Kaygan zeminde Ankara siyaseti

Kılıçdaroğlu'nun dokunulmazlığının kaldırılması talebi, muhtemelen daha fazla yük altına girmek istemeyen AK Parti oylarıyla reddedilecektir.

Türkiye’nin siyasi gündemi İlker Başbuğ’un özel yetkili Mahkemelerde mi, Anayasa Mahkemesi’nde mi yargılanacağı ile meşgulken, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu hakkındaki soruşturma talebi haberi geldi dün.
Silivri Savcısı Ali İşgören, ana muhalefet liderinin 9 Kasım 2010’da Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulundukları halde milletvekili seçilen Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ı ziyareti ardından, yargının hükümet baskısı altında olduğunu iddia etmesini, mahkemenin ‘adil yargılamasını etkilemeye teşebbüs’ olarak görüyordu.
Buna dayanarak Adalet Bakanlığı’na Meclis’e dokunulmazlığın kaldırılıp soruşturmaya izin isteme yazısı yazıyordu. 

Meclis’in tutumu
Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılması talebi, muhtemelen bu nedenle daha fazla yük altına girmek istemeyen AK Parti oylarıyla reddedilecektir. Ama bu durum, şu anda Ankara’da –muhalefetin yeterince güçlü bir alternatif oluşturamaması nedeniyle iktidara destek veren gruplar arasında süren bilek güreşini gizlemeye muhtemelen yetmeyecektir.
Kılıçdaroğlu hakkındaki soruşturma talebi bunun ilk örneği değildir, muhtemelen sonuncusu da olmayacaktır.
Örneğin, hükümet üyelerinden çoğunun Başbuğ’un mahkeme karşısına çıkmasına gerçekten üzüldüğüne inanacak kimse bulamazsınız, ama aynı şekilde Başbuğ’un tutuklu yargılanacak olmasından gerçekten memnun olan bulmak da zor ama ok yaydan çıkmış durumda. 

Erdoğan’ın Başbuğ yorumu
Başbakan Tayyip Erdoğan dün Başbuğ’un tutuksuz yargılanmasını tercih edeceğini açıkça söyledi. Ama tutuklama ölçüleri ve süreleriyle ilgili yasa tasarısı, şimdiye dek verilen sayısız demece karşın, artık hangi dinamikler engel oluyorsa bir türlü Meclis’e gelmiş değil.
Güç kavgasındaki gruplaşmalar yalnızca dini-toplumsal gruplaşmalar değil, AK Parti iktidarı altında desteklerini daha çok kazanca dönüştürmek isteyenler da buna dahil edilebilir.
Ancak 2012’nin ekonomik tablosu bu arzular için çok elverişli değil. Avrupa’da iyileşme emaresi göstermeden devam eden kriz, Arap Baharı’nın Türkiye’nin ‘Komşularla sıfır sorun’ politikasına hasar veren, Suriye ve Irak üzerinden ticareti neredeyse durduran etkisi, ABD Doları karşısında değer kaybeden Türk Lirası’nı daha da baskı altına alıyor. Dolar 1.30’larda iken yapılan ihracat düzeyine, dolar 1.80’lerdeyken ulaşılıp geçilmesi aslında yüzleri güldürmeye yetmiyor.
Irak’ın ABD birliklerinin çekilmesi ardından artan parçalanma riski, Ankara’nın elindeki PKK’nın Nevruz’a doğru, martta ciddi bir saldırı kampanyasına başlayabileceği istihbaratı var. 

Siyasetin zorlu virajı
Üstelik Erdoğan bu durumla bir yandan Meclis’teki yeni anayasa yazım sürecini bozmadan diğer yandan Başbuğ’un tutuklanması ve Uludere’de 35 köylünün öldürülmesi ardından başlayan tartışmalar sonrası moralinin zirvesinde sayılmayacak bir ordu ve kırsal alan tecrübesi zayıf bir polisle başa çıkmak durumunda.
Ordunun moralini Başbakan olarak yükseltmek bir anlamda onun önüne güçlü bir hedef koymaktan geçiyorsa, bu Kürt meselesi ve PKK ile mücadelede daha güvenlik odaklı bir sürece işaret edebilir.
Bu tablo, Türkiye’de siyasetin, ekonomi, diplomasi ve güvenlik boyutlarıyla ne kadar kaygan bir zeminde yapılmak zorunda olduğunu gösteriyor.