Kılıçdaroğlu ABD'de 'yeni CHP' seçeneğini tanıtıyor

Kılıçdaroğlu'nun temaslarının CHP'nin ABD'ye belki de ilk açılımı olduğu dikkate alınırsa, oldukça yoğun ve derinlemesine bir programı var.

VAŞİNGTON - CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ABD’deki temaslarında ilk Amerikalı muhatapları Vaşington siyasetinde etki sahibi Yahudi lobisi oldu. 

Gerçi 1 Aralık Pazar akşamı yapılan basına kapalı yemekli toplantıya kadar da Kılıçdaroğlu yoğun gün geçirmiş, ağırlığı Amerika’da yaşayan Türk lobilerine vermişti. Nev York’taki Türk işadamlarıyla öğle yemeği yedi, ardından Pasifik sahilinde, Kaliforniya’da yaşayan Türk işadamları oldu. Sonra Amerika’daki Türk bilim insanları ve üniversite öğretim üyelerinin derneği TASSA yöneticileriyle, yeni açılan CHP temsilciliğinde buluştu, sonrasında temsilcilik açılışı münasebetiyle verilen davete katıldı. Burada yaptığı kısa konuşmada ‘Yeni CHP’yi daha çok, daha iyi anlatma teması öne çıktı, “Bundan sonra ABD’ye daha sık geleceğiz” dedi. 

Bu toplantılar sırasında çokça Türkiye iç politikası konuşuldu. Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için Mustafa Sarıgül’ün adaylığı konusunda güçlü işareti burada verdi.
Dolayısıyla Yahudi kuruluş temsilcileriyle yemekli toplantı CHP liderinin ABD siyasetine giriş köprüsü oldu denebilir. Bu buluşmada Kılıçdaroğlu CHP’nin Yahudi karşıtı olmadığı, İsrail’in hatalarını söylemekten de çekinmediği mesajını verdi. Bu aslında CHP açısından da özeleştiri niteliği taşıyan bir buluşma oldu.
Bu buluşmanın AK Parti’yi rahatsız ettiği, Salih Kapusuz’un Kılıçdaroğlu’nun ziyaretinin asıl olarak Yahudi lobisi ve ‘derin Amerika’ ile buluşma amaçlı olduğunu söylemesinden belli. Oysa AK Parti’nin de 2002’de iktidar olmadan önce Vaşington’da resmi muhatap bulamazken ‘karanlıklar prensi’ Richard Perle ile kapıları açmaya çalıştığı kayıtlarda taze, CHP’ninki en azından bir platform ile heyetler arasında yapılıyor. 

Tabii bu rahatsızlıkta Başbakan Tayyip Erdoğan’ın son zamanlarda anti-Semitik, Yahudi-düşmanı söylem kullandığı yolunda ABD başkentinde yoğun bir kanının AK Parti tarafından biliniyor olmasının payı var. Özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Mısır darbesinin arkasında İsrail’in bulunduğu sözlerinin yankısı derin olmuş, hâlâ silinmemiş. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun son temasları sırasında bu konunun kendisine kapalı toplantılarda sorulduğu, Davutoğlu’nun ise konuyu “Anti-Semitik değiliz” diye kapatmayı tercih ettiği Amerikalı kaynaklarca söyleniyor. 

Kılıçdaroğlu ‘Yeni CHP’ vurgusunu dün görüştüğü ABD Başkanı’nın Avrupa İşleri Özel Temsilcisi Karen Donfried’e de yaptı. CHP’nin Türkiye’nin Batı ittifakının parçası olmasıyla, NATO ittifakıyla sorunu olmadığı, AB hedefi doğrultusunda yürümek yanlısı olduğunu söyledi. 

Kılıçdaroğlu’nun Donfried ile görüşmesi 45 dakika sürdü. Beyaz Saray yetkilileri, yönetimin ilkesel olarak muhalefet liderleriyle görüşmediğine dikkat çekerek, Kılıçdaroğlu ile toplantının nadir bir uygulama olduğunun altını çizdiler ve kendisini ABD’de görmekten memnun olduklarını söylediler. Bu görüşmede Kılıçdaroğlu’na dört temel soru soruldu. ABD’li yetkililerin “Demokratikleşme paketi konusunda ne düşünüyorsunuz?” sorusuna Kılıçdaroğlu, “Memnunuz ama yetersiz buluyoruz” yanıtını verdi. “Seçimi nasıl kazanmayı düşünüyorsunuz?” sorusu karşısında ise Kılıçdaroğlu, yerel seçim politikasını anlattı ve kendilerinde olmayan bazı illeri de (İstanbul, Ankara, Adana, Bursa, Hatay ve Balıkesir) alabileceklerini ifade etti. Kılıçdaroğlu’na ayrıca “İran nükleer anlaşması konusunda düşüncesi ve İsrail ile Suriye bağlamında dış politikası soruldu. CHP lideri nükleer anlaşmadan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Cenevre’nin başarılı olması dileğini vurguladı. Kılıçdaroğlu ayrıca, ABD’ye hükümeti ve AKP’ye eleştirmeye değil, kendi görüşlerini anlatmaya geldiğinin altını çizdi.
Benzeri mesajları Amerika için Türkiye Koalisyonu, ABD Başkanı Barack Obama’nın Demokrat Parti’ye yakın düşünce kuruluşu Amerikan İlerleme Merkezi, ABD Kongresi Türk Grubu (ki 147 üyesiyle en çok üyeli gruplardan birisi) ve Cumhuriyetçi Parti Temsilciler Meclisi üyeleriyle akşam yemeğinde de verdi. 

Aslında daha yüksek düzeyli hükümet yetkilileriyle görüşme olmadığı için küçümsenmek isteniyor ama Kılıçdaroğlu’nun temaslarının CHP’nin ABD’ye belki de ilk açılımı olduğu dikkate alınırsa, oldukça yoğun ve derinlemesine bir programı var. Programın bugünkü bölümünde de ABD Dışişleri yetkilileriyle ve etkili Kongre üyeleriyle temaslar var örneğin.
Ama unutmadan dünkü programın kamuoyuna en açık bölümünde, düşünce kuruluşu Brookings Kurumu’nda yaptığı konuşmaya değinmek gerekiyor. 

‘Güçlü demokrasi, güçlü ekonomi, sorumlu dış politika’ başlıkları altında topladığı konuşmasına Kılıçdaroğlu, Obama’nın 4 Haziran 2009’da Kahire’de, yani daha Arap Baharı patlamadan, başta Husni Mubarak varken yaptığı konuşmadan uzunca bir alıntıyla başladı. (Burada bir ayrıntıyı paylaşalım ki halen Ankara Büyükelçiliği’ni yürüten, bir süre önce de Kılıçdaroğlu ile baş başa yemek yemiş olan Francis Ricciardone, ABD’nin Kahire Büyükelçiliği görevini kısa süre önce tamamlamış, Obama’nın Afganistan özel temsilcisi olarak Türkiye için onay bekliyordu.) Obama o konuşmasında şunları söylemişti: 

* “Biz seçimlerle işbaşına gelen bütün barışçı hükümetleri, onların ulusun tamamını saygı ile idare etmeleri şartıyla, memnuniyetle karşılarız. Bu son nokta önemlidir, çünkü bazıları demokrasiyi ancak iktidarda olmadıkları zaman savunur, iktidara geçtiklerinde ise diğerlerinin haklarını insafsızca çiğner. (...) Yetkinizi zorla değil fikir birliği ile sürdürmelisiniz; azınlıkların haklarına saygı göstermeli; hoşgörü ve uzlaşma ruhu ile çalışmalı; ulusun çıkarlarını ve politik sürecin meşru faaliyetini kendi partinizden üstün tutmalısınız. Bu bileşenler olmadıkça, sadece seçimlere gidilmesi gerçek bir demokrasiyi var edemez.” 

“Bu konuşma sadece Kahire değil, bölgedeki çoğu yeri anlatıyor” dedi Kılıçdaroğlu, “Başkan Obama doğru söylemiş”. Aslında konuşmanın taslak metninde “Kahire kadar Ankara’yı anlatıyor” gibi bir ifadenin yer alıp sonradan değiştirildiği de konuşuldu burada, belki de Erdoğan’ın “Türkiye’yi kötülüyor” eleştirilerine meydan vermemek için...
Dış politika konusunda CHP’nin hükümetten özellikle Ortadoğu konularında ayrılığı biliniyor, ekonomi konusunda ise ihale süreçlerinin yolsuzluklara meydan verecek şekilde şeffaflıktan uzak olmamasına, Sayıştay başta olmak üzere denetim mekanizmalarının engellendiği iddialarına özellikle değindi. 

Kılıçdaroğlu’nun ABD başkentinde Türkiye ile ilgilenenlere Türkiye konusunda duymak istediklerini (serbest ekonominin, basın ve ifade özgürlüğünün bulunduğu, demokratik, Müslüman ve laik hukuk devleti) söylediği, ‘yeni CHP’nin ortak Türk-Amerikan çıkarlarından yana olduğunu vurgulayarak yaptığı, aslında yaklaşan üç seçim öncesi iç politikada yapmak istediğinden farklı değil: Kılıçdaroğlu CHP’yi siyasi yelpazenin merkezine çekmek istiyor. Zaten Türkiye’ye dönünce, 8-9 Aralık’ta İstanbul’da Kemal Derviş’in katkısıyla düzenlenen uluslararası ekonomi organizasyonunda konuşma yapacak olması da bunun parçası; orada da iş dünyasına ‘yeni CHP’nin ciddi bir seçenek olduğunu, partinin merkeze doğru hareket ettiğini göstererek anlatmak istiyor belli ki. 

Aynı zamanda Brookings mensubu olan Derviş’in bir süre önce Ankara’da Kılıçdaroğlu ile baş başa, uzun bir görüşme yaptığını ve bu ABD seyahatinin perde arkasındaki katkı sahiplerinden biri olduğunu söylemiş miydim? Neyse şimdi söylemiş oldum. Görmek isteyenler için gerçekten ilginç bir gezi bu.