Kerkük-Diyarbakır hattı ve yaklaşan seçimler

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Adil Abdül Mehdi ile yaptığı görüşmede Kerkük'ün statüsü üzerine...

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Adil Abdül Mehdi ile yaptığı görüşmede Kerkük'ün statüsü üzerine bu yıl sonuna dek yapılması öngörülen referandumun ertelenmesi konusunu görüştüklerini söyledi. Konunun İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki ile de görüşüldüğü anlaşılıyor.
Irak'ın Kürt asıllı cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin Şii asıllı yardımcısı Mehdi ise hem Kerkük, hem de Irak'taki PKK varlığını kastederek "Dış müdahalelere karşı" olduklarını söylüyor. Dışarıdan bir işgal harekâtıyla devrilen Saddam Hüseyin iktidarı yerine ABD koruması altında kurulmuş bir yönetimin bu sözlerini tartışmayı konusundan saptırmamak için yalnızca kayda geçerek devam edelim.
Hem Irak'taki PKK varlığı, hem de Kerkük, şu anda Türkiye'nin üzerinde önemle durduğu dış politika konuları. Gerek Gül, gerekse Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, şubat ayının ilk yarısında yaptıkları ABD ziyaretlerinde bu konuları muhataplarına ayrı ayrı açtılar.
Türkiye bu konuları ABD ile görüşmek, işi onunla bitirmek istiyor. ABD ve Iraklılar ise, kendilerinin de muhatap alınmasını, bu durumda çözümün kolaylaşacağını söylüyorlar.
Bir yandan Irak'ın toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin korunmasına azami önem veren ve bunun için merkezi Irak yönetiminin güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Ankara, diğer yandan Irak Cumhurbaşkanı Talabani ile muhatap olmuyor. Talabani'nin Sünni ve Şii yardımcıları iki hafta ara ile Ankara'da ağırlanıyor. Ama Talabani çağrılmıyor.
Çünkü Ankara'da bu konuda ciddi görüş ayrılığı var.
Hükümet, Talabani ile de, örneğin PKK ile mücadele konusunda kuzeydeki Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ile de görüşülebileceğini düşünüyor. Eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, "Görüşme bir askerimizin hayatını bile kurtaracaksa, görüşmeye değer" diyerek bir zemin ortaya koyuyor.
Asker, Büyükanıt'ın ağzından "Kürtler PKK'ya yardımcı oldukça ben görüşmem, siyasiler isterse görüşebilir" diyor. Bu, iki yanı keskin bıçak gibi bir ifade. İsteyen bunu "Siyasiler görüşsün, ben görüşmem" diye olumlu yorumlarken, kimi de tam seçim döneminde üzeri kapalı bir tehdit olarak yorumluyor; yoruma açık.
Cumhurbaşkanı Sezer ise en katı tutumu taşıyor. Geçen yıl, MİT Müsteşarı Emre Taner'in Barzani ile görüşmesi kararının öğretildiği MGK toplantılarındaki tutumunu katılaştırmış durumda ve ne Talabani, ne de Barzani ile görüşmeden yana.
Ankara'da, yönetimde en az üç farklı görüş var.
Bu görüş ayrılığı, kafa karışıklığına yol açıyor. Görüş ayrılıkları yarınki, 23 Şubat'taki MGK toplantısında giderilebilecek mi? Yoksa derinleşecek mi?
Her halükârda bu kafa karışıklığından, bu yönetim zafiyetinden yararlanmak isteyen pek çok ülke, grup var.
Dün Diyarbakır'daki iki ayrı açıklama tehlikeli bir gidişi gösteriyor. Bölge emniyet toplantısına başkanlık eden İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, 21 Mart Nevruz bayramının siyasi hesaplara alet edilmesine izin vermeyeceklerini söylüyor. Oysa DTP İl Başkanı İbrahim Aydoğdu, 'siyasi hesapları' çoktan aşmış, öteye geçmiş durumda.
Aydoğdu açıklamasında, 1- Türkiye davet etmese de Talabani ve Barzani'yi DTP Genel Başkanı Ahmet Türk'ün Nevruz etkinlikleri için Diyarbakır'a davet edeceğini, 2- Kerkük'e yapılacak bir saldırıyı, Diyarbakır'a yapılmış sayacaklarını söylüyor.
Bu ikinci cümle muhtemelen, bazı muhalefet siyasetçilerinin söylediği, askerin de sıcak bakmadığı "Kerkük'e gidelim" çağrılarına atfen yapılıyor. Peki öyle sayılacaksa, ne yapılacağı demokratik sınırlar içinde kolay açıklanacak cinsten değil.
Bütün bunların seçimlerle ne ilgisi olduğuna gelince. Şu anda Güneydoğu'da etkin iki buçuk parti var. PKK ile ortak tabanı paylaşan DTP, Ak Parti ve yakın zamana dek korucu aşiretlerine daanan DYP. Yarış DTP ve AK Parti arasında geçecek gibi görünüyor. AK Parti, Barzani sempatizanı aşiret ve grupların desteğini alabilirse, DTP'yi alt edebilir. Yani kabalaştırarak söylersek, ne yazık ki 2007 genel seçimleri bölgede (başka güçlü bir siyasi müdahale olmazsa) Abdullah Öcalan'dan istikamet alanlarla, Mesud Barzani'den istikamet alanların mücadelesi olarak geçecek gibi görünüyor.
Türkiye'nin Irak ve Irak'taki PKK varlığı konusunda izlediği dış politikanın iç politikayla bağı böylelikle kuruluyor. Seksen yıllık politikaların, belki de politikasızlığın sonucu geldiğimiz nokta budur.