Kadın sorunu yok, erkek sorunu var

Türkiye'de kadına yönelik baskı ve şiddet tekil değil, giderek yaygınlaşıyor

Kadınların ve çocukların başına gelenlerden sorumlu yeni bakanımız Selma Kavaf geçenlerde bir televizyon kanalında kadına yönelik şiddete karşı asıl çarenin erkekleri eğitmekten geçtiğini söyledi.
Söyledi ve topa tutuldu. Eleştirenler, Kavaf’ı sorunu uzun vadeye erteleyerek kenarından dolaşmaya çalışmakla suçluyordu.
Bakan da haklıydı, eleştirenler de. Eleştirenler şu nedenle kısmen haklıydı: Evet, eğitim bu işte en önemli adımdı, ama etkisi uzun vadede görülebiliyordu. Oysa Türkiye’de her geçen gün kadınlara uygulanan yeni bir vahşet yaşanıyor.
Ve uzun vadede mutlaka etkisi görülecek eğitim önlemi, mesela önceki akşam Siirt’te bir radyodaki arkadaşını ziyarete gittiği için erkek akrabaları tarafından önce dövülen, sonra ısrarlı bir takiple cankurtaranın önü kesilerek acımasızca bıçaklanan genç kızı kurtarmıyor.
Bakan da kısmen haklı: Öncelikle, bakanlığı nedenlerden çok sonuçlarıyla ilgilenmek üzere kurulmuş. Önleyici olamıyor, iş işten geçtikten sonra kurbanların durumunu hafifletmekle görevli.

Sorun erkeklerde
Ama Kavaf’ın asıl haklı olduğu ama belki siyasetçi kimliği nedeniyle yeterince açık vurgulamadığı nokta şu: Türkiye’de kadına yönelik şiddetin, baskının, ayrımcılığın sebebi erkekler.
Bakanın eksik söylediği yer de burası: İş yalnızca eğitimde değil. Evet, o koltuğun eski sahibi Nimet Çubukçu’ya düşen önemli bir iş var. Daha okul öncesi eğitimden başlayarak erkek çocuğa kız kardeşinden üstün olmadığının duygusunu vermek gerek. Kolay iş değil. Çünkü okulda bunu öğrenen erkek çocuk evde annesinin babasından dayak yediğini, annesinin bunu ‘kocamdır döver’ diye sineye çektiğini, dahası bunun ‘töre olarak’ kızına aktardığını ve kendisinin kız kardeşine gardiyanlıkla sorumlu tutulduğunu yaşadıkça, okulda öğretilenin gücü zayıflayacak. Bundan yılgınlığa düşmemek, sürdürmek gerekiyor.
Ama asıl iş bu vahşete kalkışan, sözde üstünlüğünü ispat için kadınlara dayağı, tecavüzü, ölümü reva gören erkekleri yaptığına pişman etmekten geçiyor.
Avrupa Birliği reformlarıyla değişen ceza yasalarında ‘namus’ ve ‘töre’ gibi gerekçeler hafifletici cinayet sebebi olmaktan çıkarıldı. Ama uygulamada hâlâ türlü insafsızlık devam ediyor.
Dedesi yaşındaki utanmaz adamın tacizine uğrayan on dört yaşındaki kıza ‘zarar görmemiştir’ raporu veren zihniyet, alttan alta erkek egemen toplum kültürünü yaşatmaya çalışmıyor mu?
Gencecik Münevver Karabulut’u işkenceyle öldürüp, testereyle parçalayıp çöplüğe atan, ya da atanların yakalanamaması ardında insan hayatına verilen değerin önüne geçen başka değerlerin söz konusu olabileceği yeterince sorgulanıyor mu?

Yanlış mesaj verilmemeli
Kadını baskı altında tutup öyle kalmasını isteyenlerin pişman edilmesi için asıl
sorumluluk güvenlik ve yargıya düşüyor.
Milli Eğitim Bakanlığı, kadın ve çocuk bakanlığı ile birlikte uzun vadeli önlemler alacak, bir yandan devam eden vahşetin sonuçlarıyla uğraşacaklar. Ama asıl caydırıcılık İçişleri ve Adalet bakanlıklarının görev alanında. İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in bu konunun üzerinde özellikle durması, hâkim ve savcılara verilecek eğitimde kadın-erkek eşitliğine özel önem verilmesi gerekiyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını utanç verici bulması bence doğru bir tepki değildi bu anlamda: Kadına yönelik şiddet Türkiye’de tekil olay değil çünkü; giderek de yayılıyor. Bu tür beyanların kasıt o olmasa bile saldırganlara cesaret verebileceği göz önünde tutulmalı.
Medyaya da iş düşüyor. Nasıl terörizmle ilgili konularda bir yandan kamuoyunun doğru bilgi edinme hakkının korunması, diğer yandan o eylemle oluşturulmak istenen dehşet atmosferinin yansıtılmaması sorumlu yayıncılık sayılıyorsa, kadına yönelik şiddet konusunda da benzeri kaygının gözetilmesi gerekiyor.
Kadına yönelik baskı ve şiddetin yapanın yanına kâr kaldığı ortamda, caydırıcılığı azaltıcı, dehşet hissi uyandırarak kadın üzerindeki psikolojik baskıyı artırıcı yayından kaçınmak gerekiyor.
Kolaya kaçılarak tamamen sonuçlarla ilgili olan kadın bakanları hedefe koymak yolu da buna dahil.