Kürt sorunu yine PKK sorununa döndü

Gelinen noktada, Kürt sorunu bir kez daha PKK sorununa, PKK ile mücadele sorununa indirgenmiş görünüyor.

“Teröre karşı hep birlikte mücadele edeceğiz” diye söze girdi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis grubuna hitap ediyordu.

Sonra sormaya başladı: “Terör bir insanlık suçu mudur?” cevabını kendi verdi: Evet.

“Teröre karşı devlet mücadele etmeli midir? Evet.”

“ Terör örgütü mensupları etkisiz hale getirilmeli midir? Evet. Hiçbir sorunumuz yok.”

***

Buraya kadar CHP lideri, PKK’nın son denemde “hendek siyaseti” adı verilen çizgisine tamamıyla karşı olduğunu ifade etmiş oluyordu.

Ama hepsi bu değildi, yine sordu: “Bunun hukuk içinde yapılması lazım mı? Evet. Hukuk devletine yakışan budur.”

İşi AK Parti hükümetine de şöyle bağladı: “Şu soruyu 78 milyon vatandaşımızın kendisine sormasın istiyorum; iller ve ilçeler silah deposuna dönüştürülürken bu ülkenin başında kimler vardı?"  

***

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu bir gün önce “hendek siyasetinin” de, hükümetin sokağa çıkma yasağı altındaki yerleşim birimlerine ağır silahlarla girmesinin de Kürt sorununa çözüm getirmeyeceğini söylüyordu.

Yıllarca Diyarbakır siyasetinde insan hakları savunucusu kimliğiyle öne çıkmış olan Tanrıkulu, hükümete diyaloga yeniden başlama ve siyasi çözüm için konuyu Meclis’e taşıma çağrısında bulunuyordu.

İşin ilginç yanı, çatışmaların durması ve PKK’nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan ile yeniden diyalog kurulması çağrısı AK Parti milletvekili Orhan Miroğlu’dan da gelmişti aynı gün.

***

Dün AK Parti grubuna hitap eden Başbakan Ahmet Davutoğlu ise, güvenlik güçlerinin sivil halka zarar gelmemesi konusunda özenli davrandığını, çatışma bölgesinden göç etmek zorunda kalan halkı, eğitimsiz kalan öğrencileri mağdur etmeyeceklerini söylüyor, ancak teröristlere taviz verilmeyeceğini söylüyordu.

Bir bakıma o hendek ve barikatların PKK’nın sonunu getireceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile aynı çizgide duruyordu.

Başkent’te bu konuşmalar yapılırken, sokağa çıkma yasağı ilan edilen Sur’dan, Nusaybin’den, Cizre’den, Silopi’den ve edilmeyen Bitlis’ten Şırnak’tan ve başka yerlerden sürekli çatışma ve ölüm haberleri geliyordu.

Ajanslara düşen fotoğraflar Suriye’nin Irak’ın yanmış yıkılmış şehirlerini hatırlatıyor, iç yaralıyordu.

***

Olan bitene bakınca insan inanamıyor, değil mi, daha bu yılın başlarında, 28 Şubat’ta hükümet ve HDP yetkililerinin Dolmabahçe’de bir araya gelip Kürt sorununa siyasi çözüm arayışıyla bir yol haritası üzerine kendi açıklamalarını kameralar önünde okumuş olduğuna?

Sanırım Erdoğan bakımından her şey HDP eş-başkanı Selahattin Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışıyla değişmeye başladı.

Siyasi yönelişinde anketlere önem veren Erdoğan’ın önüne PKK ile diyalog ve uzlaşma görüntüsünün AK Parti’ye oy kaybettirebileceği, özellikle daha önce MHP’den gelen seçmenin MHP’ye dönebileceği tahminleri Dolmabahçe sonrasında kondu.

***

Erdoğan süreci dondurarak hasarı önlemeye çalıştı ama 7 Haziran seçim sonuçları tahminleri haklı çıkardı, AK Parti Meclis çoğunluğunu kaybetti.

CHP’nin ittifak çağrıları MHP’den yanıt bulmayıp seçim tekrarına gidileceği kesinleştiği sıralarda PKK’nın “Süreç bitmiştir” açıklaması ve ardından cinayetlerin başlaması, kötü gidişin işaret fişeği oldu.

PKK son derece yanlış ve riskli bir kararla, PYD’nin Suriye’de IŞİD’e karşı savaşa katkısını dünya güçleriyle stratejik ittifak kurulduğu ve “Kürdistan devrimi koşullarının oluştuğu” şeklinde değerlendirdi.

Bunun üzerine Kobani örneğini Cizre’de, Silvan’da, Silopi’de, Nusaybin’de, Sur’da tekrarlamaya çalışması ve hükümetin buna misliyle mukabele etmesi işi maalesef bugünlere getirdi.

***

Gelinen noktada, Kürt sorunu bir kez daha PKK sorununa, PKK ile mücadele sorununa indirgenmiş görünüyor.

Hükümet, PKK’ya (özellikle de Kandil ile ikmal hatları ve Türkiye sınırları içindeki lojistik destek noktaları çerçevesinde) ağır hasar verdirdiğine ve şu an gösterilecek bir zafiyetin PKK’yı daha da güçlendireceğine inanıyor.

Ne içeriden, ne de ABD ve AB gibi dışarıdan yapılan “yeniden diyalog” çağrılarının, koşullarda bir değişiklik olmadıkça kısa dönemde barışçıl çözüm arayışıyla sonuçlanacağını beklemek zor.

Oysa Türkiye’nin cihanda olduğu kadar, hatta ondan çok yurtta sulha ihtiyacı var.

***

Son cümle: 28 Kasım’da Sur’da öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin katil zanlısı, Başbakan Davutoğlu ve İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın sözlerine karşın hâlâ bulunmuş, açıklanmış değil; her kimse bir an önce bulunup yargı önüne çıkarılmasında fayda var.