Kürt meselesinde nereden nereye?

Uluslararası koşullara dayanarak güç siyasetine girerseniz, o koşulların değişmesiyle gücün aleyhine döndüğünü de görebilirsiniz.

Hatırlayın geçen yıl bu zamanlar artık Kürt sorunundan değil, Kürt barışından konuşur olmuştu Türkiye.

HDP milletvekilleri PKK’nın lideri Abdullah Öcalan ile adeta haftalık olağan görüşmelerini yapıyorlardı.

Bu görüşmeler Adalet Bakanlığı’nın izniyle MİT’in hazır bulunmasıyla yapılıyor, Öcalan ile müzakere hatırası fotoğraflar basında sorunsuz yayınlanıyor, dönemim başbakanı, şimdi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın tabiriyle “Kürt barış süreci” doludizgin “Dolmabahçe mutabakatına” doğru gidiyordu.

***

Ama buzdağının altında olup bitenleri görmemiz, anlamamız biraz zaman aldı.

28 Şubat’ta Dolmabahçe’de AK Parti hükümeti ile HDP yetkililerinin bir arada ama ayrı ayrı okuduğu metinler aslında her iki cephedeki memnuniyetsizliğin de ifadesiydi.

O zaman göremedik. Ne miydi göremediğimiz?

***

Dolmabahçe aşaması, Öcalan ile 2012 Eylül-Ekim aylarında MİT Müsteşarı Hakan Fidan üzerinden başlayan görüşmelerin 2013 Nevruz’u öncesinde, yani 2013 Mart başlarındaki ulusal ve uluslararası siyaset dengeleri üzerine kuruluydu.

O zaman mesela IŞİD, yeni çıkmış, henüz yükselmekte olan bir hareketti. Henüz ne Musul Başkonsolosluğu'nu basıp Türk devletini aciz durumda göstermişti, ne Musul ve Rakka gibi Suruç’un hemen karşısındaki Kobani’yi almak için hamle etmişti, ne de ABD Başkanı Barack Obama bir gece yarısı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayıp Kobani’deki Kürt güçlere silah yardımı yapmaya başlayacaklarını, engel olmaktansa yardımcı olması talebini iletmişti.

Oysa Mart 2015’e gelindiğinde PKK, ABD-önderliğindeki IŞİD-karşıtı koalisyonun Suriye sahasındaki önemli taktik ortaklarından birisi haline gelmiş, PKK Kobani sayesinde hiç ummadığı taze insan kaynaklarına kavuşmuş, bir Kürdistan geleceğine dair yeni beklentiler içine girmişti.

***

HDP eş-başkanı Selahattin Demirtaş Dolmabahçe zeminini içeride ve dışarıda heyecanla anlatırken, Kandil’de kaşlar çatılıyordu: Acaba alması gerekenden çok azına mı razı olmuştu HDP yüzünden PKK?

Demirtaş’ın 17 Mart’ta “Seni başkan yaptırmayacağız” açıklamasının Erdoğan bakımından bir dönüm noktası olduğunu artık biliyoruz.

Ama hemen arkasından, Öcalan’ın 21 Mart’ta Diyarbakır’da okunan Nevruz mesajında beklenen tarih açıklaması gelmeyince Erdoğan’ın yaptığı “Dolmabahçe kabul edilemez” açıklaması da aynı ölçüde önemlidir.

***

Son bir fırsatın 5 Nisan’daki İmralı görüşmesinde denendiği anlaşılıyor.

O görüşmeden sadece HDP’nin 7 Haziran seçimleri için aday listesi çıktı, Erdoğan’ın beklediği düzeltme çıkmadı.

Hal öyle olunca, 5 Nisan HDP’lilerin Öcalan’ı son görüşü oldu; en azından bildiğimiz kadarıyla.

***

Tabii o arada Erdoğan’ın önüne gelen anketlerden söz etmemiz gerekiyor.

Anketler Dolmabahçe resminin AK Parti’nin milliyetçi seçmenini küstürmekte olduğunu, yeniden MHP’ye yönelişin başladığını gösteriyordu.

Erdoğan’ın sürece karşı açıklamaları durumu toparlamaya yetmedi, 7 Haziran’da AK Parti, hem MHP, hem de HDP’ye kayıplarıyla Meclis çoğunluğunu kaybetti.

***

IŞİD’in Suriye’deki kavgayı Suruç bombalamasıyla Türkiye’ye taşıması, PKK’nın “Süreç bitmiştir” açıklamasıyla yeniden adam öldürmeye başlaması, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun misliyle yüklenmesine neden oldu.

Erdoğan’ın 1 Kasım’da MHP’den ve HDP’den dönen oylarla yeniden AK Parti çoğunluğuna kavuşması ardından PKK bu defa Kobani kantonu modelini Türkiye’de “özyönetim” adıyla devreye soktu.

Hükümetin “Hendek siyaseti” dediği ve üç aya yakındır yüzlerce kişinin öldürülmesine yol açan tablo budur.

***

Ancak Kobani ve Suriye işbirliği sonucu, Türkiye’deki kanton uygulamasına destek uman PKK ne içeride, ne de dışarıda beklediği kadar destek buldu.

İçerideki tablo malum… HDP’liler kamuoyunun büyük kısmının sivil ölümlerinden güvenlik güçlerinden çok PKK’yı sorumlu tuttuğunu göremiyorlar. Hendek siyasetinin kendi kontrolleri kitle dışında meydana getirdiği rahatsızlığı göremiyorlar.

Hükümet ise son günlerde PKK operasyonlarının uzamasının halkın tepkisine yol açmaya başladığının farkında, ama o da hendeklerin diğer tarafında saplanıp kalmış görünüyor.

***

Dışarıdaki durum ise şu.

Evet, PYD şu anda Batı kamuoyunda iyi çocuk muamelesi görüyor; Batıda o an kendisine saldırmayan her silahlı grubun “ılımlı” filan gibi tanımlarla kabul ve destek bulduğunu, bir adım sonrasında “aşırılıkçı” ilan edildiğini unutmamak kaydıyla.

Türkiye içinde PYD olan operasyonlara katılmıyor ama, IŞİD karşıtı koalisyonun en aktif üyelerinden.

***

Suriye’de mahsur kalan Sünni ve Şii köylerin Türkiye üzerinden mübadele edildiğinin önemini anlamak gerekiyor, ya da İncirlik üssünün sadece bir pist olmadığının, Boğazların sadece bir su akıntısı olmadığının önemini de.

O kadar ki, başka koşullarda bugün Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de olanların onda birine ayağa kalkmış olacak Batılı hükümetler şu anda daha çok Ankara’nın Suriyeli mülteciler konusunda ne yapacağı sorusuna yanıt arıyor.

Kıbrıs ve İsrail yakınlaşmaları, Rusya ile uçak krizi nedeniyle yaşanan krizi bir ölçüde dengeliyor.

***

PKK’nın bu hesapları ne kadar doğru yaptığı kuşkulu…

Tabii ki, özellikle de özerklik gibi siyasi talepler sadece uluslararası koşullara bağlı değildir.

Ama uluslararası koşullara dayanarak güç siyasetine girerseniz, o koşulların değişmesiyle gücün aleyhine döndüğünü de görebilirsiniz.

Maalesef arada canlar yitip gidiyor.

Ne kadar acı.

http://www.radikal.com.tr/149614014961402

YORUMLAR
(2 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Bazı eksiklikler var... - user493166

Bunlardan birisi de, Suriye'de çatışma ortamının başlamasından 8 ay kadar sonra, Suriye'deki PKK ile Suriye Hükumeti arasında yapılan ve kapsamı özetle "iç savaş bittiğinde tek devlet kalırsa Kürtlerin yaşadığı bölgelere özerklik verileceği, eğer bölünme olursa karşılıklı olarak kurulacak yeni devletlerin birbirlerini tanıyacağı ve işbirliği yapılacağı, iç savaş sona erinceye kadar Suriye hükumetinin Kürtleri her yönden destekleyeceği, bölgedeki bürokratik hizmetleri sürdüreceği, memur maaşlarını ödeyeceği" yönündeki anlaşmadır. Tabii ki hem Öcalan hem de Kandil, hiç ummadıkları bu pahalı "hediye" karşısında taktik değiştirdiler. Kobani olayları ise büyük "piyango" oldu. Türkiye'de ise ya maalesef kimse göremedi ve değerlendiremedi, ya da başka hesaplar içine girdiler...

kevin cevahir - user742894

sayin yetkin, yillardir izlerim sizi.soyle yada boyle,demokrat bir yazar olarak gordum sizi.. ama mesele kurtler olunca ,zopayi elinize aliyorsunuz...yazik