Malezya değil, Dubai yakın!

Prof. Sencer Ayata: Emine Erdoğan'ın opera izlemesi ilginç. Türban burjuvazisi oluşuyor. Malezya değil, Dubai yakın...

Profesör Sencar Ayata, "Ne zaman başı bağlı bir hanım büyük bir şirket yöneticisi olacak? Ben onu bekliyorum" diyor. Çünkü Ayata'ya göre, "Eskiden çocuğuyla bir sokağa çıkmasına izin verilmezken, şimdi Cherokee jipe binip tek başına alışveriş merkezine giden türbanlı hanım, geleneksel toplum ilişkilerinden bir kopuşu simgeliyor. Ama onun eş ve anne rolünde bir değişiklik hâlâ yok. Kamu yöneticisi diyemiyorum, orada kısıtlamalar var, haksızlık olur. O yüzden ne zaman şirket yöneticisi olacağını bekliyorum."
Profesör Sencer Ayata, bir yandan Profesör Şerif Mardin'in ortaya attığı 'mahalle baskısı' kavramını yetersiz buluyor. Mahalle baskısı kavramını 'Mahalle mi kaldı?' diye eleştirenleri de yetersiz buluyor. DÜn CNN Türk programı ardından Fikret Bila ile sohbet ettiğimiz Ayata'ya göre çok yönlü, 'cemaat baskısı' denebilecek bir baskı var ve bu baskı, dinin her toplumsal alanda yayılması ve yoğunlaşması sonucunu getiriyor.
Bu baskı, işi karikatürleştirip yok saymaya çalışanların öne sürdüğü gibi zabıta tedbirleriyle, yasa ve yasaklarla olmuyor. Ayata'ya göre; 1- 'Konu komşu laf eder?' söylemiyle, ayıplama âdetiyle, aile içinden dışına yayılan bir sosyal-psikolojik baskılanma yoluyla, 2- Daha çok dinsel ağırlıklı cemaatlerin, küçük mahalle ve taşrada belli esnafı tercih edip, diğerini yalnızlaştırma gibi, ya da 3- Mahallenin asıl sorunu geçim olduğu için AK Parti'ye şeklen yakın durarak çıkar sağlama gibi ekonomik kaygılarla şekilleniyor. Bürokraside eşi türbanlı olmanın fiili bir atama kriterine dönüşmesi de yine toplumda belli bir modelin örnek alınmasını sağlıyor.
Ayata "AKP, Mardin'in söylediği gibi bu olayın dışında değil" diye sürdürüyor; "Ama bunu mutlaka satranç gibi, önceden her ayrıntısı planlanmış bir süreç gibi görmeyin. 'Gizli gündem', 'takiye' gibi kavramları kaba buluyorum. Örneğin yeni anayasa ve yasalarda dinin temel alınacağı yolunda bir eğilimi -tabii gelecekte ne olur bilemem ama- bu parlamentoda göremiyorum. Ancak burada toplumda dini yaşama biçiminin yaygınlaşması ve başka siyasi grupların bu zemine girmesinin zorlaşması söz konusu. Bu ilişki ileride tersine de dönebilir. Çünkü AKP liderliği ve ona yakın duran iş çevreleri, yeni oluşmaya başlayan 'türban burjuvazisi' kalkınıyor, gelişiyor ve az çok değişiyor. Öte yandan AKP liderliğinin değiştiği hızda, toplumun, onun dayandığı tabanın değişmesi beklenemez. Bunlar işin demokrasi açısından tehlike arz eden yönü."
Profesör Ayata, bunları söylemekle birlikte yeni oluşmaya başlayan 'türban burjuvazisinin' bir başka özelliğine dikkat çekiyor: "Bazı sosyologların, Taha Akyol gibi yazarların, türbanın bir şehirleşme, modernleşme olduğu tezi var. Türban geleneksel toplum ilişkilerinden kopuştur, buraya kadar katılıyorum. Ama AKP ile yükselen türban burjuvazisi, kendi kültürünü oluşturmadı. Örnek aldığı laik burjuvazinin kültürüdür. Bayan Emine Erdoğan'ın (Nev York'ta) 'Opera'daki Hayalet'i izlemesini önemsiyorum. Olumlu da bulunuyorum. Evet, bir yandan dini yaşama biçimini yaygınlaştırıcı mahalle baskısı, cemaat baskısı var, öte yandan toplumdaki gelir düzeyi yükseldikçe, laik kültür modeli hedef alındıkça dini konularda, türban konusunda da ılımlılaşma eğilimi ortaya çıkıyor."
Ayata, söylediklerini yeni tartışma başlatabilecek bir cümleyle özetliyor: "Bu açıdan bakıldığında, AKP ideolojisinin Malezya örneğine değil, Körfez ülkeleri, mesela Dubai örneğine daha yakın olduğunu düşünüyorum."

* * * * *
Anayasa Mahkemesi seçimi ve türban
Anayasa Mahkemesi dört seçim ardından yeni başkanlarını seçemeyince 5 Ekim'e kadar bekleme kararı aldılar. Gerektiğinde Yüce Divan olarak da görev yapan Anayasa Mahkemesi, aslında AK Parti iktidarının sıkıntı kaynaklarının başında geliyor. O kadar ki, anayasa değişikliğinin en önde gerekçelerinden birisinin çıkarılacak bazı kanunların Mahkeme'den dönmesini önlemek amacıyla, anayasayı değiştirmek olduğu biliniyor.
Başkan adaylarından birisi de Anayasa Mahkemesi'nin Başkanvekili Haşim Kılıç. Kılıç bu göreve 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Mehkeme başkanlığı döneminde (bir tek o zamanki YÖK Başkanı Kemal Gürüz'ün dikkat çektiği üzere) getirilmişti. Kılıç'ın yeni başkan olarak seçilmesi ilginç bir tablo sergileyecek. Çünkü o zaman, Cumhuriyet tarihinde ilk defa, başbakan ve cumhurbaşkanı ardından yüksek yargının, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın eşinin başı da örtülü olacak. Yeni anayasa ve reform tartışmaları o ortamda yürütülecek.