Kendini anlatabilmek

Türkiye sınır ve vatandaş-larının güvenliğini korumada haklarını kullanırken, kendisini iyi anlatabilmeli. Burada hükümete ciddi sorumluluk düşüyor.

VİYANA - "Türkiye'de endişeyle izlediğimiz gelişmeler var. Bunların başında Irak'a birlik gönderme tartışması var." Günlerdir pek çok kaynaktan duyduğumuz bu sözleri dün Viyana'da ekonomi odaklı bir toplantıda da duymak doğrusu şaşırtmadı.
Toplantı 'Balkan Bölgesinde Ekonomik Gelişmeler-AB ve Türkiye'nin Ortak Çıkarları' başlığını taşıyordu. Sözlerin sahibi ise Almanya Parlamentosu'nun Avrupa İşleri Komitesi üyesi Kurt Bodewig idi. Başka biri de olabilirdi. Bugünlerde Türkiye'ye dışarıdan kim bakıyorsa, ilk gördüğü, merak ettiği ve sorduğu konu bu oluyor. Viyana'daki gibi üst düzey bir yatırım amaçlı siyasi risk değerlendirme toplantısında dahi gündeme geliyor. (Toplantıya AB Müzakerecisi Ali Babacan katılamadı. Eski Başbakan Mesut Yılmaz, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve eski Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti oradaydı.)
Türkiye seçim atmosferine ateşli bir terörle mücadele tartışması içinde girmişken, dışarıdan nasıl göründüğünün şu anki fotoğrafını çekmekte yarar var.

    1- Türkiye'nin Irak'a girip girmeyeceği konusu ABD ve AB'yi başka açılardan etkiliyor. ABD konuya daha çok Irak'taki güvenlik kaygılarıyla, Avrupa ise daha geniş perspektiften, enerji koridorları ve AB bünyesine de sıçrayabilecek istikrarsızlık kaynağı kaygısıyla yaklaşıyor.
    2- Hükümet çevrelerinin uluslararası düzeyde Türkiye'ye dikkatin Irak ve PKK ile mücadele konusuna kaymasından mutlu olduğu söylenemez. Hükümet, Batı dünyasına gönderdiği Ali Babacan'dan Egemen Bağış'a dek bütün güler yüzlü temsilcileriyle Türkiye'deki asıl çelişkiyi bir başka konuda öne çıkarıyor. Bu konu, Türkiye'deki demokrasi mücadelesinin tek başına AK Parti hükümeti tarafından yürütüldüğü, bütün diğer taraf ve kurumların da bunun karşısında yer aldığıdır.
    3- Bu durum Türk hükümetinin kendi ülkesinin muhalif siyasi partilerini, yargısını, üniversitelerini, kendisini eleştiren sivil toplumu ve kendi askerini dışarıya şikâyet ediyor görüntüsüne de yol açmıyor değil. (Örneğin, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 'Önce içerisi' sözlerinin özellikle ABD medyasında 'Ben istemiyorum, askerler zorluyor' anlamında yorumlandı.) Ülke içi konularda ABD ve AB'den destek istediği algılaması belki kısa vadede hükümetin sempati arayışına yardımcı olabilir. Diğer yandan, Türkiye'nin yönetim zafiyeti içinde olduğu görüntüsüne yol açıyor.

Şu dışarıdan bakanlara göre akut soru Türkiye'nin Irak'a girip girmeyeceği. Türkiye sınır ve vatandaşlarının güvenliğini koruma konusunda uluslararası kurallar içinde meşru haklarını kullanırken ki buna sınır-aşan güvenlik önlemleri de dahil olabilir, bunun çerçevesini çizip, kendisini iyi anlatabilmeli. Burada sorumluluk hükümete düşüyor.

* * * * *
Mesut Yılmaz: Hedef 2023 olabilir
'AB yolunda Türkiye için yapacaklarım var' diyerek 22 Temmuz seçimlerine bağımsız aday olarak giren Mesut Yılmaz, Türkiye'nin AB hedefi konusunda karamsar. Viyana toplantıları sırasında konuştuklarımız bunu gösteriyor. Yılmaz şöyle diyor:
"Hükümetin ucu açık müzakereyi kabul etmesi ve ülke içi dengelerde destek bulmak amacıyla AB'ye çok iştahlı görünmesi, Türkiye'nin kendisinden ne istenirse yapabileceği yolunda bir izlenim vermesine neden oldu. Bu, kaygı verici bir durum. AB ülkeleri de Türkiye'yi bir şekilde sürekli olarak kendilerine bağlı tutup, özellikle enerji alanında ihtiyaçlarını karşılama niyetinde görünüyorlar. Hükümet durmadan pembe tablo çiziyor, ama Sarkozy ve diğer Avrupalı liderlerin sözleri bu pembe tabloyu doğrulamıyor.
Bunun uzun süre böyle gitmesi mümkün değil. Görüştüğüm Avrupa liderlerine söylüyorum: bence toplanıp Türkiye konusunda ne yapmak istediklerine karar vermeleri lazım.
Eğer karar Türkiye'nin tam üye olacağı hedefine devam ise, bu durumda ucu açık müzakere yerine Türkiye'ye kademeli tarih verilmesi lazım.
Bence bu tarih 2023 dahi olabilir.
Hem 16 yılda Türkiye tam entegrasyona eksiksiz hazır olur, hem Avrupa kamuoyları hazırlanır, hem de Cumhuriyetimizin 100'üncü yılına bir armağan olur."
Yılmaz'a '2023 çok uzak değil mi?' diye sordum. "Uzak ama böylesi herkesin işine gelebilir, onlar da biz de önümüzde ne olduğunu görürüz" dedi.