Kürt sürecinin sonu da anayasa gibi olur mu?

Büyük umutlar beslenen Kürt sorununa çözümün akıbeti de anayasa yazımına benzer, pek çok zaman ve enerji harcandıktan sonra mevcut durumla sonuçlanabilir mi?

Bundan iki yıl önce, yine güneşli bir kasım günü, Meclis Başkanı Cemil Çiçek büyük bir memnuniyet ve gururla, Meclis’te grubu bulunan dört partinin yeni bir anayasa yazımı için uzlaşma komisyonu kurma kararına vardığını açıklamıştı.

Bu önemliydi, çünkü şimdiye dek yazılmış bütün Türk anayasaları -1876, 1908, 1924, 1961 ve 1982 hep devrim, karşıdevrim, darbe gibi olağanüstü koşulların ürünüydü. Çiçek, 2 Kasım 2011’de İstanbul’da, tarihi Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlediği ve AK Parti, CHP, MHP, BDP temsilcilerinin de katıldığı basın toplantısında, tamamen sivil bu girişimle ilk defa üzerinde asker gölgesi bulunmayan bir anayasanın da yazılacağı müjdesini veriyordu.

Bu girişim, aralarında benim de bulunduğum pek çok yorumcu tarafından doğru yönde atılmış iyi bir adım olarak nitelendi; Türkiye’nin demokratik, toplumsal ve ekonomik yönden daha da gelişmesi için yeni ve devletin haklarından çok kişinin haklarını öne çıkaran bir anayasaya ihtiyacı vardı.

Bu girişime Türkiye’nin Batılı müttefikleri destek verdi; ABD yönetimi övdü, AB İlerleme Raporları’nın olumlu hanesine anayasa çalışmalarını yazdı.

Bu adım sivil toplumu da hareketlendirdi. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun önayak olmasıyla ülke tarihinin en geniş katılımlı nabız yoklaması bölgesel toplantılar yoluyla yapıldı, binlerce kanaat önderi bu çabaya gönüllü katıldı. Amaç ise Meclis’in 2012 sonuna dek daha demokratik bir anayasa taslağı üretmesine katkı vermekti. Doğrusu sivil toplum, üzerine düşeni fazlasıyla yaptı.

Siyaset cephesinde evdeki hesap çarşıya uymadı. İki yıl ve iki hafta önce bir kutlama töreni gibi düzenlenen basın toplantısıyla ilan edilen yeni anayasa çalışması, 19 Kasım 2013 günü sessizce ölmeye bırakıldı. AK Parti’nin anayasa toplantısına katılmama gerekçesi Mustafa Şentop tarafından Meclis Başkanlığı’nın komisyon başkanlığı sorumluluğunu bırakmasıyla hukuki zeminin ortadan kalkmış olmasıyla açıklandı. Zaten 2015 Haziran’daki genel seçimlere kadar bir anayasa yapma ümidinin de kalmadığını söyledi.

Muhalefet partileri kendi aralarında toplanarak çalışmalara devam edeceklerini söylediler; anlaşmaya göre üç oturuma katılmayan dışında kalır, diğerleri sürdürürdü. Ama bu tamamen tribünlere gösteriş hamlesiydi; üç partinin toplamı, aralarında anlaşsalar dahi hiçbir şey yapmaya yetmiyordu. Zaten aynı gün Başbakan Tayyip Erdoğan, AK Parti grubuna hitabında, komisyonun bugüne dek ancak 60 maddede uyum sağladığına, geride daha (en çetrefil konuların bulunduğu) 112 maddenin kaldığına işaret ederek komisyonun ipini çekmişti bile.

Aslında çalışmaların bugüne dek, son tarih birkaç kez uzatılarak gelmesi, bir yerde tek başına Çiçek sayesinde oldu. Belki de bu yüzden Çiçek, son haftalarda Erdoğan’dan komisyonu dağıtması ısrarına da maruz kaldı. Ancak diğer partiler ‘kalıyoruz’ dedikçe Meclis Başkanı bitiren taraf olmak istemedi, çekildi ve böylece komisyonun dağıtılması işini üstlenmek AK Parti’ye kaldı. Nihayet dün Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ noktayı koydu.

Uzlaşmazlığın temel olarak iki nedeni vardı. Birisi Kürt meselesi... Başlangıçtaki fikir, demokratik hakları genişleterek sadece Kürt vatandaşlara değil, herkese daha fazla özgürlük fikri vardı. Bu BDP’ye az, MHP’ye fazla geliyor, CHP bu yüzden iç çelişki yaşıyor, AK Parti ise desteği sadece BDP’den almayı siyaseten uygun bulmadığı için kararsız kalıyordu.

Diğer konu başkanlık meselesiydi. Erdoğan, parti lideri kimliğini sürdüren, yürütme yetkileri arttırılmış ama üzerindeki demokratik kontrol daha da azaltılmış cumhurbaşkanlığı, daha az yetkili başbakanlık istiyor, ayrıca 2014 seçimlerinden sonra Abdullah Gül yerine cumhurbaşkanı olmak istediğini gizlemiyordu.

Anayasanın hiç değilse bir kısmını daha düzeltme fırsatının elden kaçması da aslında bu yüzden oldu. Erdoğan, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na 60 maddeyi geçirme teklifinde bulunup, CHP’den ‘Başkanlık teklifini çekme’ şartını duyunca proje yattı.

Şimdi kulislerde AK Parti’nin siyasi riski göze alıp BDP’yi (yasadışı PKK lideri Abdullah Öcalan ile süren görüşmeler yoluyla) ikna etmek
suretiyle hem başkanlık hem Kürt meselesinde yasal adımlar içeren bir paketle Meclis ve halkın önüne çıkabileceği konuşuluyor. En azından Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın Doğu ve Güneydoğu temaslarında kanaat önderleriyle yaptığı görüşmelerden kalan tortu bu yönde... Ve Erdoğan’ın bu yolu, aslında Türkiye’de geniş kesimlerin kucaklayacağı anayasayı CHP ile yapmasının çok daha kolay olduğunu bile bile deneme ihtimali hesaba katılmalı.

Peki, büyük umutlar beslenen Kürt sorununa siyasi çözüm görüşmelerinin akıbeti de yeni anayasa yazımına benzer, pek çok zaman ve enerji harcandıktan sonra mevcut durumla sonuçlanabilir mi?

Böyle bir endişenin olmadığını söylemek ne yazık ki çok mümkün görünmüyor. Geçen hafta sonu Diyarbakır’da gördüğümüz türden hamleler, demeçlerle sürece ve umutlara can verilse de Kürt sorununa siyasi çözüm sürecinin aynı akıbete uğramaması için dikkat çekmek gerekiyor.