Mesut Yılmaz: Emniyet istihbaratı F-tipi

Eski Başbakan Yılmaz, ?Emniyet kaynaklı bilgilere? dayanarak, Emniyet istihbaratı F-tipi diyor. Ne demek istiyor? Soruşturmayı nasıl etkiliyor?

Önceki akşam NTV’de Can Dündar’ın programında eski başbakanlardan, şimdi Rize Bağımsız Milletvekili Mesut Yılmaz ile birlikte konuklar arasındaydık. Yılmaz’ın özelliği, 1997’de Susurluk Raporu’nu yazdıran Başbakan olması.
Susurluk’un üzerine gereğince gidilseydi, belki de Ergenekon olayının  böyle patlamayacağı kanısı giderek yaygınlaşıyor.
Gerçi Susurluk davasıyla Ergenekon davasının önemli bir farkı var. O da Ergenekon davasında, henüz iddianameye yansımamış olsa da, fonda bir hükümet darbesi teşebbüsü, ya da en azından kışkırtıcılığı savının bulunması.
Yılmaz o yüzden programda dedi ki:
“Şu andaki gidişatla sağduyulu hiçbir şeyin çıkmayacağı kanaatindeyim. Ucu açık
soruşturma olmaz.”
Sonra ilginç bir yönde devam etti Yılmaz: “Grupların içinde farklı hizipleşmelerin olduğunu görüyorum. Bizzat Emniyet kaynaklı bilgiler geliyor ki, Emniyet içinde filan tipi yapılanmalar oluyor. İstihbarat diyorlar, tamamen F-tipi. (Can Dündar burada ‘Yani Fethullah Gülen mi?’ diye araya girdi, Yılmaz karşı çıkmadan sürdürdü) Bunu söyleyen Emniyet mensupları. Emniyet içerisinde işler bu kadar vahim, bu raddeye gelmişse, bu belki Susurluk döneminden daha vahim bir gelişmedir. Yani burada her türlü manipülasyona açık olmak lazımdır.”
Daha önce bir cezaevi türü olarak bilinen F-tipi sözcüğünü siyasi lügatımıza ilk dahil eden kişi CHP lideri Deniz Baykal olmuştu. Baykal, AK Parti hükümetinin “kendi derin devletini” kurma çabasında ‘F-tipi’ örgütlenmeye yaslandığı suçlamasında bulunuyordu. F-tipi derken, Yılmaz gibi, Baykal da Fethullah Gülen cemaati mensup, ya da sempatizanlarını kastediyordu.
Elimde bir belge var. Benzerleri Ergenekon dava dosyalarında yer alıyor. Dönemin Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel 16 Temmuz 2001’de İstanbul DGM Başsavcısı’na yazarak ‘Fethullah Gülen ve grubu hakkında proje grubu oluşturulmasını’ istemiş. Oluşturmuşlar, çalışmışlar. Sonuçları 26 Ağustos 2002 tarihinde Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan tarafından İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne ‘Gizli’ yazıyla gönderilmiş.
Saçan bu resmi yazıda şundan yakınmış: “Bu grubun Emniyet ve özellikle İstihbarat ve Kaçakçılık ve Organize Suçlar” dairelerindeki “işbirlikçileri” nedeniyle çalışmalar tamamlanamıyor. Çünkü, diyor Saçan, GSM dinlemeleri Ankara’dan yapılıyor, “çalışmaların gizliliği ortadan kalktı”, “bu grubun üyelerinin haberi olmadan dinleme olanağı mümkün değil.” Saçan yine de dönemin Zaman Gazetesi İstihbarat Müdürü Faruk Mercan’ın telefonu’un da dinleyerek bazı meslektaşlarını Gülen grubundan diye ihbar etmiş.
Saçan’ın ihbar ettiği polislerin F-tipi örgütlenmeye ait olup olmadıkları konusunda elde başka kanıt yok. Aralarında il emniyet müdürü olan da var. Ancak bir kişi diğerlerinden öne çıkıyor. Yükselmesinin bu gruba bağlı olup olmadığını tartışmadan, işinde gerçek bir uzman olduğu söylenebilir. Sadece Polis Akademisi’ni değil, 1996’da ABD’de FBI akademisini de bitirmiş. 1996-2005 yıllarında Ankara’da Emniyet Genel Müdürüğü’nde İstihbarat Müdürü olarak çalışmış. Geniş bilgisayar hâkimiyetiyle, bu dönem İstanbul’daki kamerayla sokak izleme sistemi MOBESE’yi kuran ekibin başında yer almış. (MOBESE’nin B’sinin o olduğu söyleniyor.) Başarıları olan bir polis şefi olarak 2006’dan bu yana da Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nda (TİB) Teknik Daire Başkanı, Basri Aktepe. Yani TİB’e gelen dinleme, izleme talepleriyle o ilgileniyor.
Doğrudan Başbakan Erdoğan’a bağlı ve ona hesap veren TİB, yasadışı oluşum üye zanlılarından başka neleri, nereleri izliyor? Kamu görevlilerinin telefon görüşmelerinden, üniversite mensuplarının e-posta yazışmalarına, savcı ve hâkimlerin elektronik hesap hareketlerinden gazetecilerin günlük gevezeliklerine dek neler buna dahil? Alınan izin gereği, kuşku duyulan her şeyin buna dahil olması normal mi? Kuşkunun sınırlarını, neyin muhalif düşünce ve yasal eylem, neyin suç olduğunu kim belirleyecek? Hâkim mi, polis mi? Yılmaz da, Baykal da sanırım biraz da bu yüzde durum vahim diyor.
Diğer isimlere ne mi oldu? Saçan’ın cevap yazısı İstanbul DGM tarafından kendisine iletildikten kısa süre sonra Nuh Mete Yüksel’in bir otelde bir hanımla birlikte gösteren görüntüleri basına sızdı. Montajdır, komplodur tartışmaları arasında (ardından çok kişi gözyaşı dökmemiş olsa da) Yüksel AK Parti’yi iktidara getiren 3 Kasım seçimlerinden iki hafta kadar önce görevinden alındı. Meslek hayatı iniş çıkışlarla geçen Saçan ise halen Ergenekon tutuklusu olarak cezaevinde.