Kılıçdaroğlu ?Sağlamcı? Kemal ve CHP?nin hanım adayları

Baykal?ın Kılıçdaroğlu?nu tercih etmesi de, beş hanım aday açıklaması da aynı kimliği öne çıkarma çabası

CHP lideri Deniz Baykal’ın bugünlerde Ergenekon soruşturmasının bir tarafı gibi konuşması üzerinde fazla durmamak gerek. Bu tutum Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kendisini Ergenekon’un savcısı olarak ilan etmesi ve soruşturmanın yargı ile yürütmenin işbirliği başarısını gösterdiğini söyledikten sonra gelişmişti. Baykal’ın tutumunda; 1- Erdoğan’a tepki, 2- Ergenekon davasının siyasi caydırma kampanyası olarak istismarına karşı anti-tez oluşturma ve 3- Kimi CHP’li kimi değil, cumhuriyetçilikten ulusalcılığa dek yayılan dar bir yelpaze içindeki kitlenin sandık siyasetinden umudu kesmesine izin vermeyerek CHP’nin sahip çıkıcılığı etrafında toplama kaygısı var.
Erdoğan, önceki akşam Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile iki saat süren ilk haftalık olağan görülmesini yaptıktan sonra AK Parti’ye geçti. Orada yaptığı konuşmada hükümetin Ergenekon davasında bir taraf, kendisinin de savcı olmadığını söyleyiverdi. Sanki bu kadar tartışma ve kutuplaşma biraz da o nedenle çıkmamış gibi, konuşmasına devam etti. Erdoğan’ın bu tutum değişikliği Baykal’ın da tepkisinin tonunu düşürmesine neden olur mu? Zira giderek CHP tabanında davaya ilişkin ‘Fazla mı bağlıyoruz kendimizi?’ yolunda soruların başladığına, Meclis kulisinde dahi tanık oluyoruz.
Ergenekon soruşturmasının ‘siyasallaştığı’ şikâyetlerinin giderek yayıldığı dönemde, siyasi istismar izlenimi veren uygulamaların ortadan kalkması da bu kutuplaşmanın azalmasını sağlayacak kuşkusuz. Dün CNN Türk’te Fikret Bila ile konuğumuz olan emekli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, kuşku altındaki kimsenin, kim olursa olsun arama, ya da soruşturma dışında tutulmayacağını söylüyor ama, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün topladığı ‘Erkler zirvesinden’ çıkan açıklamanın bile ortada ağır usûl hataları bulunduğunun kanıtı sayıldığını söylüyor. Özetle, Ergenekon soruşturmasının daha usturubunca yürütülmesi, Baykal’ın eleştiri tonunu da belirleyecektir.
Baykal’ın dünden itibaren ağırlığını 29 Mart yerel seçimine daha fazla vereceği, sonunda İstanbul adayını ilan etmesinden anlaşılabilir.

Daha çok hanım aday
Uzun tartışmalardan sonra CHP’nin siyasi profilini son zamanlarda en çok yükselten isim olan Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul adayı olarak açıklandı. Baykal’ın deyimiyle ‘Sağlamcı Kemal’, kamuoyunda adeta bir yolsuzluk-savar kimliği oluşturmaya başladı. AK Partili Şaban Dişli ve Dengir Fırat ile girdiği tartışmadan rakiplerini devirerek çıkması, yıllar sonra Melih Gökçek’in diş geçiremediği tek kişi olması Kılıçdaroğlu’nu öne çıkardı.
Baykal, Kılıçdaroğlu’nun toplumun CHP’li olmasa da yolsuzluklardan şikâyetçi kesimlerinden CHP’li kimliğiyle oy getirmesini umuyor.
Dünkü basın toplantısında daha önce belli olan isimler de vardı. Ankara’da Murat Karayalçın, İzmir’de Aziz Kocaoğlu gibi. Adana’da Soner Çetin sürpriz sayılırdı. Ama asıl sürpriz, Baykal’ın şapkasından tavşan çıkarırcasına açıkladığı beş hanım aday oldu.
Bursalı iş kadını Sena Kaleli zaten daha önce açıklanmıştı. Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu (ki CHP’de ön seçimle gelen az sayıda vekil arasında) sürprizdi. Antakya’nın başarılı eski belediye başkanı İris Şentürk’ü geçen dönem ‘derin CHP’nin’ kurbanı olmuştu ama, CHP de acısını çekmişti. Baykal’ın İris hanımı aday göstermesi saflara moral getirebilir. Kastamonu’da Müjgan Alagöz ve Erzincan’da Nuray Uygun kamuoyunca tanınan isimler değil. Ama bunun bir önemi yok. Önemi olan CHP’nin aday olarak modern, eğitimli, toplumsal hayatın içinde hanımları aday listesinde öne çıkarması. Mağlup olunsa bile, galip sayılır bu yolda mağlup.
Son bir not seçime ilişkin. AK Parti de kendisi için önemli olan bir şehir, Diyarbakır için bir milletvekilini, Kudbettin Arzu’yu aday gösterdi. Arzu, Diyarbakır’ı DTP’li Osman Baydemir’in elinden alıp AK Parti’ye getirebilecek mi?
Bu, yanıtı Diyarbakır’ın sosyal hayatının içinden gelen bir mühendis olan Arzu’nun çabalarının ötesine geçen etkenlere bağlı bir soru. Yanıtı kısmen Ankara’da, kısmen Bağdat ve Erbil’de, kısmen de Ergenekon soruşturmasının Susurluk köklerinde yatıyor.