Makama saygı göstermek

Cumhurbaş-kanlığı ve cumhurbaş-kanı ülkedeki en güçlü simge. Cumhurbaşkanına tavır almanın da bir sınırı olmalı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bugün Çankaya'da ilk kabul resmini veriyor. İlk davet resmi erkân ve siyasilere. CHP katılmayacağını açıkladı; Gül ile milli güvenlik konuları dışında ilişki kurmayacaklarını, sosyalleşmeyeceklerini söylüyorlar. DSP'nin tavrı iki arada bir derede. MHP, CHP'den gelen eleştirilerle fazla ilgilenmeden kendi çizdiği ve meşruiyetçi olarak tanımladığı yolda ilerliyor; MHP'liler katılıyor. DTP'liler, zaten Genelkurmay davetine çağırılmamış olmanın kırgınlığı ile gelen bu ilk ve aslında en üst düzeydeki davetin tadını çıkaracaklar.
Genelkurmay'ın tutumu her zamanki gibi dikkatle izleniyor. Askerler Gül'ün seçilmiş olmasından mutluluk duymadıklarını belli ediyorlar zaten. Gül'e cumhurbaşkanı seçilmesinin hemen ardından Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve diğer askeri yetkililer tarafından gönderilen davetiyelerin eşsiz yazılmış olması yeterince yankıya da, tepkiye de yol açtı.
Ertesi gün yaşanan 'Cumhurbaşkanım' değil, 'Cumhurbaşkanı' denmesi sıkıntısının adından, hitap benimseme takısını alarak sürdürüldü.
Bazı meslektaşlar, konuyu türban türü güçlü simgeler ve askerin kendisine koyduğu ilkeler temelinde tartışmayı tercih etti. İşin cumhurbaşkanına saygı, yalnızca makama değil, cumhurbaşkanı kişiliğine saygı boyutu da var oysa ve Cumhurbaşakanlığı forsu aslında simgelerin en güçlü olanı.
Genelkumay Başkanı ve kuvvet komutanları davete icabet etmiyorlar. Ancak gelen bilgilere göre, Genelkurmay'ı temsilen bir orgeneral bu kabulde olacak. Şu ayrıntı önemli ki, bu 'Cumhurbaşkanı davetine gidilir' geleneği dışında gidilmesi zorunlu bir toplantı değil. Dün konuştuğum bir uzmana göre, bu tutum, 'Her yıl aynı dönemde yaptığımız birlik teftişleri kesinleştiğinde bu davet belli değildi. Protesto saymayın diye temsilcimizi gönderiyoruz' türünden bir mazeret beyanı olarak okunabilir. Yani memnuniyetsizlik sürse de, cumhurbaşkanına, cumhurbaşkanlığına saygı ağır basıyor.
Dün bir de Onuncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'le ilgili bir 'saygı' haberi vardı. RTÜK, bir televizyon kanalının, Sezer'in görevini tamamladıktan sonra yerleştiği Gölbaşı'daki evine yönelik çekimlerini 'Özel hayata müdahale' olarak suçladı. Bir cumhurbaşkanını, evinin içinde iç kıyafetiyle gizlice görüntülemeye çalışmak ve bunu yayınlamak, benim habercilik anlayışıma da sığmayan bir durum. Biraz daha saygının kimseye zararı olmaz, yokluğu zarar veriyor çünkü.

* * * * *
Günay hedefe kilitlenmiş
Dün yeni Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile kısaca görüşme fırsatımız oldu. İlk izlenimim, Günay'ın hem partisine, hem de bakanlığına kısa sürede ısınmış, kolları sıvamış ve hedefe kilitlenmiş olduğu.
İsleyeceği politikayı 'Kültür odaklı turizm' olarak belirlemiş. Türkiye'nin yalnızca coğrafyasını ve güneşini değil, tarih ve coğrafyasını da dışa açması gerektiğini söylüyor. Görevi devraldığı bakan Atilla Koç'un bazı projelerinden çok etkilendiğini ve bunları devam ettirmek istediğini vurguluyor. Bu projelerin başında İstanbul tarihi yarımadasının korunması ve ıslahı var.
Günay, bir düşüncesinin de Ankara'da Kurtuluş Savaşı'nın yönetilip Cumhuriyet'in doğduğu ilk Meclis, Ulus Meydanı ve Kale hattının, Roma dönemi kalıntıları ile birlikte geçmişine yakışır bir hale kavuşturulması olduğunu anlatıyor.

* * * * *
Öğretmenler sıkıntılı
Haftalardır öğretmenlerden, daha doğrusu işsiz öğretmenlerden sayısız mesaj alıyorum; sanırım başka pek çok meslektaşım da alıyordur.
Eğitim fakültelerini bitirmiş yaklaşık 180 bin öğretmen, hükümetten kandilerine kadro verilmesini istiyor. Çalışmak, ülkenin geleceğine insan yetiştirmek istiyorlar.
Ama iş göründüğü kadar kolay değil. Yakın zamana dek 70 bin kadar olan öğretmen açığı, hükümetin açtığı son kadrolarla 50 bin civarına indi. Ancak en gelişmiş ülkelerde dahi tamamen tutturulamamış 24 kişilik sınıflarda bütün Türkiye'de eğitim yapıldığı varsayılsa dahi, ancak 145 bin öğretmen kadrosuna ihtiyaç duyulacak. Yani ne yapılırsa yapılsın, üniversitelerden mezun edilen öğretmen sayısı, kapasitenin de ihtiyacın da çok üzerinde.
Yıllardır bir karatahta, bir tebeşir, bir tabela mantığıyla kurulan üniversitelere plansızca öğrenci alınmasının sonuçlarından biri. Kısa dönemde bir çözüm görünmüyor.