KESK araması ve önemli bir karar

KESK'in aranması kararını veren İzmir hâkimi, belki de Türk yargısında yeni bir döneme işaret etti

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu KESK’in Ankara’daki Genel Merkezi’nde önceki gün yapılan arama tartışmalara neden oluyor. KESK Başkanı Sami Evren, ‘baskın’ olarak nitelediği aramanın askeri darbelere atıfla ‘cunta dönemi uygulamalarını aratmayan’ ve ‘faşizan’ bir uygulama olarak kınadı. KESK protesto eylemleri örgütleyeceği tehdidinde bulunurken Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları, Türk Tabipler Birliği ve Alevi ve Bektaşi Federasyonu destek mesajları yayımladılar. DTP’li Akın Birdal da gözaltıları Kürt sorununda umut vadeden gelişmeleri baltalama çabası olarak kınadı.
Türkiye’nin memur kesimindeki büyük bir sendikal örgütü PKK ile ilgili olarak aranıyor, üyeleri işyerlerinden (işyeri dediysek, bazı öğretmenler okulda öğrencilerin önünden) gözaltına alınıyor, bilgisayar ve evraka el konuluyor ve gösterilen tepki, temel olarak az önce aktardıklarımla sınırlı görünüyor. Neden?
Cevabını aramaya, arama operasyonuna mesnet oluşturan mahkeme kararıyla ve operasyonun hedefiyle başlayabiliriz.
KESK Genel Merkezi’ndeki arama, konfederasyonun kadın örgütlenmesinden sorumlu yöneticisi Songül Morsünbül’ü hedef almış görünüyor.
Nitekim KESK merkezindeki aramalar Morsünbül’ün odasında ve Eğitim-Sen sosyal tesisindeki odasındaki masa ve dolaplarını da içerecek şekilde yapılıyor.
Aramalar yapılırken Morsünbül, İstanbul-Diyarbakır uçağına binmek üzereyken gözaltına alınmış durumdadır.
İzmir Nöbetçi 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nin operasyondan iki gün önce, 26 Mayıs’ta aldığı kararda, Morsünbül’e yönelik mekân araması dışında “28 Mayıs tarihinde Diyarbakır iline gitmek maksadıyla İstanbul Atatürk havaalanında olacağından buradaki eşyalarında” cümlesini de okuyoruz.
Demek ki Morsünbül, İzmir merkezli operasyonla ilgili olarak bir süredir güvenlik birimlerinin takibindedir. Mahkeme kararında, Morsünbül’ün iki gün sonra hangi saatteki hangi uçağa bineceği istihbaratı yer alıyor. Bu istihbaratın mahkemeye aynı gün İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yazısına temel oluşturan, 25 Mayıs tarihli Bergama İlçe Jandarma Komutanlığı’nın ‘İSTH’ ibareli yazısında da yeni var sayabiliriz.
Zaten karar, çoğunluğu İzmir’de ikamet eden 36 kişiyi kapsamaktadır. Kararda aramanın 28 Mayıs ‘gündüzleyin’ ve ‘bir defaya mahsus’ yapılması istenmektedir. Kararda ele geçen cep telefonu, bilgisayar, elektronik depolama aygıtları, mali evraka inceleme ve suç unsuru tespit edildiği takdirde el konması yetkisi verilmektedir. Aranan suç unsuru ‘PKK/KONGRAGEL terör örgütü adına faaliyet yürütme’ gayrı resmi olarak, PKK’nın Türkiye’deki kitle örgütlenmesinin, belki ‘Türkiye Meclisleri’ diye ifade edilen yapılanma adına çalışma suçlamasıdır.
Diğer kitle örgütü ve sendikaların sessiz kalmasının nedeni bu mudur? Bu konuda yorum yapmak zor. Ancak Hâkim Ali Sayın, kararında şüphelilerin avukatlarıyla görüşme hakkını da 24 saat kısıtlaması, iki hafta kadar önce Ankara Barosu avukatlarından bir grubun gözaltına alınıp Filiz Kalaycı’nın benzeri suçlama ile tutuklanmasını ve acaba bir önleyici atış yapılıp yapılmadığı sorusunu akla getiriyor.
Daha ilginci, Mahkeme Başkanı Ali Sayın’ın kararın girişinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ‘makul şüphe’ durumunda konut ve işyeri araması ile el koymalara ilişkin bazı kararlarına atıf yapmak zorunda hissetmesi kendisini. Hâkim, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8’inci Maddesi’nin düzenli özel yaşam ve konut özgürlüğüne saygıyı da bir hak olarak saydığına vurgu yaptıktan sonra, aynı maddenin 2’nci paragrafında bu hakkın ‘haklı nedenden’ kısıtlanabileceğini söylüyor. Hâkim Jandarma yazısında ‘makul şüphe’ bulduğunu kamuoyuna peşinen açıklama gereği duymuş.
Buradan birkaç sonuç çıkarmak mümkün:
1- İddia edilen Ergenekon davası kapsamında kamuoyunda tartışmaya yol açan arama ve gözaltılar, yargıda daha önce görmediğimiz bir hassasiyete neden olmuştur. 2- Yargıç kararına AİHM kararlarını mesnet ederek tartışmaların önünü peşinen almak istemiştir. 3- Aldığı kararın jandarmanın kendisine sunduğu istihbarata dayandığını açıklamak gereği duymuştur. (Bu konuda en uç örnek, ABD’nin Irak işgal operasyonuna Irak’ın kitle imha silahına sahip olduğu istihbaratını BM nezdinde mesnet yapmasıdır.) 4- İzmir mahkemesinin kararı Türk yargısında yeni bir sürecin başladığının ilk işareti olabilir.
Bazı hâkimler gerçekten kararlarıyla konuşuyorlar.