Meclis yolsuzluk soruşturmasına sansürden sonra sırada ne var?

Bu devirde mahkeme kararıyla Meclis çalışmasına yayın yasağı getirmek kimsenin yüzünü ağartmaz. Tutacağını da pek zannetmiyorum. Ama bu tavır yeni soru işaretlerine ve tabii ki, "Sırada ne var?" sorusuna yol açar.
Meclis yolsuzluk soruşturmasına sansürden sonra sırada ne var?

Adalet istiyorum!” diye sesini yükseltti dün Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan.

Ankara’da Esnaf ve Zanaatkarlar Kurultayı’na hitap ediyordu.

Adaletsiz bulduğu, Galataport ihalesinde verilen yürütmeyi durdurma kararıydı.

“Cumhurbaşkanı vatana ihanetten yargılanabilir” dedi. Peki, hakim neyle yargılanacaktı?

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Yargıtay Başkanı Ali Alkan’ın yargı reformuna dair endişelerine sert tepki vermişti daha bir akşam önce.

Cumhurbaşkanı acaba hakim teminatının kısıtlanmasına dair adımlara mı işaret ediyordu?

Sonra, yargıyla ilgili daha endişe verici bir şey söyledi. Esnaf toplumun temel direğiydi; "Esnaf, askerdir, Alperendir, kahramandır, polistir, hakimdir" diye sıraladı.

Aynı saatlerde Kayseri’de Ali İsmail Korkmaz davası görülüyordu. Korkmaz esnaf ve polisin ortak dayağıyla öldürülmüştü.

Savcının müebbet hapis istediği “son tekmeyi” vuran polis Mevlüt Saldoğan’ın savunmasında ne dediğini okudunuz değil mi?

Erdoğan ve bakanların “Gezi darbe girişimidir” dediğini hatırlatan Saldoğan “Ben darbe girişimini bastırdım” dedi; vicdanen rahat olduğunu vurgulayarak.

DİĞER DARBE DE YOLSUZLUK SORUŞTURMASIYDI

Gezi darbe girişimiydi, Erdoğan ve AK Parti Hükümeti'ne göre. Önce arkasında uluslararası faiz lobisi, sonra Gülenciler arandı, son şüpheli, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay’ın ağzından, Körfez Sermayesi oldu.

Bir başka darbe girişimi de 17 ve 25 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmalarıydı Erdoğan ve AK Parti’ye göre; onun arkasında Gülencilerin “paralel yapılanması” olduğu zaten daha 2014 başında ilan edilmişti.

Ama o ilan edilene dek olan olmuş, soruşturmada yolsuzluk suçlamasına maruz kalan dört bakanı Erdoğan kabine dışı bırakmıştı. Ve Meclis de, muhalefetin ve basının bastırmasıyla eski bakanlar Muammer Güler (İçişleri), Zafer Çağlayan (Ekonomi), Erdoğan Bayraktar (Çevre ve Şehircilik) ve Egemen Bağış (AB İşleri) hakkında “rüşvet aldıkları” suçlamasıyla Soruşturma Komisyonu kurulmuştu.

Erdoğan eski müttefiki Fethullah Gülen’in, Ergenekon, Balyoz ve saire soruşturmalarında mızrak ucu görevi yapan yargı ve polis içindeki sempatizanlarına şimdi çok kızgındı.
Yargıda köklü değişiklikler yapıldı. Hakim ve savcılar değişti. Rüşvet vermekle suçlanan Reza Zarrab, ya da Türk vatandaşlığına geçince aldığı isimle Rıza Sarraf’ın ve almakla suçlanan herkesin dosyaları kapatıldı. Soruşturmanın açılması üzerinden bir yıl geçmeden herşey aklanmış, hiç bir şey olmamış gibi olmuştu.

BU DA YARGININ MECLİS'E SANSÜR HALİ

Yine de 27 Aralık’ta Komisyon çalışmasının tamamlanması gerekiyordu.

Komisyonda AK Parti ağırlıktaydı ve dokunulmazlık zırhı altındaki dört eski bakanın da yargılanmasına gerek olmadığı yolunda karar vereceklerini tahmin etmek için kahin olmaya gerek yoktu.

Ne de olsa AK Parti’ye çok emek vermiş bu isimlerin kendilerine geçmişte yöneltilmiş ağır suçlamalara karşı savunma hakları vardı.

Ama savunmaların kamuoyunda tartışılması, özellikle de muhalefet milletvekillerinin eski bakanlara ne tür sorular yönelttiğinin öğrenilmesi hükümetin tadını kaçırabilirdi.

Meclis Başkanı Cemil Çiçek’e atfedilen ama daha sonra Soruşturma Komisyonu Başkanı AK Partili Hakkı Köylü’nün yaptığı ortaya çıkan başvuru ile Cumhuriyet tarihinde örneği görülmemiş bir yasaklama süreci başladı.

Başvuruda AK Partili eski bakanların “masumiyet karinesinin” ihlal edilebileceği hatırlatılarak komisyon çalışmalarının sonuna dek “yayın yasağı” isteniyordu.

Ankara 7’inci Sulh Ceza Mahkemesi de bunu uygun görmüştü.

Böylece, tekrar etmek gerekir ki, tarihimizde ilk defa bir Meclis Komisyonu faaliyeti, bir Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla sansürlenmiş oldu.

BU SANSÜR TUTAR MI?

Şöyle düşünelim: Meclis Başkanı bu girişimde bulunmasa, Mahkeme de yayın yasağı kararı almasaydı, bu konu bir anda kamuoyu gündemine bu kadar gelir miydi?

Pek zannetmiyorum. Ne de olsa başka gündem maddelerimiz var. Suriye, IŞİD orada duruyor. Hükümet Abdullah Öcalan’a 3 Eylül’de yaptıramadığı “PKK silah bıraksın” açıklamasını 6-7 Ekim olayları nedeniyle cezaya diktiği HDP’lileri bu Pazar görüştürerek yaptırmaya çalışıyor örneğin. İçişleri ve Adalet bakanlıklarında Gülencilerin yeni hücreleri ortaya çıkarılabilir her an. Hiç bir şey olmazsa Başbakan Ahmet Davutoğlu dikkatimizi yeniden Dersim’e çekebilir.

Bu yasak, geniş kamuoyu dikkatinin kapatılmış yolsuzluk soruşturmalarına çekilmesine vesile oldu.

CHP Lider Kemal Kılıçdaroğlu da, bazı gazete ve internet siteleri de yasağı tanımayacaklarını ilan ettiler. CHP’li vekillerin Komisyon çalışmalarını Meclis’te söz alarak duyurup kayda geçirmeyi planladıkları konuşuluyor.

Bu devirde mahkeme kararıyla Meclis çalışmasına yayın yasağı getirmek kimsenin yüzünü ağartmaz. Tutacağını da pek zannetmiyorum.

Öte yandan Türkiye’de yolsuzlukla mücadele, şeffaflık, hesap verebilirlik, yargı bağımsızlığı ve genel olarak demokrasinin kalitesi bakımından yeni soru işaretlerine yol açar. Ve bir de tabii “Sırada ne var?” sorusuna.