Mısır darbesi: Hasar raporu

Mısır'ın binlerce yıllık tarihinde serbest seçimle iş başına gelen ilk lider olan Muhammed Mursi'nin iktidarı, göreve başlamasının birinci yıldönümünde yapılan darbeyle devrildi.

Mısır ordusu, tıpkı iki yıl önce Tahrir meydanına toplanan yığınlar karşısında Hosni Mubarak'tan destek çekerek devrilmesini sağladıkları gibi, bu defa da Tahrir meydanında Mursi'yi protesto için toplanan yığınları basamak yaparak onu devirdiler. Mursi iktidarı döneminde saldırılara maruz kalan Mısır Kıpti kilisesinin darbeye destek vermesi bir yana, İslamcı ideolojinin kutuplarından sayılan, Müslüman Kardeşlerin o atmoseden doğduğu El Ezher de darbeyi destekledi.

Mursi'yi deviren, Mubarak'in Genelkurmay Başkanı Muhammed Tantavi'ye güvenmediği için görevden alarak yerine getirdiği, hem Genelkurmay Başkanı, hem Savunma Bakanı yaptığı Abdülfettah Sissi oldu.

Mursi'nin demokratik seçim yoluyla aldığı iktidarı demokratik yönetimle sürdürmemesini protesto eden yığınların sözcüsü Muhammed Baradey'in, askerin Mursi'ye ultimatom vermesi üzerine 'Siz karışmayın' deyip yaklaşan askeri darbeye karşı çıkmasına rağmen, yığınların bir kısmının darbeyi alkışlaması Mısır halkı adına üzücüdür.

Daha üzücü olan Türkiye'de iktidar ve muhalefetin doğru bir refleksle karşı durduğu bu darbeye ilk destek verenin, en çok sevinenlerin yine Arap ülkeleri, diktatörlükleri olması. Darbeye ilk destek mesajı, kendisine muhalfetin odağı olarak Mursi'nin mensubu olduğu Müslüman Kardeşleri gören Suriye cumburbaşkanı Beşar Esed oldu, doğrudan tebrik mesajı gönderen ise Suudi Arabistan krallığı idi. Daha geçenlerde bir saray-içi darbeyle yönetim değişikliği gerçekleşen Katar'dan Ürdün'e Arap monarşileri, halklarına kötü örnek olduğuna inandıkları Mısır'daki Tahrir devriminin askerler tarafından askıya alınmasını tebrik etti. İsrail de ilişkilerin böylece 'canlanacağından' memnundu. Arap Baharı'nın başlangıcına sahne olan Tunus'un yine İvhan kökenli fikir önderi Raşid El Gannuşi'den endişe içinde bir 'Bizde öyle şey olmaz, asker siyasetin emrinde' açıklaması geldi.

Dahası, ABD ve AB'den gelen yarım ağız kınama ve endişe beyanında darbeye darbe dahi denmedi. Mursi'yi devirenlerin bir an önce sivil yönetime dönüşleri istendi yalnızca. Konuştuğum Batılı diplomatlar, Mursi karşıtı ve yanlısı milyonlarca kişinin sokakta olduğuna işarle, aksi halde iç savaş olabilirdi imasıyla bu tutumu açıklamaya çalıştı; İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt gibi, darbeyi kınayıp AB tutumunu eleştiren bir kaç politikacı çıktı neyse ki.

Türk halkı Batının bu 'Şark köşesi' tutumunu 1980 darbesinden kötü bir anı olarak tanıyor.

Seçimle işbaşına gelen cumhurbaşkanı Mursi, daha asker tankları yürütmeden önce bakanları, danışmanları, sözcüleri tarafından, hatta üyesi olduğu İhvan-ı Müslimin, Müslüman Kardeşlerin kurucularından Hasan El Banna'nın torunu Tarık Ramadan tarafında yalnız bırakılmıştı bile. Buna karşın Başbakanı Hişam Kandil ile birlikte askerlerce tutuk altına alınan Mursi halkına direniş çağrısında bulundu. İlkesel olarak doğru olan bu çağrının herhangi bir sonuç verip vermeyeceği, iç savaşa yol açıp açmayacağı henüz görülemiyor. Kahire'nin Adevviye Meydanında Mursi taraftarları hala ona dualar ediyor ama, yakın müttefiki Selefiler taraftarlarına meydanlardan çekilme çağrısında bulundu bile.

Darbe böyledir, Türkiye'de örneklerini gördük, maskeleri düşürür, ak koyunu kara koyundan ayrırır.

Mısır darbesi yalnızca Mısır halkının tercihini yok saymakla kalmamıştır. Aynı zamanda Mısır halkının Müslüman Kardeşlerin legal yüzü Mursi'nin demokratik seçimle geldiği iktidarı, kendisine oy vermeyenleri neredeyse yok sayarak hızla otoriterleştirmesi girişimine yine demokratik yoldan dur deme hakkını da engellemiştir. Hatırlanacağı gibi daha Mursi seçilmeden önce aralarında Başbakan Tayyip Erdoğan'ın da bulunduğu liderler, Mubarak sonrası Mısır'ı İslam toplumunda demokrasinin laik sistemle işleyebileceği konusunda da uyarmıştı. Din ve devlet işlerini ayırmayan Müslüman toplumlardaki bir demokratik girişim daha ne yazık ki hüsranla sonuçlanmış, Arap yönetimlerince neredeyse sevinçle karşılanan bu durum, Batı tarafından da sessizce kabullenilmiştir.

Türkiye, hem Batı, hem de Arap coğrafyasındaki dostları ve düşmanları tarafından yalnız bırakılan Mursi'ye tam destekle sahip çıkan neredeyse tek ülke oldu. Başbakan Erdoğan tatilini kesti, İstanbul'da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve yakın ekibiyle acil toplantı yaptı. Hükümet, darbecileri Mursi, Kandil ve diğer seçilmiş devrik liderleri serbest bırakmaya, Mısır halkını da '25 Ocak devrimi kazanımlarına sahip çıkmaya çağırdı. Darbecilerden seçimleri herkese eşiy-t olarak açmaya çağırdı, ki bu ifadeyle Müslüman Kardeşler üzerine getirilebilecek yasaklar kast ediliyordu. (Bu arada darbenin geçici cumhurbaşkanı yaptığı Anayasa mahk2mesi Başkanı Adli Mansur, MK'in Mısır'ın parçası olup seçimlerde yer alması gerektiğini ilk demeçlerinden bininde söyledi.) Türkiye'de muhalefet de darbeye açıkça karşı çıktı. Türkiye-Mısır benzetmesi yapan Kamer Genç'i Meclis'te kendi CHP grubu kınadı, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu darbeyi kınadı, o arada seçilmiş liderlerin halka kulak vermesinin öneminden de söz etti.

Mısır'daki bu gelişme, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu dengelerini iki yıl aradan sonra yeniden değiştitecektir. Suriye'deki durumdan İsrail-Filistin ilişkilerine, Irak ve İran'a dek dengeler değişecek, Türk dış politikası da bu değişime göre yeni ayar yapmak durumunda kalacaktır.
Mısır'da darbenin ertesi günü toz duman içinde ilk görünen budur.