Kürt sorunu, Kürtçülük sorunu ve yerel seçimler

Yerel seçim sonuçları DTP?yi de PKK?yı da bir yol ayrımına getirebilir. ABD ve Irak bağlantılı gelişmeler dikkatle izlenmeli

DTP’li Emine Ayna’nın İdil’deki seçim konuşmasında “Kürt olmanın ölçüsünün artık DTP
olduğu”nu söylediği dün DHA tarafından bildirildi. İlk duyunca bir zamanlar Necmettin
Erbakan’ın seçim kampanyasında kullanılan ‘Bize oy vermeyen patates dinindendir’ sözünü hatırlatıyor.
DTP’lilere göre Kürt olmak için artık etnik kriter de yetmiyor, bir siyasi kriter mi gerekiyor artık? Milliyetçilikle ırk ayrımcılığının arasındaki çizgiyi zorlayan bu bakış, aslında DTP’nin yerel seçimler nedeniyle ne kadar hassas bir noktada durduğunu, ya da durmaya çalıştığını gösteriyor.
Bir başka DTP milletvekili, Sırrı Sakık, geçen hafta sonu CNN Türk’teki Ankara Kulisi programında 29 Mart yerel seçimlerinin DTP açısından “Bu dönemde bir varoluş ve yokuluş seçimi olarak” görüldüğünü söylemişti. Sakık bu önemli cümleyi kurarken, TEPAV araştırmacısı Nihat Ali Özcan’ın DTP mevcut 2 milyon oyunu 3-4 milyona çıkarırsa herkesin şapkasını önüne koyup düşünmek durumunda olduğu, 1.5 milyona düşürürse de DTP ve PKK’nın ne olduğunu sorması gerektiği tahlilini onaylıyordu.
DTP’nin seçimlerde ne tür bir sıkışmaya maruz kaldığı konusuna girmeden önce, Sakık’ın o programda ‘Bize haksızlık yapıyorsunuz’ diyerek sıraldığı birkaç maddeye değinmekte yarar var.
Sakık ve DTP örneğin şu noktada haklıdır: Bugün devlet eliyle Kürtçe yayın yapan TRT-Şeş diye bir kanal varsa, bu bir lütuf sonucu, ya da hep kendimizi kandırdığımız ‘hoşgörü’ sonucu kurulmamıştır. Kendiliğinden olmamıştır, bir mücadelenin
sonucudur. Bu mücadelede kişisel hak ve özgürlükler için demokratik mücadele veren kişi ve kuruluşların payı olduğu kadar, en son adı Roj TV olan Kürtçe propaganda kanalı kuran PKK’nın zorladığı taleplerin de payı vardır.
Sakık ‘PKK’yı inkâr edersek, yok dersek, yok olmayacak ki’ diye serzenişte bulunurken de haklıdır. PKK’nın terör eylemlerini, terörist niteliğini teşhir etmek ile onun artık Türk siyasetinde bir etken olduğunu kabul etmek iki ayrı gerçekliktir. PKK ne yazık ki bu ülkenin siyasi ve sosyal bir gerçeği haline gelmiştir ve soruna bulunacak gerçekçi çözümler bu durumu dikkate almak zorundadır artık.
Ne var ki, bu gerçeği saptamak ile bu gerçeğe teslim olmak da iki ayrı konudur.
Tıpkı Kürt sorunu ile, Kürt sorunundan kaynaklanan, ancak artık ondan ayrı gelişen Kürtçülüğün iki ayrı sorun sayılması gerektiği gibi. Ayna, Kürtçülük yapmayan Kürtlerin Kürtlüğünü inkar ederken, aslında Kürt sorunundan ayrı bir Kürtçülük sorununun bulunduğunu göstermemeye, perdelemeye çalışmaktadır.
Konumuza dönersek, Ayna’yı böylesi bir inkâra zorlayan koşullar, Sakık’ın da kabul ettiği gibi çok çetin.
DTP 29 Mart’ta ülke çapında oylarını artırsa, diyelim dörtte bir artırıp 2.5 milyon ve üzerine çıkarabilirse, bu aynı zemini paylaştığı PKK yönetimindeki şiddet eylemlerini tırmandırma yanlılarını geriletecek. Siyasi mücadele diyenler kazanmış sayılacak. Buna karşın siyasi mücadelenin ekseni artık ‘Demokratik federasyon, Anayasal federasyon’ çizgisine yükseltilecek.
DTP ülke çapında oy oranını 1.5 milyon sınırına düşürürse, PKK için kullanım değerini de düşürmüş olacak. DYP’lilerin PKK üzerindeki etkisi daha da zayıflayacak ve PKK şiddet eylemlerini şehirde-kırda tırmandırmaya çalışacak. DTP’nin mevcut gücünü koruması durumunda DTP-PKK içi dengesinde de fazla değişiklik beklememek lazım.
Ancak bu tahlil dış dengeleri fazla hesaba katmıyor.
ABD Başkanı Barack Obama’nın ilk
büyük yurtdışı turuna Türkiye’yi dahil etmesi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İran seyahatinde yakında Kürt meselesinde gelişme beklediğini söylemesi, ABD yönetiminin PKK-dışı Kürt oluşumlarıyla teması artırması, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi lideri Mesud Barzani’nin Avrupa turunda Türkiye ile ilişkileri germemeye özen göstermesi, son MGK toplantısı ve hatta CHP lideri Deniz Baykal’ın (dünkü Mardin mitinginde örneğini gördüğümüz gibi) siyasetinde Kürtçe‘ye yer vermeye başlaması gibi gelişmeler, ulusal ve uluslararası gelişmelerin Kürtçülükle mücadelede ve Kürt sorununa çözüm amacıyla bir sıçrama noktasına doğru ilerlediğini gösteriyor.
Seçimlerle ortaya çıkacak siyasi tablo bu sıçramanın çerçevesini çizecek gibi görünüyor.