Merkel, Erdoğan'ın dediğini yapacağını biliyor

Suriye krizi sürpriz bir şekilde Türkiye'nin AB'ye yakınlaşmasıyla sonuçlanabilir.

Önce Yunan internet sitelerine düştü, Türk basını oradan alıntıladı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın G-20 zirvesi sırasında AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ile Suriyeli mülteciler üzerine yaptığı konuşmanın tutanağı olduğu iddia edilen metinden söz ediyorum.

Sızdırılmıştı. Sızdıranlar belki de Erdoğan’ın AB yetkililerine ne kadar saldırgan bir dil kullandığını teşhir etmek, böylece Türklere neden bu kadar yüz verildiğini sorgulatmak istiyorlardı.

Eğer meram bu idiyse, ters teptiğini rahatlıkla söylemek mümkün.

***

Erdoğan Türkiye’nin mültecilerin otobüse doluşup gitmelerine engel olduğu için AB’den tenkit değil takdir görmesi gerektiği, dolayısıyla bir an önce sorumluluğu paylaşmak için anlaşması gerektiğini söylemesi kamuoyunda tersine, olumlu yankılandı.

Özellikle de, Rus uçağının düşürülmesinin ardından daha birkaç hafta öncesine dek Türkiye’den Suriye sınırını kapatmasını isteyen bazı AB yetkililerinin yeni göç dalgasıyla “açın sınırları” diyerek sergiledikleri tutarsızlığın ardından…

Tutarsızlık, zaten 2.5 milyon Suriyeliyi misafir eden Türkiye’den daha fazlasını da almasını, ama hiç birini AB’ye salmamasını istemekte.

***

Erdoğan dün çıktı, görüşme tutanaklarını kabul etti. Bunda utanılacak bir şey yoktu, “ibra” sayılırdı, yani bir yerde Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda davranmış olduğunun görüldüğünü söylüyordu.

Dahası, otobüs kısmını da kabul edip öteye geçti: Otobüsler, gemiler ne güne duruyordu? Türkiye’yi mültecilerin AB’ye doğru yola çıkmalarına izin verip hayırlı yolculuklar dilemekten engelleyebilecek bir şey mi vardı?

Bunlar Erdoğan’ın söyledikleri. Bir de açıkça söylemedikleri, ama diplomatik kuliste konuşulan, dolayısıyla muhataplarının ne demek istediğini anladıkları var.

***

Mesela Edirne valisi mülteci kafilelerine yine yolda namaz kıldırıp geri göndereceğine dokunmayıp Yunanistan, Bulgaristan sınırına ilerlemelerine izin verse ne yapacak Yunan, Bulgar sınır polisi?

Ya da AB Frontex yetkilileri? Nasıl durduracaklar? Ateş mi açacaklar. Gemileri, botları mı batıracaklar mültecileri sınırlarına sokmamak için?

Tabii ki hayır... Dolayısıyla AB Türkiye ile Türkiye’nin AB ile bütünleşme taleplerini de dikkate alarak uzlaşmak zorunda.

***

Bunu Merkel görüyor. Merkel sadece Erdoğan’ın istese dediğini yapacağını bildiği için bir an önce bir anlaşma için çalışmıyor, aynı zamanda bunun AB’nin geleceği açısından ne kadar yaşamsal olduğunu gördüğü için de yapıyor.

En son 8 Şubat’ta Ankara’da başbakan Ahmet Davutoğlu ile görüşürken yasadışı mülteci trafiğini birlikte NATO’ya götürmeyi kabul etmesi de bu yüzden.

Davutoğlu’nun 10 Şubat’ta Lahey’de görüştüğü Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin de katılmasıyla üç ülke konuyu NATO’ya taşıdı.

***

NATO savunma bakanları dün, 11 Şubat’ta bu öneriyi kabul etti.

Buna göre bir Alman komutan idaresindeki bir NATO deniz gücü Ege denizinde Türk ve Yunan sahil güvenliği ile irtibat içinde yasadışı göçmen geçişleriyle mücadele edecek.

Ege denizinin şu anda Suriye’deki Rus askeri gücüne Karadeniz filosu kanalıyla asli lojistik rota olduğunu da hatırlatmamız lazım.

***

Tabii Suriye krizi durulmadan ne göç sorunu tamamıyla biter, ne de Kürt sorununun şiddet boyutu.

Ama Suriye krizi sürpriz bir şekilde Türkiye’nin AB’ye yakınlaşmasıyla sonuçlanabilir.

Bu konuda da Merkel’in ağırlığını koyup Kıbrıs Rum hükümetini Türkiye ile üyelik müzakere fasılları üzerindeki engellemesini kaldırmaya ikna etmesi gerekiyor.

Ankara Merkel’in durumun ciddiyetini anladığına inanıyor ve bu konuda da ilerleme sağlayacağından umutlu.