve Yunanistan AB’ye (o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğuna, AET) birlikte alınacaktı.

Yunanistan 1981’de, biraz da Türkiye’deki darbe hükümeti korkusu üzerinden, hiçbir koşulu yerine getirmesine gerek duyulmadan AB (AET) üyesi oldu.

Demokrasinin askıya, temel hak ve özgürlüklerin ayaklar altına alındığı darbe yönetimindeki Türkiye ise alınmadı, hatta bütün ilişkiler kesildi.

Bunu gidip Rogers’a sormak ne yazık ki mümkün olamadı, çünkü çoktan emekli olmuştu, sözünü hatırlayan da yoktu zaten.

***

İşin özeti şu:

Juncker’in mektubu önemlidir, ama bir garanti değildir.

Yarın Juncker gider, başkası gelir, o mektubun bir hükmü kalmaz. Gitmese de mektup oybirliği ile alınan AB Konseyi kararı yerine geçmez.

***

Türkiye bakımından garanti, Juncker’in mektubu değil 17 Aralık’ta toplanacak –ya da her ne zaman toplanacaksa- bir AB Konseyi kararı sayılmalıdır.

Aksi halde Türkiye taahhüt altına girer, ama Kıbrıs Rum hükümeti vetosunu kaldırmadığı müddetçe, o müzakere başlığı açılmadığı sürece, AB istediği kadar “Vizeyi kaldıracağım” desin, Erdoğan ve Davutoğlu istendiği kadar zirvelere davet edilsin, Türkiye-AB entegrasyonu açısından somut, hukuki adım atılmış sayılmaz.

Erdoğan’ın da, Davutoğlu’nun da bir kısmına kendi acı tecrübeleriyle de sahip oldukları bu yakın tarih tecrübesiyle konuya yaklaşmalarında, AB’ye tam taahhütte bulunmadan önce vaatlerden çok Konsey garantileri aramalarında  Türkiye’nin çıkarları açısından fayda ve zorunluluk vardır.

***

Aksi halde diplomasi tarihimizin hatırlanmak istenmeyen örnekleri arasında Rogers Planı, Lipponen Mektubu, Annan Planı gibi örneklerin yanına Juncker mektubu da eklenebilir.

Allah’a emanet etmeden önce sağlam kazığa bağlamak gerekiyor, bu hepimizin geleceği çünkü.