Kürt açılımında üç ihtimal

Hükümet yaklaşım hatalarını düzeltirse, açılımda sonuç alıcı adım atma ihtimali var

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, dün sabah saatlerinde Ermenistan’la imzalanan protokolle ilgili süreci anlatmak üzere Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin’i ziyaret etti.
Oradan doğruca Meclis’in hemen karşısındaki İçişleri Bakanlığı binasına geçti. Milli Güvenlik Kurulu (MGK) üyesi diğer bakanlar onu bekliyordu. Başbakan Tayyip Erdoğan, sel felaketi nedeniyle gittiği İstanbul’daydı, ama daha önceden planlanan toplantı, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın başkanlığında yapıldı.
Bu zaten hükümetin ‘demokratik açılım’ adını verdiği süreçte benimsediği üç kademeli çalışma modeli içinde olan toplantılardan biriydi.
Bu modelin birinci kademesinde, başkanlığını Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yaptığı toplantılar bulunuyor. Bunlar, MGK toplantıları, Cumhurbaşkanı’nın Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile ikili ve gerekirse üçlü görüşmeleri.

Üç senaryo, üç ihtimal
İkinci kademede, Başbakan Erdoğan’ın başkanlığındaki toplantılar yer alıyor. Bunların başında Bakanlar Kurulu ve Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının da katıldığı Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu toplantıları var.
Üçüncü kademede ise ‘açılım’ sürecinden sorumlu tayin edilen İçişleri Bakanı Atalay başkanlığındaki faaliyet bulunuyor. Dünkü toplantı bu çerçevedeydi.
MGK üyesi bakanlar dün gelinen noktaya ilişkin değerlendirme yaptılar ve hafta sonu beklenen bazı gelişmelerin muhtemel sonuçları üzerine konuştular.
Gelinen nokta, hükümetin önünde üç ihtimalin seçikleşmeye başladığı şeklinde özetlenebilir.

1-
Yeşil senaryo: Giderek zayıflayan bu ihtimal, hükümetin DTP dışındaki muhalefetten de bir ölçüde destek alabileceği, ya da en azından köstek olmamasını sağlayabileceği varsayımına dayanıyor. Bu durumda ‘açılım’ hükümetin amaçladığı hıza yakın bir başarı elde edebilir.

2- Sarı senaryo: Hükümet DTP-dışı muhalefetten destek umudunu -daralan zamanı da göz önüne alarak bir yana bırakır ve açılımı sadece hükümetin bir projesi olarak yürürlüğe koyma kararı verir. Bu durumda hükümetin DTP ile ilişkisine de -birlikte görünmek istemediği için mesafe koyması beklenebilir. Hükümet, açılımın güvenlik boyutuna biraz daha ağırlık verir. Açılımın PKK ile mücadele ve AB kriterleriyle sınırlı bazı hedeflerine ulaşma amacı ile yetinilir.

3- Kırmızı senaryo: Ne içeride siyasi muhataplarından ne de Irak’taki PKK varlığını biraz daha sıkıştırma imkânı bulunan ABD’den beklediği desteği bulamayan hükümet, kamuoyu dikkatini başka projelere yöneltmeye çalışarak açılımdan fiilen vazgeçer; ağırlık terörle mücadelenin -eskiden olduğu gibi güvenlik boyutuna geçer.
Bu ihtimalleri tek tek değerlendirebiliriz: Kırmızı senaryo, hükümet için ağır bir yenilgi sayılacaktır. Yalnızca Kürt sorunu belki -ortaya çıkan etnik-siyasi kutuplaşma nedeniyle daha vahim hal almakla kalmayacak, bunun bir dahaki seçimlerde AK Parti açısından ağır faturası olabilecektir.
O nedenle hükümet ne yapabilirse yapıp, hem ülkenin, hem iktidar partisinin geleceğini bağladığı bu sürecin çökmemesini sağlamaya çalışacaktır.
Bunu söylerken gerek Kürt meselesinin, gerek Ermeni meselesinin çözüm sürecine girmesi çalışmalarının Basra-Hazar havzası petrol ve özellikle de doğalgaz yatakları ve bunların Türkiye üzerinden dünya pazarlarına güven içinde çıkarılması hedefleriyle bağlantılı olduğunu görmek gerek. Enerji güvenliği (yalnız arz güvenliği değil, ikmal hatlarının fiziki güvenliği de) bugün Genelkurmay tarafından da Türkiye’nin stratejik önceliği olarak değerlendiriliyor.
CHP lideri Deniz Baykal’ın dün kendisinden Ermeni protokolüyle ilgili gelişmeler üzerine bilgi vermek için randevu isteyen Davutoğlu’na olumlu yanıt vermesi, bu süreçte dikkatle kaydedilmesi gereken bir gelişme. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin reddi de öyle.
Bu gelişmelerden iki sonuç çıkarabiliriz: 

1- Başbakan Erdoğan, Baykal’ın fikrini sormak için değil, ona fikrini söylemek için randevu isterse, muhtemelen kabul görecektir; 

2- AK Partililer, yeşil senaryonun tam olmasa da gerçeklemesini hâlâ istiyorlarsa CHP ile MHP’yi aynı kaba koyup hedef almaktan kaçınmalılar. Aksi halde sarı senaryo ile yetinmek zorunda kalacaklar. Çünkü ne gerçek bu, ne de bir işe yarıyor.