Kavgayla bitti, barış getirebilecek mi?

2014'ün tamamını gerilimli geçirdik. Yılın son gününde bile bu gerilim devam etti. Peki 2015 ne getirecek?

Yılın son gününü de gerilimle bitirdik.

Önce Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Yeni Yıl” mesajı geldi.

Öncelikli iki mesele vardı gündeminde: Biri Kürt meselesi, diğeri “Paralel”, yani Gülenciler.

Zaten bir gün önceki Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) da bu iki mesele masadaydı.

Duvarda Atatürk portresi olmaması doğal olarak konuşuldu ya, o toplantıda.

İkisi de iç kavga konusu.

Ardından Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 22 Ocak’taki TÜSİAD Genel Kurulu’na katılmayacağı haberi geldi.

Madem TÜSİAD Başkanı Haluk Dinçer “Muhatabımız Cumhurbaşkanı değil, Başbakan” demişti ve madem Erdoğan artık Türkiye’nin en büyük sermaye grubu toplantılarına gitmeyecekti, Davutoğlu kendisinin de orada yeri olmadığını düşünmüştü.

Bir iç kavga hattımız daha oldu.

***

Gelelim dışarıya.

Suriye ve Irak zaten iç meselemiz sayılır artık.

Sadece 1.5 milyonu geçen, içimizi parçalayan Suriyeli mülteciler nedeniyle değil.

Suriye’deki iç savaşı El Nusra ve Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) üzerinden, Irak’taki iç savaşı da yine IŞİD ve Kürt meselesi üzerinden zaten ithal etmiş bulunuyoruz.

Beş yıl önce bölgedeki bütün ülke ve gruplarla temasta olmakla, aralarını bulmakla övünüyorduk. (Kıbrıs Rum ve Ermenistan hükümetleriyle yoktu, ama eli kulağındaydı, Abdullah Gül çalışıyordu en azından.)

Üç yıl önce hiç değilse hepsiyle hala resmi ilişkimiz vardı.

Üç yıl sonra bugün Mısır, Suriye, İsrail’de büyükelçiliklerimiz yok. İran ve Rusya ile Suriye ve Ukrayna gibi çelişkilerimizi petrol ve gaz ticareti aşkına görmezden geliyoruz.

Avrupa Birliği’ne potsa koymadığımız gün yok gibi.

Hesapta en yakın müttefikimiz ABD ile ilişkiler “Dost kalalım, temasta olalım” düzeyinde, o da ABD’nin Türkiye’den askeri çıkarları sayesinde.

En çok Hamas lideri Halid Meşal ve neredeyse bütün Arap yönetimleri tarafından terörist ilan edilen Müslüman Kardeşler ile dostluğumuzla övünüyoruz.

“Değerli yalnızlığımızı”, ne kadar haklı olduğumuza delil sayıyoruz.

Ve Ermeni meselesinde 100’üncü yılın içine girmişken hala “Bir şey olmaz” makamından mezarlıkta ıslık çalıyoruz.

***

Ekonomiye gelmesek olmaz.

Türkiye, sırası gelen her ülkenin üstlendiği G-20 dönem başkanlığını aldığı 2015 yılında G-20’deki sırasını yitirebilir. 2011’de 16, 2013’de 17’inci en büyük ekonomi sayılan Türkiye, 2015’de 19’uncu sıraya gerileyebilir.

Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan dahi diyor ki, yatırımlar bakımından en büyük sorun Türkiye’ye dışarıdan bakanların bağımsız yargı göremiyor olmasıdır.

Gelir dağılımındaki eşitsizlikte Türkiye utanç verici durumdadır; dünyanın üçüncü büyük ekonomisi Japonya’dan daha fazla dolar milyarderine sahip ülkemiz.

Büyüme hızının tahminlerin ötesinde azalmasına karşın cari açık artıyorsa, iki yakanın bir araya gelmesi zorlaşıyor demektir.

***

İşin 2015 bakımından daha ilginç yanı ne biliyor musunuz?

Bu iç ve dış sorunların daha çok yılın ilk yarısında yoğunlaşacak, sıkışacak olması.

Gerek Kürt meselesinde, gerek ekonomide, Gülencileri devlet kadrolarından çıkarılmasında ve Ermeni meselesinde Mart-Nisan aylarında korkunç bir sıkışma bizi bekliyor.

Sonra Haziran’da seçim…

Davutoğlu bakımından seçim bir sınav niteliğinde; Erdoğan’ın 2014’de Cumhurbaşkanı seçilirken aldığı yüzde 52 şöyle dursun, 2011’de Ak Parti’nin aldığı yüzde 50 oyu koruması gerekecek.

Erdoğan bu nedenle Anayasal bağımsızlığı fazla sorun edeceğe benzemiyor. Her gün bir başka açılış, bir başka konferansta konuşarak fiilen seçim sathında olacaktır.

Amacı Anayasa değişikliğiyle şimdiki gibi fiilen değil, resmen de başkanlık, ya da yarı-başkanlık rejimine geçmektir; bunu saklamıyor da zaten, hiç saklamadı.

Bu sonucu alması biraz Kürt çözüm sürecindeki gidişe bağlı olacak.

Zaten o süreç seçimden önce siyasi çözümle sonuçlanmazsa, başımızda seçimden çok daha ciddi bir iç barış sorunu var demektir.

İyi diyelim, iyi olalım, değil mi?