Kâbustu gerçek oluyor: AKP, HDP ile tek başına

CHP ve MHP'nin geçici hükümete bakan vermeyeceği, kabul edenleri kendisinden saymayacağı, ihraç edeceği bir ortamda HDP ve bazı "bağımsızlarla" aynı hükümet içinde seçime gitmek gerçekten kolay değil.

Neye niyet, neye kısmet?

Ne Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ne Başbakan Ahmet Davutoğlu ister miydi AK Parti’nin yeniden seçime HDP ile aynı hükümette gitmesini?

Bazen işte böyle evdeki hesap çarşıya uymuyor.

Çarşıyı hesaba uydurmak üzere çıkar yol, malum medyada yolu yapılmaya başladığı üzere, artık Anayasa'yı filan bir kenara bırakıp HDP’den hiçbir isme teklif götürmemek olabilir.

***

Davutoğlu’nun CHP ve MHP’den milletvekillerine partilerinden bağımsız teklif götüreceği açıklaması aslında bu sıkıntıyı perdelemeye, dikkatleri başka yöne çekmeye çalışan bir çaba.

Aslında yaptığında Anayasa'ya aykırı bir şey yok, ama o vekiller parti listelerinden seçilmemiş gibi, onları “iki saatliğine de olsa onurdur” diyerek gözünü bakanlıkla kamaştırmak gibi 70’lerde, 90’larda denenmiş bir yaklaşım var.

Önce Kemal Kılıçdaroğlu “CHP’de o kadar karaktersiz insan yoktur” tepkisini verdi. Ardından Oktay Vural iki ay bakanlık için bu teklifi kabul edecek “Onursuzluğu” MHP’de kimsenin yapmayacağını söyledi.

Dün iki partinin sözcüleri de Davutoğlu’nun partilerinden bağımsız olarak vekillere bakanlık teklifi götürecek olmasını “Ahlaksız teklif” sözleriyle eleştirdiler.

***

Tablo belli; CHP’de de, MHP’de de Davutoğlu’nun bakanlık teklifini kabul edecek isim eğer olursa partiden dışlanacak, partili sayılmayacak ve önümüzdeki seçimde kendi partilerinden aday olamayacak.

Eğer iyi pazarlıkla AK Parti’den seçilebilecek yerlere konulurlarsa, bu defa AK Parti içinde sıkıntı başlayacak; Vural’ın 1977’de Bülent Ecevit’in CHP’nin büyük itibar ve iktidar kaybına yol açan Güneş Motel pazarlıklarını hatırlatması bu yüzden.

HDP ise ortaya çıkan sürpriz durumun tadını çıkartıyor adeta: Davutoğlu’na HDP’den kimi isterse seçebileceğini, ona istediği kadar önemsiz gördüğü bakanlığı verebileceğini söylüyorlar.

***

Oysa Erdoğan’ın niyeti de, hesabı da bu değildi.

Davutoğlu’nun Kılıçdaroğlu ile bir koalisyona sıcak baktığı bir aşamada “İntihar olur” uyarısı yaptığında aklında olan, Davutoğlu’nun ya bir azınlık hükümeti kurması, ya da daha iyisi Meclis’ten erken seçim kararı çıkartması idi.

Bunun için MHP’deki HDP alerjisine güveniyordu; böylelikle B-Planı'na başvurmak zorunda kalmayacaktı.

***

B-Planı Anayasa'da olduğu halde hiç uygulanmamış “genel seçimin yenilenmesi” idi.

Ama o seçenekte bir açık vardı. Geçici hükümetin Meclis’te grubu bulunan bütün partilerden, temsilleri oranında üye alması öngörülüyordu.

Erdoğan içinde HDP olan bir hükümeti kurdurmuş olmak, Davutoğlu da o hükümete başkanlık etmek istemiyordu.

***

Çünkü Erdoğan daha 7 Haziran gecesi AK Parti’nin Meclis çoğunluğunu yitirmesine ve kendisinin de Türkiye sanki parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçmişçesine yetki kullanmasının tehlikeye düşürmesine neyin sebep olduğu teşhisini koymuştu.

HDP’nin yüzde 10 barajını 3 puan üstünde aşarak 80 milletvekiliyle Meclis’e girmesi hesapları alt üst etmişti.

Yeniden seçime gitmek belki HDP’nin yüzde 10’un altına itilmesiyle sonuçlanır, böylece AK Parti yeniden 276 sandalyenin üzerine çıkar, Erdoğan da o yetkileri yine istediği ölçüde kullanabilirdi.

***

Hükümetin daha 7 Haziran seçimlerinden önce (Erdoğan’ın bir ara Kürt “barış” süreci de dediği) PKK ile diyalogu askıya aldığı doğru, sürecin bittiği açıklamasının ilk olarak KCK’dan geldiği de öyle.

Ama PKK’nın yeniden terör eylemlerine başvurması, hükümetin askeri ve polisiye operasyonlarla ona Türkiye ve Irak’ta daha önce görülmemiş şiddetle karşılık vermesi HDP’yi çok zorda bıraktı.

Selahattin Demirtaş’ın PKK’yı (artık tek taraflı olarak da) silah bırakmaya çağırmasının ne hükümette olumlu bir yankısı oldu, ne de PKK’da; Cemil Bayık’ın dün Birgün’de okuduğumu mülakatı bunu gösteriyor.

***

Erdoğan HDP’yi açıkça “bölücü terör örgütünün siyasi uzantısı” olarak ilan etti.

Davutoğlu, o kadar olmasa da HDP yöneticilerini PKK’nın terör eylemlerini kışkırtmakla suçladı.

Şimdi CHP ve MHP’nin geçici hükümete bakan vermeyeceği, kabul edenleri kendisinden saymayacağı, ihraç edeceği bir ortamda HDP ve bazı “bağımsızlarla” aynı hükümet içinde seçime gitmek gerçekten kolay değil.

***

İsimlerin HDP’ye bırakılmayacak, Başbakan tarafından belirlenecek olması, onlara herhalde önemli görmediği bakanlıklardan (kulislerde Gençlik ve Spor, Orman ve Su İşleri ve AB bakanlıkları konuşuluyor) önerileceği seçmen ve özellikle muhalefet bakımından fazla bir şey değiştirmeyebilir.

Üstelik HDP bunu parti olarak ilk kez girdiği Meclis’te iki aylık bir geçici hükümette de olsa hükümete ortak olma imkânı olarak görüyorsa…

Oktay Vural aslında HDP ile hükümet kurma “şerefi onların olsun” derken, MHP’nin seçim kampanyasında AK Parti’ye karşı kullanabileceği sloganlardan birinin de işaretini veriyordu.

***

Uzatmayalım, Davutoğlu’nun teklifini CHP’den ve MHP’den kabul edecek vekiller muhtemelen partileri tarafından da, kamuoyu tarafından da artık AK partili muamelesi göreceklerdir.

AK Parti’yi HDP ile seçim hükümeti kuruyor görüntüsünden kurtaracak bir yol, tekrar olacak ama artık Anayasa'yı filan tamamen bir kenara bırakıp HDP’den hiçbir ismi hükümete çağırmamak olabilir