Köyümüze 'elek' gelmiştir yakında 'trik' de gelecektir

Sürecin en olumlu yanı kan dökülmemesi. Bu durum kalıcı olursa Erdoğan'ın girişimi de tarihteki yerini alır.

Çok yıllar önce, sanırım GırGır dergisinde, sanırım Sarkis Paçacı’nın bir karikatürüydü.

O zaman köylerde elektrik henüz bu kadar yaygın değildi; özellikle de Doğu, Güneydoğu’da. Karikatürde bir köylü elinde bir elek tutuyor ve karşısındaki köylüye başlıkta okuduğunuz müjdeyi veriyordu: “Köyümüze elek gelmiştir Mıho, yakında trik de gelecektir.”
İsmi, ayrıntıları eksik hatırladıysam Paçacı kusuruma bakmasın, üzerinden çok yıl geçti. Bu karikatürü Başbakan Tayyip Erdoğan’ın hafta sonu, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başkanı Mesud Barzani’yi de ortak ettiği Diyarbakır hamlesi hatırlatmadı bana. Daha Fehmi Koru’nun dün Star gazetesinde Taha Kıvanç mahlasıyla yazdığı ‘Tarihi olayın ayrıntıları’ yazısı hatırlattı. Koru da o yazıda Mehmet Barlas’ın bir gün önceki yazısında yer verdiği, tarihçi Bernard Lewis’in bir anısını aktarıyordu. Lewis tarih okumak için üniversiteye başvurduğunda hocası hangi dönemle ilgilendiğini sormuş. “18 ve 19’uncu yüzyıllar” cevabını alınca da genç Lewis’e ilk dersini vermiş: “On sekiz ve on dokuzuncu yüzyıllar gazeteciliğin alanına girer, tarih on yedinci yüzyıldan öncesidir.”

Lewis’in hocasının yargısı doğru mudur bilemem, tarihçi değilim, İlber Ortaylı’ya güvenirim bu konularda. Ama biz gazeteciler tarihçilik yapma hakkımızı kendimizde görüyorsak, tarihçiler, üstelik güncel bilgi teknolojileriyle neden daha yakın zamanlı konuları araştırmasın? Bu konuya giriyorum, çünkü Koru, Barlas’ın yazdığını aktardıktan sonra “Diyarbakır’da tarihin taslağı değil, kendisi vardı” demesine katılmadığını söylüyor; hatta taslak demek için dahi elde yeterli veri bulunmadığını, Başbakan Erdoğan’ın ‘taslak yazıcısı’ sayılan gazetecilere bu imkânı tanımadığını yazıyor. Doğrusu ben de, güncel siyasi önemi olursa olsun, bir olaya, gelişmeye ‘tarihi’ demek için birkaç saat, birkaç hafta veya birkaç yıldan fazlasının geçmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Mesela Başbakan Erdoğan’dan önce, 2010 yılında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Diyarbakır Belediyesi ziyareti var, dolayısıyla heyecan duysak da icra bakımından ‘tarihi’ diyemiyoruz; muhtemelen Koru da bu tür örnekleri hatırlamıştır. Mesela Türkiye’nin imparatorluktan cumhuriyete geçişi tarihi bir olaydır; sonuç alınmış, sonuçları olmuştur. Bence de siyasi tarihin çoğu, Lewis’in hocası o noktada haklı, aslında gazeteciliğin, can çekişmekte olan araştırmacı gazeteciliğin alanına girer.

ABD Başkanı Richard Nixon’ın 1972’deki Çin seyahati sırasında Çin Başbakanı Zhou Enlai ile arasında geçtiği dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’a atfen aktarılan bir diyalog var. Enlai, 1789 Fransız İhtilali’nin sonraki dönemde dünya siyaseti üzerindeki etkilerini soran Nixon’a “Yorum yapmak için henüz erken, sonuçlarını görmek lazım” cevabını verdiği bu ünlü diyalog üzerine yıllarca yorum yapıldı; ben de bir-iki defa bunu aktardığımı hatırlıyorum. Yorumlar Fransız İhtilali’nin gerçekten de o kadar ‘tarihi’ olmadığından, binlerce yıllık Çin (Doğu) uygarlığının siyasi yargılara varmakta Batılıların aceleciliğine kapılmadığına dek uzandı. Ama bu yorumlar 2011’de birden kesildi. Kissinger’ın ‘Çin üzerine’ kitabı için verilen bir davete katılan ve Enlai ile görüşmede bulunan emekli bir dışişleri görevlisi, her şeyin bir yanlış anlama ve yanlış tercümeden kaynaklandığını ifşa ediverdi. Soru 1968 olaylarından başlayıp –ikisinde de olay Paris’te geçiyor ya- 1789 ihtilaliyle devam edince lafların bir kısmı tercümede kaybolmuş, Enlai yalnızca 1968 için cevap vermişti. Ama konuşulan asıl konu başka olduğu için espri niyeti de taşıyan bu konuyu anında düzeltme gereği tercümanlar tarafından görülmemiş, siyasetçiler tarafından da ‘tarihe’ böyle geçmişti. Artık böyle bir tarih olmadığını anlamış bulunuyoruz.

Demek istediğim şu ki, bir gelişmenin tarihi olup olmadığına, daha doğrusu olmayacağına, girişim anındaki niyetler değil yol açtığı sonuçlara bakılarak ileride karar verilir.

Erdoğan, Kürt sorununa siyasi çözüm bulma niyetiyle geçen yıl bu zamanlar bir girişim başlatmış, bu girişim, İmralı’da ilk görüşme, Abdullah Öcalan’ın 21 Mart Nevruz mesajı gibi önemli aşamalardan geçmiştir; Erdoğan’ın Diyarbakır hamlesi de bu önemli aşamalardan bir tanesidir. Sürecin şu ana dek en önemli sonucu, kan dökülmesini durdurabilmiş olmasıdır. Bu durumun kalıcı olduğuna dair sonuçlar görülmeye başladığında, Kürt sorununa kalıcı çözüm geldiğinde, Erdoğan’ın girişimi de tarihteki yerini o zaman alacaktır.

Ümit ediyoruz ki ‘elek’ten sonra ‘trik’ de gelecek, ülkeyi ve insanlarını tüketen karanlık sona erecektir.