Köşk kavgası sertleşirken

Türkiye artık 10 yıl önceki Türkiye değil. Erdoğan da Erbakan değil. Askerlerin sessizliğinin nedeni siyasete müdahil olmama talepleri olamaz mı?

Çankaya çatışması sertleştikçe, gelişmeler hızlanıyor, tarafların kararlılığı artıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan ve CHP lideri Deniz Baykal'ın son iki gündür yaptığı açıklamalar bunu gösteriyor. Başka gelişmeler de var.
Önceki akşam komutanların Çankaya Köşkü'ne Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in eşli yemeğine katılmaları, başka koşullar altında bir veda yemeği olarak fazla dikkat çekmeyebilirdi. Oysa böyle bir dönemde çekiyor. Ayrıca yemeğe yalnızca Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve kuvvet komutanlarının değil, Ankara'da görevli dört yıldızlı komutanların davet edilmesi daha geniş bir resim ortaya çıkarıyor. Ve heyecana yol açıyor. Gergin bir ortamda yapılacak bir cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde komutanların, resmi programlarda yer almayan bir ziyaretle flamalı araçlarıyla konvoy halinde Çankaya'ya çıkmasının Ankara'da heyecana yol açmasından doğal ne olabilir?
Dahası, son zamanlarda askeri kesimden ne etkinlikler, ne konuşmalar, ne görüşler konusunda dışarıya hiçbir bilginin sızmaması. Buna, örneğin Büyükanıt'ın 16 Mart'ta Harp Akademileri'nde yaptığı konuşma dahil.
Bunu 'Neden konuşmuyorlar?' sızlanması olarak okumamak gerekir; öyle değil. Ama bu sessizlik, Ankara'da yaygınlaşmaya başlayan deyimle bu gürültülü sessizlik, gizem ve merakın artmasına katkıda bulunuyor.
O kadar ki, geçenlerde Orgeneral Büyükanıt'a bir davetiye iletmek amacıyla gittiği bildirilen bir işadamının konuyu açınca "Cumhurbaşkanlığının c'sini bile konuşmam" cevabı alması haber oluyor. Siyasi-askeri konularla haşır neşir olmasıyla bilinen bu işadamının daha sonra çevresine bu yanıttan ne kadar şaşırdığını ve hayal kırıklığına uğradığını söylediği Ankara ticaret dünyasında da, siyaset düryasında da konuşuluyor.
Liderler, gizemli tartışmanın kendilerine düşen payını fazlasıyla yerine getiriyorlar.
Örneğin Baykal, "Bir istihbarata dayanarak söylemiyorum" vurgusunu yapsa da, "Erdoğan çıkmayacak" ısrarının dozunu yükseltiyor. Doz yükseltmesini ise daha çok Erdoğan'ın en zayıf yeri olduğunu düşündüğü milliyetçilik duyguları üzerinden yapıyor. Özellikle de "Öcalan'a sayın dedi" söylemini daha sık tekrarlayarak.
Tabii CHP liderinin burada izlediği bir taktik de var. Yalnız Ankara'da değil, Türkiye'nin başka şehirlerinde de Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmasına karşı mitingler düzenlenmeye başladı. Baykal, önceki gün CHP MYK'da da konuşulduğu gibi, bu mitinglere (DSP'ninki dahil) CHP'lilerin katılmasını teşvik ediyor. Ancak CHP'nin kurumsal olarak temsil edilmesini istemiyor. O işi, belki ileride CHP'nin düzenleyebileceği mitinglere saklıyor. Bu kısmen miting düzenleyen grupların muhtemel hatalarına ortak olmama amacını da taşıyor.
Buna karşın Erdoğan, anketin basına sızdırılmasından itibaren, karışık sinyaller vermeye başladı. Bir yandan, örneğin dün Antalya'da yaptığı konuşmada olduğu gibi, diyalog ve uzlaşma arayışının zafiyet değil, erdem olarak görülmesi gerektiğini söylüyor. Tabii bu söz iki anlamlı. Hem kendisinin diyalog arayışını, hem de kendisiyle de konuşulması gerekildiği görüşünü ifade ediyor.
Diğer yandan, demokrasinin bazı alanlarının halkın bazı kesimlerinden yasaklanması anlayışından bahsedip bunu eleştirerek bir kararlılık gösterisinde bulunuyor. Öyle bir izlenim var ki ortada, sanki Baykal dozu bu kadar tırmandırmasa, Erdoğan daha kolay manevra yapabilecek gibi. Ama hem Baykal, Erdoğan'ın Çankaya'dan vazgeçmesi durumunda bunun yalnızca kendisinin başarı hanesine yazılmasını istiyor, hem de bu izlenim gerçeği tam olarak yansıtmıyor. Baykal muhtemelen aynı zamanda Erdoğan'ın birw dışlanmışlık, kuşatılmışlık duygusu yaşamasını amaçlıyor.
Burada farazi bir soru soralım: Baykal, bu süreçte örneğin askerlerin konuşmasını ve Erdoğan'a karşı tavır almasını ister miydi? Soruya herkes kendisi yanıt versin. Ama askerlerin sessizliğinin başka nedenleri olamaz mı? Örneğin asker, siyasete doğrudan müdahil olmama talepleri doğrultusunda sessiz ve yakın takipe geçmiş olamaz mı? Bu soruya da herkes kendisi yanıt versin.
Ancak ortada olan ve kurmay mantığıyla her hesabı ayrıntılarıyla yapan askerlerin de mutlaka farkında oldukları bir gerçek var ortada: Ne Türkiye bundan 10 yıl öncenin Türkiye'si, ne de Erdoğan, Erbakan. Dolayısıyla Çankaya tartışması hiç beklenmedik mecralara doğru akma eğilimine girdi.