Laik cumhuriyete veda mı normalleşme sancısı mı?

Olanlar kimilerine göre laik cumhuriyet için sonun başlangıcı, kimilerine göreyse siyasetin normalleşmesi. Herhalde uzun ve sancılı bir süreç.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün cumhuriyetin 90’ıncı yıldönümü münasebetiyle Çankaya Köşkü’nde verdiği davet, konuşulan konular ve kullanılan vücut dilinin siyasetin şekillenişi bakımından içerideki, bu durumda Meclis’teki oyundan daha ilginç olduğu bir tiyatro fuayesini andırıyordu.
 
Gül’ün 7 yıllık görev dönemindeki bu son Cumhuriyet Bayramı davetinde günün konuları kamuda başörtüsü serbestisinin Meclis’e de yansıyıp yansımayacağı ve asker-siyaset ilişkileriydi.
 
Bu alanlarda en son ve belki en büyük dönüm noktası da zaten yedi yıl önce yaşanmıştı.
 
Daha önceki darbe ve müdahalelerin sonuç vermiş olmasına güvenerek iç ve dış dengelerin artık çok farklı olduğunu göremeyen askerlerin 27 Nisan 2007’deki e-muhtırasının hedefi, eşinin başı örtülü olan Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığını engellemekti. Tayyip Erdoğan’ın AK Parti hükümetinin ertesi gün verdiği “Siz artık kendi işinize bakın” cevabı siyasetin bütün akışını değiştirdi.
 
Erdoğan restini erken seçim kararı ile pekiştirdi, erken seçimi kazandı, Gül’ü Meclis’e seçtirdikten sonra cumhurbaşkanı seçimini halkoyuna bırakacak referandumu da kazandı ve bu arada, daha sonra Ergenekon, Balyoz gibi devasa davalara dönüşecek operasyonları başlattı. Bu davalar, Erdoğan’ın 2011 seçimini oy arttırarak kazanmasının ardından genişledi ve eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ dahil pek çok komutanın ağır hapis cezaları almasıyla sonuçlandı. PKK ile diyalog da bu süreçte başladı ve 2014 baharındaki belediye ve yazındaki cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi ortamda yine aynı tartışmaları yaşıyoruz.
 
Ama bu defa koşullar çok farklı.
 
Erdoğan’ın, kamu görevlilerinin de başını örtebileceği tartışması buna örnektir. Bu hamlede kendisi için bir tuzak gören CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, doğru bir siyasi taktikle kavgaya girmedi. Bu yönüyle hem 2010’da CHP’nin başına yeni geçtiğinde verdiği özgürlükçü demeçlerle (29 Eylül 2010, Radikal) tutarlılık gösteriyor hem de parti seçmen profili üzerine yapılan son araştırmalar uyarınca bu kavganın CHP’ye zarar vereceğini hesap ediyordu.
 
Hemen arkasından AK Parti’den üç kadın milletvekili artık Meclis’e başları örtülü gelmeye karar verdiklerini açıkladılar. Bu açıklamalar CHP’yi karıştırdı. Bir grup CHP’li, Kılıçdaroğlu’ndan 1999’da Bülent Ecevit’in Merve Kavakçı’ya yaptığı gibi parti grubu halinde direniş kararı almasını istedi.
 
Burada da bir tuzak gören Kılıçdaroğlu iki hamle yaptı. Birincisi, 7 yıldır gelmediği Gül’ün Cumhuriyet Bayramı davetine gelmek oldu. Diğeri de hemen öncesinde gazetecilere bu konuda bir grup kararı çıkacağını sanmadığını söylemekti.
 
Gül’ün buna karşılık gazetecilere başörtüsü, türban meselesinde gelinen noktanın ‘CHP’nin olumlu katkılarıyla’ mümkün olduğunu söyledi. CHP liderinin inanç üzerinden kavgaya girmek istememesi, Köşk’ten destek buluyordu.
 
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in gazetecilere Gül’ün davetinde yaptığı açıklama da ‘türbanlı cumhurbaşkanı eşi’ tartışmasıyla başlayan sürecin yedi yıl sonra geldiği noktayı gösteriyordu.
 
Hapisteki subaylara yeterince sahip çıkmamakla suçlanan ve eski silah arkadaşları tarafından istifaya çağrılan Özel, öyle önüne gelen istedi diye istifa etmeyeceğini söyledi. İstifanın ‘onurlu bir kurum’ olduğunu vurguladı, askeri siyasetten uzak tutmaya çalıştığını söyledi ve “Ben gidersem çok ararsınız” türünden sözler sarf etti. Askerin siyasetle ilişkisinin mesafeli ve savunma pozisyonunda olduğunu söyleyebiliriz.
 
Bu durum kimilerine göre laik cumhuriyet için sonun başlangıcı, cumhuriyetin kadınlara getirdiklerinin kaybı, kimilerine göreyse siyasetin normalleşmesi önündeki suni engellerin ortadan kalkması, demokrasinin gelişmesi.
 
Her halükârda uzun ve sancılı bir süreç. Ve son erdiğini söylemek için henüz erken olabilir.