Kükreyen fare Kıbrıs

Alman Sosyal Demokrat Parti milletvekillerinden Lale Akgün, Kıbrıs için, nefis bir mizah anlayışıyla 'Süper Güç' tanımını kullanıyor.

Alman Sosyal Demokrat Parti milletvekillerinden Lale Akgün, Kıbrıs için, nefis bir mizah anlayışıyla 'Süper Güç' tanımını kullanıyor. Doktor Akgün'ün geçenlerde Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Wolf-Ruthart Born'un evinde verilen bir davetteki sohbette kullandığı bu tanım, Peter Sellers'in başrolünü oynadığı nefis siyasi komedi filmi 'Kükreyen Fare'yi çağrıştırıyor. Soğuk Savaş'ın başlarında 1959'da çevrilen bu filmde, adı duyulmamış, hayali bir Avrupa prensliği, içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtulup, bloklararası dengede kendisine yer bulabilmek için ABD'ye savaş ilan ediyordu.
Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ndeki Tasos Papadopulos yönetimi, Akgün'ü haklı çıkaracak şekilde dünyanın en sözü geçen ülkelerinden fazla engelleyici güce sahip görüntüde.
Örnekleri var. Kıbrıs Rumları 24 Nisan 2004 halkoylamalarında uzlaşma ve birleşme öngören, AB ve ABD destekli Annan Planı'nı reddettiler. AB, bunun üzerine Kuzey Kıbrıs üzerindeki ekonomik dışlanmışlığın hafifletilmesi için bir dizi ticari ve mali önlem aldığını açıkladı. AB bu kararı aldığı tarihte henüz 15 üye idi ve bu kararda imzası olanlar arasında Yunanistan hükümeti de vardı. Ancak aynı AB, kendi desteklediği uzlaşmayı reddetmiş olmasına karşın 1 Mayıs'ta Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni adanın tamamını temsilen tam üye kabul etti. Papadopulos yönetiminin yaptığı ilk iş, Türk tarafının üzerindeki baskıyı hafifletip çözüm yolunda daha rahat adım atmasını sağlayacak olan kararı engellemek oldu. Kararların oybirliği ile alınabildiği AB sisteminde bu mümkündü.
Papadapulos ikinci adımını, BM Genel Sekreteri Kofi Annan, kendi adını taşıyan planın ve halkoylamalarının sonucunu yazdığı raporu BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu sırada attı. Annan bu raporda, Kıbrıs Türklerini övüyor ve onlar üzerindeki baskının hafifletilmesi çağrısında bulunuyordu. Ancak Lefkoşa-Moskova hattı üzerinde kurulan diplomasi köprüsü, Güney Kıbrıs'ta (ne kadarının kayıt altında olduğu kuşkulu) yatırımları bulunan Rus sermayesinin girişimleri ve Ortodoks Kilisesi dayanışması sonucu, Rusya bu raporun Güvenlik Konseyi'nde görüşülüp oylanmasını engelledi.
17 Aralık AB zirvesi gösterdi ki, Papadopulos yalnızca Kıbrıs Türklerinin değil, Türkiye'nin önünde de engelleyici bir güç olarak tanınmak, böyle kabul görmek istiyor. Bu doğrultuda Atina'da Kostas Karamanlis başbakanlığındaki hükümeti de milliyetçi söylemlerle hareket edemez hale getirmiş olduğu anlaşılıyor.
Ama Kıbrıs Rum hükümeti Türkiye'yi engelleme çabasında ne derece başarılı olabiliyor?
Örneğin, AB'nin daha önce kabul ettiği ilkelere göre, Türk askeri varlığının adada bulunmaması gerekiyor. AB madem KKTC'yi, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti egemenliği altındaki kendi toprağı sayıyor, o halde KKTC'deki Türk askeri varlığını da, Rumların deyimiyle 'işgal gücü' ilan etmesi gerekiyor. Oysa aynı AB, 24 Nisan'da oylanan Annan Planı gereği, adadaki Türk askeri varlığının, Türkiye AB'ye tam üye olana dek, kademeli olarak azaltılmak kaydı ile orada kalabileceğini kabul etmiş, yani meşru görmüştü. 16 Aralık gecesi Papadopulos, Aralarında 'hemen siyasi tanınma' ve 'askerleri hemen geri çekme' dahil 17 taleple kükrediğinde, belki de diğer 24 üyenin kendisini destekleyeceğini ummuştu. Fena yanıldı. Desteklemediler. Bu aslında, Yunanistan dahil 24 AB üyesinin, 24 Nisan'da ortaya çıkan AB destekli uzlaşma ve yeniden birleşme imkânını milliyetçi güdülerle reddeden Papadopulos'un bu taleplerini meşru görmedikleri, arkasında durmadıkları anlamına da geliyordu.
Papadopulos yönetimi ve onun katı milliyetçi yaklaşımına üzücü bir destek veren Kıbrıs solcuları bu gerçeği belki de yara soğuyup acıtmaya başlayınca daha iyi anlayacaklar.
Ama anlaşılması gereken bir şey daha var. Eğer AB liderleri kendi kararlarını ciddiye alıp sahip çıkacaklarsa, işe Kuzey Kıbrıs üzerindeki ekonomik baskıların hafifletilmesi kararlarını uygulatmaya çalışmalarıyla başlamalarında yarar var. Sonra da hâlâ BM'de kapatılmayı bekleyen Annan Planı dosyasını ele alıp yola BM zemininde devam edilebilmesi için Rusya'nın ikna edilmesine katkı vermeliler.
Kendi kükreyen faresine söz geçiremeyen AB güçlerinin dünya politikasında ABD ve Rusya gibi söz sahibi olabilmeleri kimi ikna edebilir?