Kürt sorununda orkestra şefi kim?

PKK'nın DTP'ye verdiği ayarla, orkestra şefinin Kandil'de ve Karayılan olduğu ortaya çıktı

Demokratik Toplum Partisi’nin PKK’nin fiili lideri Murat Karayılan’ın bir İngiliz gazetesine söylediği ‘İskoç modeli çözüm’ önerisine ‘Etnik yaklaşım’ gerekçesiyle mesafeli durması Ankara’da yönetim kademelerinde değişik bir algıya yol açtı. Demek ki DTP artık PKK’dan gelen her öneriyi talimat sayıp hazırolda durmuyordu. Demek ki DTP, PKK’dan bağımsız sivil bir duruş sergileyebileceğini gösteriyordu.
Belki de o yüzden, daha bu son gelişme olmadan önce, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın en yakın danışmanlarından Yalçın Akdoğan 25 Mayıs tarihli Star gazetesinde “Bence bazı PKK elebaşları, bu durumu DTP yönetiminden daha iyi algılamış durumdadır. Hasan Cemal’in röportajındaki ifadeler DTP’nin kendisini de gözden geçirmesini de gerektirecek mahiyettedir” diye yazıyordu. Bu geçen hafta idi.
Hafta sonu Diyarbakır’da ilginç etkinlikler oldu. Roj TV bu etkinliklerden canlı yayın yaptı. Bütün DTP’liler oradaydı.
Bu hafta başı, dün öğle saatlerinde DTP’den ilginç bir başka açıklama geldi. PKK’nın İskoç modeli neden tartışılmasındı? DTP, PKK’nın çözüm önerilerini reddedemezdi. Bunlar hep DTP ile PKK’yı birbirine düşürme taktikleriydi.
DTP’nin PKK’ tarafından ileri sürülen (ve gerçekten gerçeklikle ilgisi olmayan) İskoç modelini (bir araştırın bakalım bir İskoç silahlı hareketi Britanya Krallığı’na karşı en son ne zaman kalkışmış) sorgulamasından ‘İşte bölünüyorlar’ sonucu demek ki o kadar kolay çıkarılamıyor.
Hafta sonu Diyarbakır’daki hava, Ankara’daki (siyasi ve askeri) yönetim çevrelerindeki ‘Kuzey Irak’ın PKK için güvenli bölge olmaktan çıkması, silahlı mücadelenin zorlaşıp, örgüt üyelerinde silah bırakma fikriyatının filizlenmeye başlaması’ temennisiyle pek örtüşmüyordu. PKK ve DTP’nin kamuoyuna vermeye çalıştıkları hava şudur: Ankara PKK’nın isteklerini kabul etmezse, Kürdistan’ın kuruluşu artık an meselesidir ve adeta PKK Ankara’ya bir son şans tanımaktadır. Siyasetin gerçeklerden çok algılar üzerine yapıldığını bilenler için 29 Mart seçimleri ardından Güneydoğu’daki psikolojik ortam -gerçek ne olursa olsun- PKK tarafından yönlendiriliyor.
PKK’nın hafta sonu DTP’ye verdiği İskoç ayarı, orkestra şefinin kim olduğunu ortaya koydu. İmralı’da koğuş arkadaşı bekleyen Abdullah Öcalan bu konularda ne diyor? Kandil’deki Murat Karayılan ile aynı görüşte mi? Bunları bilemiyoruz. Ankara’daki yönetim
kademelerinde bilen var mı? Onu da bilemiyoruz, ama PKK-DTP cephesinde orkestra şefinin artık Karayılan olduğu anlaşılıyor.
Mesajı şu: Anayasa değiştirilsin, Türkiye, Türklerin ve Kürtlerin cumhuriyeti olarak tescil edilsin. Mesaj sade, işlevsel ve açık. Yani söyleyen belli, söylediği belli.
Peki Ankara’da orkestra şefi kim. 2009’da ortaya çıkan fırsatın kaçırılmamasını isteyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül mü? Fırsatın ne olduğunu gazetecilerin Cumhurbaşkanı’na sormasını isteyen Başbakan Tayyip Erdoğan mı? Yoksa 2009’un Irak’taki PKK’nın etkisizleştirilmesi için fırsat verdiğini söyleyen Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ mu? Ya da Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanı, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, ya da Güvenlik Müsteşarını istihdam edecek İçişleri Bakanı Beşir Atalay mı? Kim?
Peki mesaj ne? O fırsat nedir? Erdoğan’ın danışmanı Akdoğan’ın yazdığı gibi ‘Bence fırsat, öncelikle PKK’nın etkisizleştirilmesine yönelik beklentiyi ifade etmektedir’ mi? Çünkü diyor Akdoğan, PKK’nın etkisizleştirilmesi aynı zamanda daha fazla demokratik açılım sürecinin önünü açacaktır. Bu bakış aslında Genelkurmay Başkanı Başbuğ ve örneğin CHP lideri Deniz Baykal’ın bakışına daha yakın görünüyor.
Hemen herkesin gayet sıcak bir tartışmaya girdiği bu dönemde ısrarla topa girmeyen, ne diyeceği merakla beklenen bir kişi kaldı: O da ülkenin Başbakanı, Erdoğan.
Ortada çözüm adına hiçbir şeyin olmadığını söylemek haksızlık olur. Belki bir plan yerine bir süreç tanımı daha doğru olacaktır. Öte yandan umdu kaybetmemek ile zamanı geçirmemek arasındaki dengeyi de gözetmek gerek. Cumhurbaşkanı Gül, çözüm için ideal tarih vermese, belki Başbakan Erdoğan’ın daha geniş manevra alanı olurdu. Ama Gül’ün dediği gibi, aralarında mükemmel uyumu var saymak durumundayız. Öyle değil mi?