Karanlık saldırının karanlık noktaları

Bu kadar insanımız öldürülürken hiçbir resmi şahsiyetin hiçbir kusuru olmuyor mu acaba?

Her cinayetin ilk sorumlusu katildir.

Bunda hiçbir tereddüt olamaz. 13 Mart Ankara’da –dün itibarıyla 37 kişinin öldürülmesine yol açan intihar eylemi de alçakça bir terör saldırısıdır.

Terörün ta kendisi, yalın halidir, neresinden baksanız karanlık bir saldırıdır.

***

Bu saldırı, Ankara’da son bir ay içinde araçtaki canlı bombalar tarafından yapılan ikinci terör saldırısıdır; daha 17 Şubat’ta benzeri bir saldırıda 29 kişi öldürülmüştü.

Bu saldırı, Ankara’da son 5 ay içinde intihar bombacıları tarafından yapılan üçüncü terör eylemidir; 10 Ekim 2015’te 103 kişi öldürülmüştü.

Yetkililer 10 Ekim saldırısından iki IŞİD militanının sorumlu olduğunu açıklamış, 17 Şubat saldırısını ise PKK’nın gölge örgütlerinden TAK üstlenmişti.

Bu son saldırının da biri PKK davası zanlısı iki militan tarafından işlendiği üzerinde duruyor hükümet.

***

Suriye iç savaşıyla fazla içli dışlı olunması, deyim yerindeyse Türkiye’nin oralardan mikrop kapmasına yol açtı.

PKK ile diyalog sürecinde hâkim olan çatışmasızlık, PKK’nın Türkiye’de de Kobani benzeri kurtarılmış bölgeler oluşturma niyeti sonucu yerini yeniden şiddet ortamına bıraktı.

Tedavi umudu olan hastalıkların depreşmesinin yanı sıra bir de IŞİD gibi yeni belalar ortaya çıktı.

***

Eğri oturup doğru konuşalım, Suriye iç savaşında sahnede olan terör örgütleri Türkiye’yi bir hesaplaşma alanına çevirmek istiyor.

Bu örgütlerden bazıları zaman zaman koalisyonlar kurup işbirliği içinde saldırıyor. Belki bazılarının arkasında istihbarat örgütleri var ve amaçları Türkiye’yi Suriye’de ateşkesi bozan, NATO şemsiyesini ihlal eden taraf olmaya kışkırtmak.

Ama yine eğri oturup doğru konuşalım ki, her ülkede hükümetlerin birinci görevi vatandaşlarının can güvenliğini korumak, bunun için gerekli önlemleri almaktır.

Nasıl terör eyleminin birinci sorumlusu terörist ise, vatandaşın can güvenliğinin birinci sorumlusu da –hükümete kayıtsız şartsız destek vermeyen muhalefet partileri değil, hükümetin kendisidir; o yüzden oy veriyor, seçiyor ve dört yıl bizi yönetmekten sorumlu olmasını istiyoruz.

***

Dün mesela CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Başbakan Ahmet Davutoğlu’na hitaben bir soru sordu: Ankara’nın neden hala bir emniyet müdürü yok diye.

Ankara’nın 17 Şubat’tan sonra kendine özel güvenlik stratejisi açıklanmıştı ama 14 Ekim 2015’ten (yani 10 Ekim saldırısı sonrasında görevden alınan Kadri Kartal’dan) bu yana atanmış bir emniyet müdürü yoktu.

Başka sorular da var elbette.

***

Mesela, eylem olup insanlar öldürüldükten sonra, teröristlere, araçlarına, cemaziyülevvellerine dair bütün bilgiler açıklanıyor.

Oysa aynı zamanda öğreniyoruz ki meğer bir süredir hangi plakalı hangi araçların bombalı olma şüphesiyle ortalarda dolaştığına dair istihbarat raporları verilmiş hükümete.

Komplo teorisyenleri ABD Büyükelçiliği'nin kendi vatandaşlarına yaptığı Bahçelievler-Kızılay uyarısının üzerine atladılar hemen: acaba Amerika yaptırmış olabilir miydi?

Amerikalılar hemen kaynağın Türk hükümeti olduğunu açıkladılar, onlar sadece kendi vatandaşlarını Türk istihbaratının bilgisine dayanarak uyarma görevlerini yapmışlardı.

***

Şimdi yine güvenlik zirveleri toplanıyor, toplansın; yine terörle mücadele kararlılığı vurgulanıyor, tabii vurgulanacak; partiler ortak tavır sergilesin deniyor, sergilesinler elbette…

Ama bu kadar insanımız öldürülürken hiçbir resmi şahsiyetin hiçbir kusuru olmuyor mu acaba?

Şimdi “İstifa neyi çözer?” demeyin lütfen, demokratik hesap verme, kendisini seçmene affettirme sisteminin bir parçasıdır o da.

Ama geçtik istifadan, şu zirveler, istihbarat raporları, yeni stratejiler filan artık sonuç versin, güvenliğimiz demokratik zeminde sağlansın, bunu istiyoruz.

Çok şey mi istiyoruz?