Kürt açılımına seçim barajı dahil mi?

Hükümet Kürt açılımı yerine demokratik açılım derken siyasi partiler kanununu değiştirmeyi de düşünüyor mu?

‘Demokrasi yalnızca demokratlarla yapılmaz.’ Emekli Büyükelçi Özdem Sanberk, Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (Bilgesam) adına hazırladığı ‘Kürt Sorununun
Çözümü İçin Demokratikleşme, Siyasi ve Sosyal Dayanışma Açılımı’ başlıkla raporun bir
bölümüne bu cümleyle başlamış.
Söyle devam etmiş: 

* “Bütün demokratik toplumlarda demokrasiyi bilmeyen, hatta reddeden insanlar vardır ve var olmaya devam edecektir. Demokratik kuralların işletilmesi için bireylerin demokrasiyi öğrenmeleri ve içselleştirmesi beklenecek olursa demokrasi asla hayata geçirilemez. Hiçbir demokratik ülkede demokrasinin uygulanması için önce halkın olgunlaşması beklenmemiştir. Bireylerin demokrasiyi öğrenme süreciyle demokrasinin uygulanma süreci birbiriyle paralel gelişir. 
Demokratik bir ülkede demokrat olmayanlar da demokratik kurallara uymak durumundadır. Demokrasi uygulandıkça demokratların oranı da artar.”
Özdem Sanberk, sıradan bir diplomat olmamıştır hiç. Kürt sorununa da, PKK sorununa da hiç yabancı değildir.
Biraz geriye gidersek anımsayabiliriz: Türk devletinin PKK’ya bakışının nihayet değişmesi için 1992’nin Nevruz’undaki kanlı olaylar bir dönüm noktası olmuştu. Başbakan Süleyman Demirel’in, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) başına ilk kez bir sivili ataması da bunu gösteriyordu. Henüz MİT, kendi içinden bir istihbaratçıyı başında göremeyecekti ama, Dışişleri Müsteşarı Özdem Sanberk’in de etkisiyle dünyaya açık bir başka büyükelçi, Sönmez Köksal, Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) 1992 Kasım’ında yaptığı toplantı ardından işin başına getirildi.
Yeni bir bakış ve mücadele yöntemi için hükümetin sivil ve askeri kanatları arasında daha önce var olmayan bir mekanizma, yine Sanberk’in önerisiyle oluşturuldu. Buna göre Dışişleri Müsteşarı, MİT Müsteşarı ve Genelkurmay İkinci Başkanı (o dönem Orgeneral Fikret Küpeli idi) her hafta -genellikle cuma öğle yemeklerinde- bir araya gelerek durum değerlendirmesi yapacak, fikir oluşturacak ve uygulanması için hükümete götürecekti. (Bu mekanizmada polis teşkilatı, dolayısıyla İçişleri’nin ve Adalet’in olmaması bir eksiklik sayılırdı, ama yine de ilk kez hızlı icraata yönelik bir adım atılıyordu.)
Bu mekanizmanın 1993 başında kurulmasıyla birlikte hızlı adımlar atıldı. O dönem Lübnan’da üslenip Türkiye’de nice cana mal olan eylemleri yöneten Abdullah Öcalan ile Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri (şimdiki Irak Cumhurbaşkanı) Celal Talabani üzerinden dolaylı temas kuruldu. Arada gelip giden -bazıları gazeteci- insanlar oldu. PKK’nın 15 Mart 1993 tarihinde ilan ettiği ilk ‘tek taraflı ateşkes’ bu sürecin sonucuydu.
Türkiye PKK’yı bir tehdit olmaktan çıkararak o sırada -şimdiki Bakü-Tiflis-Ceyhan hattının daha güneyinden, daha kısa bir rotadan geçmesi planlanan- petrol hattının güvenli bir nakil rotası olduğunu da gösterecekti. Azerbaycan’daki Ebulfez Elçibey hükümetiyle protokol 5 Mart’ta imzalanmış, mayısın son haftasında anlaşmaya dökülmesi bekleniyordu. Öcalan’ın ateşkes süresini 16 Mayıs’ta uzatması, diplomasinin başarıya ulaştığını gösteriyordu.
24 Mayıs’ta başlarında Şemdin Sakık’ın bulunduğu PKK militanları Elazığ-Bingöl arasında, tam o -önceki- petrol hattı rotası üzerinde 33 silahsız eri katletti.
İlk adımı ateşkes olan diplomasi suya düştü.
Boru hattı anlaşması ise imzalanamadı, çünkü Elçibey hükümeti 16 Haziran’da bir darbeyle düşürüldü. Yeni anlaşma Haydar Aliyev tarafından Öcalan’ın 1999 başında yakalanması ardından o yılın ekim ayında imzalandı.
Bu süreci bütün ayrıntılarıyla bilen birkaç kişiden birisi olan Sanberk, Bilgesam raporunda diyor ki; 

* “Askeri yöntemler dışında sürecin önünü tıkayan bu şiddet sarmalından kurtulabilmek için örgütün silahlı mücadele stratejisine son vermesini sağlayacak siyasi koşulların yaratılması gerekir. Bunun yolu da, katılımcı parlamenter demokrasinin gereği olan çoğulcu siyasi ortamda ülkedeki seçim barajının makul düzeylere düşürülmesidir. Seçim barajının düşürülmesi Kürtler içinde DTP’nin tekelini ortadan kaldırır.”
Bu öneriyi dikkate almak gerekiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan, önce Kürt açılımı diye andığı süreci, daha sonra ‘Demokratik açılım’ şeklinde anmaya başladı. Olması gereken belki de budur; bütün vatandaşlar için daha çok demokrasidir.
O nedenle sormak gerekiyor: Başbakan Erdoğan’ın demokratik açılımına seçim barajını düşürmek ve tabanda demokrasiyi sağlamak amacıyla Siyasi Partiler Kanunu’nu değiştirmek dahil mi? İdari adımlardan oluştuğu söylenen kısa dönemli önlemler ardından orta vadelilere geçildiğinde bu iki önemli yasa değişikliği gündeme alınacak mı?