Meclis'te tartışma ateşli, Köşk beklemede

Liderler arasında ateşli siyasi atışma yaşanırken, Gül siyaset topuna girmedi; gündemi Mimar Sinan idi

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın önceki akşam atv televizyonunda birkaç önemli konuya birden değinince dün gözler ister istemez iki yere çevrildi.
Birincisi Meclis’ti; partilerin grup toplantıları verdı ve Başbakan’ın söyledikleri belli ki Meclis’te yeni tartışmalara yol açacaktı. İkincisi de Köşk’tü. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ‘Mimar Sinan’ı Anma Etkinlikleri’ çerçevesinde bir tanıtım programına ev sahipliği yapacaktı; bu da gazeteciler için güncel konularda soru sorma fırsatı demekti.
Çünkü Başbakan’ın değindiği konular arasında örneğin Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin -referandum yapıldığına göre- 5 yıl, milletvekillerinin de 4 yıl olduğuna inandığını söylemesi vardı.
Meclis’teki tartışmaların dozu gazetecileri yanıltmadı. Başbakan Erdoğan’ın kendisini yolsuzluklarla suçlayan CHP lideri Deniz Baykal’a “Önce kendi hesabını ver” demesi, Baykal’ın güzel bir hodri meydan çekerek kendisini savcılara ihbar etmesi ve “Açıklamazsan namertsin” demesi AKP ve AK Parti üzerine karşılıklı çeşitlemeler hep siyasi muhabirleri kendilerinden geçirtecek haber malzemesi oldu.
Dünkü Meclis tartışmalarından dişe dokunur ne kaldı diye soracak olursanız; öyle anlaşılıyor ki Cumhurbaşkanı Gül, Suriye sınırındaki mayın temizleme işiyle ilgili yasanın, en azından temizlenecek arazinin geleceği ile ilgili maddesini geri çevirmezse iş Anayasa Mahkemesi’ne gidecek. Üstelik, MHP lideri Devlet Bahçeli’yi doğru anladıysam, bu kez CHP Anayasa Mahkemesi yolunda yalnız kalmayacak.
Cumhurbaşkanı Gül, kendisinden yanıtı merak edilen üç konuya da girmedi. Ne mayın temizleme yasasına imza atıp atmayacağı sorusuna, ne Türkiye’nin birinci sorunu diye nitelediği Kürt meselesindeki ‘2009 fırsatı’ üzerine biraz daha ayrıntı verip vermeyeceği sorusuna, ne de Başbakan’ın cumhurbaşkanı görev süresini yedi değil beş yıl olarak algıladığı sorusuna cevap verdi. Yalnızca Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Türkiye’nin AB üyeliğine karşı sözleri ve Avrupa Parlamentosu seçim sonuçlarını fazla büyütmeyen, geçici gören yorumlarda bulundu. Diğerleri üzerine “Bugün yalnız Mimar Sinan ve Kültür konuşalım” yanıtı verdi.
Mimar Sinan için düzenlenen tören gerçekten anlamlıydı. Mustafa Aksay tarafından başlatılan bir proje ile Mimar Sinan’ın hayatı boyunca Bosna’dan Mekke’ye, Kudüs’ten Kırım’a
ama en çok İstanbul’a inşa ettiği üçyüz küsur eser üzerine iki yılda tamamladığı dört buçuk
saatlik bir belgeselin tanıtımıydı bu.
Tanıtımda Mimar Sinan’ın Yeniçeri Ocağı’na Anadolu’dan, hem de Gül’ün memleketi
Kayseri’nin Ağırnas köyünden devşirilen ilk çocuk olduğu söylendi. Tarihçiler Sinan’ın Hıristiyan kökenli, Rum veya Ermeni kökenli olduğunu yazsalar da, resmi bir sunumda ‘devşirme’ olduğu ilk kez söyleniyordu.
Cumhurbaşkanı’na bunu hatırlattım. Gül, Anadolu’nun artık kalmayan kültürel çeşitliliğine yaptığım göndermeye yüzünde bir ‘Ne demek istediğinizi anladım’ gülüşüyle anlamlı
bir yanıt verdi: “Kayserili ya işte”.
Sinan deyince, onun nasıl keşfedilip saray mimarı yapıldığını aktarmadan olmaz. Ben ilk kez Sunay Akın’dan duydum, sonra ayrıntılı okumayla öğrendim. Kanuni Süleyman Bağdat seferine çıktığında her taraftan asker toplar. Boşalan Anadolu’yu yağmalamak için paralı asker çeteleri peydah olur. Bunun üzerine Selim ordunun bir bölümünü yağmacıları tedip için Van civarına gönderir. Gidenler arasında ordunun cephanecibaşılarından Sinan da vardır. İş Van Gölü’nü aşıp eşkıyayı bastırmaya gelince, Sinan gemi yapımına talip olur; yapar da. Eşkıya o üç gemiyle bastırılır. Sinan başarı nedeniyle Haseki unvanıyla saraya alınır. Ardından Moldova seferinde Prut Nehri üzerinde askeri amaçlarla yaptığı köprüyle yıldızı parlar ve o arada Saray Başmimarı Acem Ali’nin vefatıyla yerine atanır.
Sinan’ın yeniçeri olarak başlayıp silah tamirciliğinden subaylığa götüren kadri bu
vesileyle onu dünyanın en büyük mimarlarından biri olmaya taşıyacaktır artık. Yani Sinan, resmi tarihin söylediği gibi taş işçisi hüneriyle keşfedilip mimar olarak yetiştirilmemiştir. Van
Gölü’ndeki eşkıyanın bastırılmasında öne atılmasa, Moldova seferinde köprüyü kurmasa, belki de emekli edilmesine karşı kazan kaldıran emekli bir istihkâm subayı olacaktı kaderi.
Yeter ki fırsat, fırsatı kullanabilecek olana, kullanabileceği zamanda verilsin; başarı gelir.
Siyasete dönersek Gül, herhalde akşam üzeri Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan gelen “Davaya gerek yok” haberiyle daha da rahatlamıştır.