MGK, PKK açıklamasını nasıl izledi?

En azından PKK'nın becerikli PR (halkla ilişkiler) danışmanları olduğunu kabul etmek zorundayız.

Aklınıza hemen ABD Başkanı Barack Obama’nın ekibiyle birlikte ısıya duyarlı keskin kameralarıyla uydu aracılığıyla El Kaide lideri Usame bin Ladin’in öldürülmesini izlediği sahne ya da Hollywood filmlerinin benzeri sahneleri gelmesin.

Erbil’den başlayarak anlatalım. Çoğu Türkiye’den olmak üzere yüz küsur gazeteci günler öncesinden Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) merkezi Erbil’e akın etmişti. İlk başta el altından 24 Nisan olacağı söylenen açıklamanın 25 Nisan’a alınması üzerinde çok kişi durmadı bile, neticede bu, tarihi bir olaydı; bir gün sonra olsa da fark etmezdi.

Ama 25 sabahı bir miktar sabırsızlığın söz konusu olduğu sosyal medya mesajlarına yansımaya başladı. Sabah saatleri, etrafa fısıldanan ‘Yukarıda Heron geziyormuş, güvenlik sorunu’ sözleriyle su gibi akıp geçti. Öğleye doğru, gazetecilerin telefonları toplandığında da bu, güvenlik gerekçesi olarak duyuruldu. Telefonları toplayan PKK, acaba neden kameraları toplamıyordu? El Kaide’nin 11 Eylül 2011 saldırılarından iki gün önce Afganistan’da Ahmet Şah Mesut’u kamera ekibiyle öldürdüğü bilinmiyor muydu? Ama Türk ya da bir başka gizli servisin PKK şeflerini topluca imha edebileceği fikri yabana atılmamalıydı yine.

Belki çok az gazetecinin aklına PKK’nın daha büyük endişesinin, yani cep telefonu sinyalleriyle yapılacak bir saldırıdan daha büyük endişesinin, gazetecilerin haberi ilk veren olma telaş ve aceleciliğiyle özellikle sosyal medyada sürece verebileceği hasar olabileceği geldi. Daha iki gün önce, 23 Nisan’da sosyal medyada yer alan “Obama’ya saldırı” uydurma haberiyle dünya borsalarında birkaç dakikada 136 milyar dolar buharlaşıp uçmamış mıydı? Kötü niyetten olmasa da haber rekabetiyle açıklamanın şu ya da bu yerinden cımbızlanmış sözcüklerin sürece zarar vermesi düşünülemez bir ihtimal miydi?

Tesadüfe bakın ki 25 Nisan’da Ankara’da Türk sisteminin en üst düzey karar alıcılarının bir araya geldiği Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı yapılıyordu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den süreci başlatan Başbakan Tayyip Erdoğan’a, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’den sürecin orkestra şefi MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a dek herkes oradaydı. Ama MGK toplantısı bazen olduğu gibi sabah 09.30’da değil, 13.30’da başlayacaktı.

Ne mi oldu? MGK toplantısının başlamasından bir süre sonra Kandil’de gazetecilerin karşısına geçen Murat Karayılan ve heyeti konuşmaya başladığı an, konuşmanın tam metni PKK ile bağlantılı Irak ve Avrupa’daki bütün haber kuruluşlarının internet sitesine düştü. Ve saniyeler içinde pek çok MGK üyesinin birden ekranında açıklamanın tam metni hazırdı.

Daha Karayılan ve yanındakiler açıklamanın sonuna gelmeden, yani oradaki muhabirler metnin tamamını öğrenmeden, Çankaya Köşkü’nde, MGK toplantı salonunda metin yüksek sesle okunmuş, tartışılmaya başlamıştı bile.

Böylece PKK, oraya çağırdığı yüz küsur gazeteci üzerinden mesaj vermenin riskini almayıp, deyim yerindeyse tıpkı hükümetin diyalog süreci gibi aracıyı aradan çıkartarak, mesajın tamamını bir kerede ve doğrudan muhataplarına iletmiş oldu.

Bu başarılı, en azından geçen yıllarda asker, polis, yargı ve siyasetçiler tarafından yapılmış psikolojik savaş operasyonlarından daha başarılı bir medya operasyonu değilse, acaba nedir? En azından PKK’nın becerikli PR (halkla ilişkiler) danışmanları olduğunu kabul etmek zorundayız.

Bu hamlenin gösterdiği bir şey daha var: PKK da en az devlet kadar bu sürecin devamı konusunda, en azından şu aşamada hassas ve neyin ne olduğunu, nereye gideceğini görmek istiyor. Önümüzde görülmesi gereken aşama, 1500 civarında militanın yaklaşık bir ay sürmesi beklenen Irak’a çekilmesi sürecinin belli başlı bir sorun olmadan tamamlanması. Bu olursa, yalnıza Türkiye on yıl aradan sonra yeniden çatışma, ölüm haberi olmadan bir yaz geçirmekle kalmayacak, aynı zamanda sürece ilişkin ciddi bir güven arttırıcı önlem sayılacak.

Süreç giderek yeni boyutlar kazanarak ilerlemiyor mu sizce de?