Kötü haber: Suriye krizi daha da büyüyecek

Albert Einstein, cinnet halini "Aynı şeyleri tekrarlayıp, farklı sonuçlar beklemek" olarak tanımlıyor. Suriye'de ABD'den Rusya'ya, Türkiye'den İran'a, Suudi Arabistan'a dek asli aktörler kendi tutumlarını değiştirmek şöyle dursun, güçlendirerek diğerlerinin değişmesini boşuna bekliyorlar.

Antonio Guterres Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseridir.

Dün Ankara’da, konuk olarak bulunduğu Dışişleri Bakanlığı’nın yıllık Büyükelçiler Konferansı’nda önemli bir konuşma yaptı.

Matbuatımızın çoğu Guterres’in konuşmasından Türkiye’yi Suriye’den kaçanlara kucak açmasını övdüğü bölümden görmeyi tercih etti.

Türkiye’nin ihtiyaç içindeki insanlara yardım etmesi kuşkusuz övgü konusu, ama Guterres bir başka şey daha söyledi.

Dedi ki, Irak ile birlikte Suriye’deki durum, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri insanlığın karşı karşıya kaldığı en vahim insani durumdur.

Düşünün İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşananları, mesela Çin devrimini, Vietnam’ı, Ruanda’yı, Yugoslavya’nın dağılışını, Afganistanı…

BM yetkilisi diyor ki, Suriye onları geride bırakmaktadır.

***

Suriye insanlık ve uluslararası siyaset adına bir cinnet halidir.

2011 başında başlayan protestoların Beşar Esad rejimi tarafından askeri güç kullanılarak ezilmeye çalışılması ile baş gösteren iç savaş bugüne dek BM rakamlarına göre 100-130 bin, gayri resmi rakamlara göre 200 bin insanın öldürülmesine yol açmıştır.

Ülkenin büyük bir bölümü harabeye dönmüş durumdadır.

Milyonlarca Suriyeli mülteci ve kaçak durumdadır; 1,5 milyon kadarı bizdedir.

İç savaş boyunca dünya sahnesine iki acımasız terör örgütü daha çıkmıştır.

Önce El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi, sonra da karanlık çağlardan kalma yöntemleriyle El Kaideyi de geride bırakan Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD).

Bütün işaretler son dört yıldır hem bölgeyi içinden çıkılmaz hale getiren, hem de Türkiye’yi karıştıran bu cinnetin 2015’te büyüyerek devam edeceğini gösteriyor.

***

Suriye cinnetinin büyümesinin Türkiye’ye yeni yükler getireceği aşikâr; yalnızca mülteci değil, yeni güvenlik yükleri ve ekonomik sorunlar da.

Peki, nereden mi anlıyoruz işlerin kötüye gideceğini?

Çünkü Suriye sahnesindeki bütün aktörler tutumlarını değişen koşullara göre değiştirmek bir yana daha da perçinliyorlar.

Ünlü bilim adamı Albert Einstein, cinnet halini “Aynı şeyleri tekrarlayıp, farklı sonuçlar beklemek” olarak tanımlıyor.

Suriye’de ABD’den Rusya’ya, Türkiye’den İran’a, Suudi Arabistan’a dek asli aktörler kendi tutumlarını değiştirmek şöyle dursun, güçlendirerek diğerlerinin değişmesini boşuna bekliyorlar.

O arada asıl olan Suriye halkına oluyor. BM kuruluşu UNICEF dün sadece IŞİD’in okulları kapatması nedeniyle 670 bin çocuğun eğitimden yoksun kaldığını açıkladı. Suriyeli çocukların büyük kısmı son üç yıldır okuldan mahrum, ülkenin geleceği sönüyor. Temel sağlık hizmetleri verilemiyor; bugünü de sönüyor.

***

Hal böyleyken Rusya’nın ve bir ölçüde İran’ın desteği olmaksızın belki günler içinde çökmesi kimseyi şaşırtmayacak olan Beşar Esad rejimi, hiçbir şey olmamışçasına diplomasi oyununa devam ediyor.

Suriye’nin BM Daimi Temsilcisi Beşar Caferi’nin 24 Aralık 2014’te BM Güvenlik Konseyi üyelerine yazdığı bir mektup 5 Ocak’ta Fransız Haber Ajansı AFP tarafından haberleştirildi.

Caferi bu mektupta ülkesinin sınırlarının yasadışı yollardan ihlal edildiğini ihbar ediyor, önlem alınmasını istiyordu.

Caferi, dünyanın her yanından Suriye’ye ellerini kollarını sallayarak gelen (sadece Cihaî değil, her türden) silahlı örgüt üyelerinin ülkesini bir savaş ve muharebe eğitimi alanı gibi kullanmasını şikâyet ediyor olsa, bu belki gecikmiş ve naif bir meşruiyet gösterisi olarak algılanabilirdi.

Hayır. Caferi BM’ye sınırlarına vize almadan giren iki kişiyi şikâyet ediyordu. ABD’li Senatör John McCain ve Fransa eski Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner Türkiye üzerinden Suriye topraklarına girmişlerdi; BM derhal tedbir almalıydı.

***

Görünüşte yasal bir diplomatik girişim olan bu mektup, Şam’ın yaşanan gerçeklikten giderek uzaklaşan bir akıl tutulması içinde olduğunu gösteriyor.

Esad’ın, ülkesinin büyük bölümünde herhangi bir kontrolü, yaptırım gücü kalmamış durumdadır.

Yabancı savaş uçakları istedikleri gibi Suriye hava sahasına girip kendi hedeflerini vurup çıkmaktadırlar. (Suriye hava kuvvetleri sadece Türk ve İsrail jetlerine karşı teyakkuzdadır.)

Esad’ın sorunu ise McCain’in ve Kouchner’in vize almadan Suriye’ye giriş ve çıkış yapmasıdır.

Özetle, Suriye rejiminin tutumunda değişiklik yoktur.

Moskova’nın işi zamana yayma gayretiyle Suriye hükümetini muhalefetle bir araya getirme girişimi Şam’ın tutumunu anlaşılan yumuşatmamış, sertleştirmiştir.

Ne Barack Obama’nın, ne de Vladimir Putin’in ne Suriye, ne de Ukrayna nedeniyle birbirleriyle askeri olarak karşı karşıya gelme niyeti vardır; durum patadır.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dün Büyükelçilere hitaben “Suriye’de sözümüze geliyorlar” demiştir ama bu yönde fazla işaret de henüz yoktur.

***

Dahası var…

Uluslararası Kriz Grubu (ICG) gibi çatışma bölgelerini yakından izleyen kuruluşların dikkat çekmeye başladığı bir durum bu.

Diyorlar ki, ABD, Avrupa Birliği ve IŞİD karşıtı diğer koalisyon güçleri şu anda IŞİD’e, ya da El Nusra’ya karşı eli silah tutan herkese silah, para, eğitim veriyor. Bunlar arasında İran kontrolündeki Hizbullah’ın milislerinden, Iraklı Kürt Peşmergelere, PKK’dan paralı askerlere dek çeşitli gruplar var. Ve bunların hepsinin kendi hedefi, kendi gündemi var.

Acaba Batı, bugün kendi elini sürmek istemediği bir savaşta bu grupları öne sürerek, ilerde başına daha büyük dertler mi almış olmaktadır? Tartışılan budur.

Biliyorum, yazının bu son satırlarına gelenlerinizden de şimdi ortada bu kadar güncel tartışma varken bu mu kaldı yazacak diyenler vardır.

Ama bu tehdit üzerimize doğru gelmektedir, bunları da birinin yazması lazım diye düşündüm.