Kriz zamanla soğumaya mı bırakıldı?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ilk günleri doğrusu kolay geçmiyor. Türkiye'nin on birinci cumhurbaşkanı seçilmesinin tadını çıkaramıyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ilk günleri doğrusu kolay geçmiyor. Türkiye'nin on birinci cumhurbaşkanı seçilmesinin tadını çıkaramıyor. Onun yerine, başkomutanı olduğu askeriyenin kendisine duyduğu tepkinin dışavurulmasını sineye çekiyor.
Doğrusu yaşananları normal siyaset sınırları içinde kabul etmek mümkün değil.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 12 Nisan'daki basın toplantısından itibaren cumhurbaşkanı seçimi konusunda yaptığı hamlelere rağmen, eşinin başı kapalı bir AK Parti önde geleninin, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesine hem kendisi tepki gösteriyor, hem de emri altındaki kurumun tepki göstermesine izin veriyor. 27 Ağustos'ta yayınladığı Zafer Bayramı mesajındaki 'çelik disiplin' ifadesini böyle yorumlamak da mümkün.
Gül'ün cumhurbaşkanı seçildiği 28 Ağustos, saat 16:30'dan itibaren neler olduğunu sıralayalım:
- Gül seçilir seçilmez, 30 Ağustos daveti Büyükanıt imzasıyla yarım saat içinde Çankaya'ya ulaştı: Genelkurmay Başkanı vereceği davete, Cumhurbaşkanı ve başkomutanının eşiyle gelmesini istemiyordu. Askeri kurallara göre garnizonlara alınmayan türbanlı kişinin bu kez cumhurbaşkanının eşi olması, Büyükanıt için belki de sınavların en zoruydu.
- Sadece 30 Ağustos değil, önceki gün Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde yapılan törenin, yine dün Ankara'daki Kara Harp Okulu, bugün İstanbul'daki Harp Akademileri, hava ve deniz harp okulları diploma törenleri davetiyeleri de eşsiz hazırlanmıştı.
- GATA'daki törende Büyükanıt ve askerler Gül'e tepkilerini ağır bir sembolizmle gösterdiler. Doğru düzgün selamlamadılar, doğru düzgün alkışlamadılar. Yapılan konuşmalarda 'Cumhurbaşkanım' demek yerine, 'Cumhurbaşkanı' dediler. Yaşananlar normal değildi.
Dün sabah 30 Ağustos törenlerinde bu hava dağılır gibi oldu. Büyükanıt, yanında oturan Cumhurbaşkanı Gül ve onun yanındaki Başbakan Tayyip Erdoğan ile gülümser bir çehre ile fotoğraf verdi. Sonra üsteğmenin konuşması başladı, 'Cumhurbaşkanım' hitabıyla.
Ankara'ya son günlerde hâkim olan Bizansvari, ya da Kremlinvari ağır sembolizmin derecesini düşünün ki, bu 'Cumhurbaşkanım' hitabı, özellikle hükümet cephesinde bir 'rahatlama' vesilesi oldu.
Tabii önümüzde daha birkaç adım var: Cumhurbaşkanı Gül'ün doğal olarak eşi Hayrünnisa hanımla birlikte ev sahibi olarak Çankaya'da vereceği hoşgeldin daveti örneğin. Ya da 1 Ekim'deki Meclis açılışı. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı daveti. Onun öncesinde MGK toplanısı, haftalık görüşmeler.
Çankaya yolunda çok engeli arkasında bırakan, çok mücadele eden Gül'ün, törenlerde uygun olmayan muameleye maruz kalması nedeniyle mühürünü ve koltuğunu bırakıp gideceğini beklemek hiç gerçekçi değil. Gül, siyasetteki çizgisinin bazen bazı şeyleri görmezden gelerek sabırla zamanını kollamak olduğunu gösterdi.
Bu tablo, son günlerde yalnızca Ankara'ya değil, Türkiye'de konuyla ilgilenen herkesin aklındaki 'Nereye kadar, ne zamana kadar?' türü sorulara da yanıtını içinde taşıyor.
Ve bir başka soruya da yol açıyor: Çankaya krizi, zaman içinde soğumaya mı bırakıldı?
Soru haklı, çünkü konu yalnızca Türk Silahlı Kuvvetleri'ni ilgilendirmiyor. Hatta laiklik konusunun yalnızca TSK'yı ilgilendirdiği izleniminin yerleşmesi, hem TSK'yı, hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin dört temel ilkesinden biri olan laikliği yıpratıcı bir hal alabilir. Attığı her adımı planladığı varsayılan askeri kurmayların bu durumu da tespit ettiği varsayılmalı.
MHP lideri Devlet Bahçeli'nin bu çatışmaya girmeyeceğini daha 22 Temmuz seçiminden önce, hatta 2006 yılında ilan ettiği ve seçim sonrasında 367 sorununu ortadan kaldırıcı beyanıyla Gül'ün seçimi önündeki fiziki engeli kaldırdığı bir gerçek. Bunu Bahçeli'ye yönelik suçlama vesilesi yapan CHP lideri Deniz Baykal'ın da son birkaç gün içinde siyasetinde gerekli bir ince ayara gittiği işaretleri var. Baykal'ın kurmaylarından kamuoyunda Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesini krize dönüştürme eğilimi olan, tahrik ya da askerin sözcülüğünü yapıyor şeklinde algılanabilecek konuşmaladan kaçınmasını istediği haberleri var.
MHP'den sonra CHP'nin de sonu demokrasi sınırlarından taşabilecek bu çatışma alanından çekilme ve muhalefeti demokratik sınırlar içinde devam ettirmek için şu sıra profil düşürmeyi tercih edeceği söylenebilir.