Merkel'in sıkıntısı

Göçmen krizi AB için, Almanya için çok ciddi bir konu. O kadar ki, başka zaman onda biri için yeri göğü birbirine katmışlıkları olan basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı tartışmalarına dokunmuyor bile

Bir zamanlar Türkiye’nin yolunu unutan Almanya Şansölyesi Angela Merkel son dört ay içinde üçüncü ziyaretini yaptı.

Bunlardan birisi Kasım’daki G-20 zirvesiydi ama 18 Ekim ve dün 8 Şubat’taki aynı konu üzerineydi: Suriye mülteci akınının AB üzerindeki baskısını azaltmak ve Türk hükümetini mültecileri burada tutmaya razı etmek.

Diplomasi muhabirleri saymış, son dört ay içinde Merkel yurtdışı toplantıları dâhil Başbakan Ahmet Davutoğlu ile dün yedinci görüşmesini yapmış; hep bu konu üzerine.

***

Dün Ankara’daki ortak basın toplantılarında mülteci krizini birlikte ele almak için on madde üzerinde anlaştıklarını ilan etti Davutoğlu.

Bu on madde arasında, Suriye sınırından Türkiye’ye yasadışı geçişlerle mücadele konusunu NATO’ya birlikte taşımak da var.

Türk-Alman ortak önerisi 11 Şubat Perşembe günü yapılacak NATO toplantısında gündeme getirilecek, basın toplantısında açıklandığına göre.

***

Konuyu NATO’ya götürmenin bir mantığı var.

Çünkü mesela Rus hava kuvvetleri ve İran yanlısı milislerin yer desteği ile Suriye ordusunun Halep’e ilerlemesi, Kilis hizalarında Tel Rifat kasabasına ilerlemesi yeni bir göç dalgasını tetiklemiş bulunuyor; geçen haftalardaki Türkmen göçünü saymıyoruz bile.

Davutoğlu dün 30 bin kadar mültecinin sınırın hemen öte yanında temel ihtiyaçlarının karşılandığını söyledi.

***

AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Komiseri Federica Mogherini Türkiye’yi sınırları açmaya çağırdı.

Oysa 24 Kasım’da Rus jetinin Türk jeti tarafından sınır ihlali nedeniyle düşürülmesinin ardından sadece ABD değil, AB yetkilileri de Türkiye’yi sınırı tamamen kapatmaya çağırmıştı.

Bu çelişki neyi gösteriyor biliyor musunuz?

AB’nin mülteciler konusunda bir stratejisinin, bir siyasetinin bulunmadığını gösteriyor.

Tek istedikleri var, mültecilerin sınırlarına gelmemesi, Türkiye’de tutulmaları.

Ve bunu da 3 milyar Euro bütçe desteği vaadiyle yaptırmak istiyorlar, henüz sadece vaadiyle.

***

Merkel bunun mümkün olmayacağını anlayan liderlerden. Çünkü 18 Ekim’de Davutoğlu ile yaptıkları ortak basın toplantısında Türkiye ve AB arasında dört maddeden oluşan bir çerçevenin gerekliliğini kabul etmişti.

Bunlardan bir tanesi 3 milyarlık bütçe ve mültecilerin AB standartlarında tutulabilmesi için gerekenler, diğer üçü Türkiye’nin AB ile bütünleşme sürecinin canlandırılması üzerindeydi.

Bunlar, Türkiye’nin eskiden olduğu gibi AB zirvelerinde aday üye olarak yer alması, Schengen bünyesinde vize serbestliği sağlanması ve altı müzakere faslının derhal açılmasıydı.

***

AB, Türkiye’nin mülteci akını konusunda üzerine düşeni yeterince yapmadığını söylüyor ama AB tarafı bugüne dek 17’nci faslın açılışı dışında hiçbir sözünü yerine getirmiş değil.

Oysa zaman geçiyor. Mesela AB Bakanı Volkan Bozkır diyor ki, mülteci krizinin çözümünün tam göbeğinde bulunan geri-kabul anlaşmasının gereğince uygulanabilmesi için Adalet, Özgürlükler ve Güvenlik başlığını taşıyan 24’üncü faslın mutlaka Haziran ayından önce açılması gerekiyor.

Peki, açmazlarsa ne olur? Türkiye ne yapar? Bozkır bu soruyu cevapsız bırakıyor.

***

Tabii bu 24’üncü faslın, tıpkı Yargı ve Temel Haklar başlıklı 23’üncü madde gibi, Türkiye’deki demokrasinin kalitesi, yargı bağımsızlığı reformu gibi konular bakımından da önemi var.

Bu konu AK Parti hükümeti bakımından belki seyahat vizesi serbestisi kadar çekici değil, ama Türkiye’nin geleceği bakımından vizesiz seyahatten çok daha önemli.

Çünkü diğer beş madde gibi bu ikisi de Kıbrıs Rum hükümetinin vetosu altında ve vetonun kalkması sadece mülteci krizi bakımından değil, Türkiye’nin AB macerası açısından da boyut değiştirmesi anlamına gelecek.

***

Başka türlü söyleyelim: Kıbrıs Rum hükümetini ileri sürüp onun arkasına saklanan AB güçleri artık karşı çıkışlarını bizzat yapmak, ya da Türkiye’den ihale almaya, iş yapmaya niyetleri varsa yapmamak durumunda kalacaklar.

Kıbrıslı Rumlar 2004’te Annan Planına 'hayır' dedikleri halde AB’nin sözünde durmayıp üye kabul etmesinin ardında Almanya’nın ağırlığı o yönde koyması vardı; Polonya ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinin Rusya ile arasında stratejik derinlik oluşturmasını istiyor, Kıbrıs meselesi nedeniyle Yunanistan ya da başka AB ülkelerinin bu durumu veto etmesini istemiyordu.

Şimdi kaderin cilvesiyle, bir yandan Kıbrıslı Türklerle BM gözetiminde görüşmeler yürüten Kıbrıslı Rumlar eğer vetoyu kaldıracaklarsa, bunu ancak Almanya, Almanya Şansölyesi Merkel yaptırabilecek güçte ve durumda.

***

Göçmen krizi AB için, Almanya için çok ciddi bir konu.

O kadar ki, başka zaman onda biri için yeri göğü birbirine katmışlıkları olan basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı tartışmalarına dokunmuyor bile AB liderleri ve o arada tabii Merkel, tabii Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı Başbakan Davutoğlu’nu kızdıracakları endişesiyle.

Dolayısıyla Merkel ve AB’nin önde gelen ülkeleri şimdi bir karar vermek durumundalar.

***

Türk vatandaşlarına Schengen’de vizesiz seyahat hakkı, ondan da önemlisi Kıbrıs Rum vetosu altındaki müzakere fasıllarının açılması için vaatler yeterli değil.

Yakında 18 Şubat’ta ikincisi yapılacak benzer-düşünen AB ülkeleriyle Türkiye arasındaki toplantı, ya da AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in Başbakan Davutoğlu’na mektubu gibi siyasi jestler de yeterli değil.

Gerekli olan AB Konseyi’nde oy birliğiyle alınması gereken kararlardır, ancak böyle siyasi vaatler hukuki gerçeklikler haline gelir.

Hükümetin de bundan daha azına razı olmaması gerekir.