Kürt sorunu Amerikan dönemecinde

Ankara'da dün başlayan, bugün devam eden toplantının adı 'Türkiye barışını arıyor'. Gerçi dün Mersin'de başlayan ve bugün devam eden toplantıda da bir nevi toplumsal barış...

Ankara'da dün başlayan, bugün devam eden toplantının adı 'Türkiye barışını arıyor'. Gerçi dün Mersin'de başlayan ve bugün devam eden toplantıda da bir nevi toplumsal barış ve 2007 siyasi atmosferine etkileri tartışılıyor ama, Ankara'daki toplantının konusu Kürt sorununa silahsız yoldan bir çözüm olup olamayacağı.
Toplantının yapıldığı İçkale Oteli, aslında Türkiye'nin siyaseten nasıl hızlı gittiğinin de göstergesi. Bir salonda Kürt sorunu konuşulurken bir diğer salonda Türk Tabipler Birliği'nin, diğerinde İnsan Hakları Derneği'nin toplantıları var.
Lobide her üç toplantıya katılmak için gelenler gruplar halinde harıl harıl konuşuyorlar. Bol tartışma, bol çay ve sigara dumanı; 1970 sonlarının üniversite kantinlerini andırıyor manzara.
Yaşar Kemal'in toplantının açılışında yaptığı konuşma metninin İsmet
Berkan'a fakslanmasını beklerken işte bu manzaradaki lobide ilginç konuşmalar yapma imkânı ortaya çıkıyor. Salonda konuşmacılar meraklı bir dinleyici kitlesine kimi gerçekçi, kimi hayal dünyasında gezen, kimi samimi, kiminin samimiyetsizliği üzerinden dökülen görüşlerini anlatırken, işin asıl sahipleri lobide çünkü: PKK'nın çeşitli davalarından girmiş çıkmışlar, kendilerini başka kıyafetlerde gösterme çabası içinde değiller; düpedüz PKK'lılar.
Salonda barış olsa, bayram olsa niyetleri alkış toplarken, lobidekilerin kaşları çatık, endişeli yüzlerle iki soruya yanıt arıyorlar: 1- Türkiye, PKK'yı vurmak için Irak'a operasyon yapar mı? 2- ABD, Kürtleri yine satar mı?
Bunu söylerken, hakkını vermek gerekir ki, KDP lideri Mesud Barzani'nin izlediği ABD işgal güçleriyle işbirliği ve kendisini Irak'ın geri kalan halkından soyutlama çizgisini yanlış buluyorlar. Öte yandan, ABD işgal kuvvetlerinin şu anda Kürtlerin Türkiye, İran ve (Sünni ve Şiileriyle) Arap dünyası arasındaki sıkışmışlığına tek koruyucu olduğu gerçeğinin de farkındalar. Dünyada hiçbir halkın istiklalini, işgal işbirlikçiliğiyle elde etmediği saptamasına katılıyorlar.
Bu çelişki, bir süre önce halen Irak Kürt bölgesinde üs tutan bazı PKK liderlerinin, gerekirse İran rejimine karşı (PKK'nın İran'daki kolu PJAK aracılığıyla) işbirliği yapılabileceği demeçlerine yol açmıştı.
ABD bunu reddediyor. Ancak şu anda ABD'nin Irak'taki varlığına en önemli gerekçelerden birinin Kürt sorunu olduğu ve tersine Kürt siyasetinin geleceğinin kısmen ABD'nin Irak'taki varlığının sürmesine
bağlı olduğu artık gizlenmiyor. ABD Kongresi'nde son iki gündür yapılan açıklamalar başka bir sonuç göstermiyor. Dışişleri Bakanı Condolezza Rice, Dış İlişkiler Komitesi'nde, Savunma Bakanı Robert Gates de Silahlı Hizmetler Komitesi'nde ayı şeyi söylediler: 'Şimdi çekilirsek Kürtler bağımsızlık ilan eder, Kerkük'e el koyarlar, Türkiye de müdahale eder'. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson'un da, ABD'nin görevden ayrılmak üzere olan Bağdat Büyükelçisi (ve neo-con ekibin beyin güçlerinden) Zalmay Halilzad'ın tersine, Irak'a operasyon kararının Türkiye'nin bileceği iş olduğunu söylemesi, artık bu durumun genel bir kabullenişe döndüğünü gösteriyor.
Burada 'Türkiye göze alabilir mi?', ya da 'PKK da şehirleri vurmaya başlarsa?' türünden sorular ikinci planda kalmış görünüyor. Siyaset bir algılama işi ve algılama da Irak'ta (Kerkük dahil) bir Kürt devleti ilan edilirse, Türkiye'nin (ve muhtemelen İran'ın) buna müdahale edeceği.
PKK bunun farkında. Irak Devlet Başkanı görevini de yürüten KYB'nin 'oportünist ama modernist' lideri Celal Talabani de farkına varmaya başladı. Ama Barzani farkında görünmüyor. ABD Başkanı George Bush nasıl kaybeden kumarbaz sendromu içinde sürekli bahsi artırıyorsa, barzani de sıkıştıkça taleplerini çoğaltıyor. Belki bisikletin pedalını çevirmezse düşeceğine inanan çocuk gibi, frenin varlığını unutmuş; durmaya korkuyor.
Bölge böylece topyekûn daha koyu bir savaşın içine çekilme tehlikesindeyken, Türkiye kendi içinde Kürt sorununa silahsız çözüm bulabilir mi? Akılcı baktığınızda hâlâ mümkün. Belki bunun yolu, af çıkarmaz, Anayasa değiştirmezsen silahı bırakmam, öldürmeye devam ederim şantajını giderek aleyhe dönen büyük resme rağmen sürdürmek değildir. Çünkü şu anda büyük resim, bölgesel savaş tehlikesi, bölgesel siyasetin belirleyici faktörü. Kürt sorunu, Türkiye değil, ABD dönemecinde.