Mısır'da bu baskı geri teper

Mısır'daki baskı ve katliam karşısında takınılan ikiyüzlü tutumun maliyeti hızlı radikalleşme olacak. Ve bu maliyeti hepimiz ödeyeceğiz.

Olacak iş değil!

Mısır’da asker takviyeli polisin Adeviye ve Nahda meydanlarında toplanan Muhammed Mursi taraftarlarını dağıtmak için güç kullanması bekleniyordu belki ama 3 Temmuz darbesinin ABD ve AB gibi gizli, Suudi Arabistan ve Katar gibi açık destekçileri dahi bu kadarını tahmin edemezdi. Kahire kan gölüne döndü.

Ama tahmin edilemeyen bir şey daha vardı. Mursi taraftarları, seçtikleri liderin darbeyle devrilmesine karşı bir buçuk aydır sokaklarda durdukları gibi, dünkü katliama rağmen yerlerinden pek ayrılmadılar. Tabii bu defa başka şeyler de oldu. Protestocuların bir kısmı artık karşılık vermeye de başladı. Kahire’de yer yer Mursi taraftarları ve karşıtları, Mursi taraftarları ve polis arasında çatışmalar görülmeye başladı, ibadethaneler ateşe verildi. Şiddet ortamı kısa sürede Kahire dışına yayıldı ve akşamüzeri bir ay süresince olağanüstü hal ilan edildi.

Olağanüstü hal kararı Mısır’ı sıkıyönetim ilanına bir adım daha yaklaştırdı. Ama sadece sıkıyönetim ilanına değil, iç savaşa da...

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dün Azerbaycan’a giderken işaret ettiği üzere, Mısır da Suriye’nin ayak izlerinden iç savaşa doğru sürükleniyor. Gül’ün ‘kaos’ uyarısı gibi, Mısır’ın kısa sürede demokratik bir yörüngeye oturmasının zorluğu da ortada.

Mısır, binlerce yıllık tarihi ve devlet geleneğine karşın hiç demokratik siyaseti tatmamış bir ülke idi. Arap Baharı ile eski yöneticisi Husni Mubarak’ın devrilmesi ile böyle bir fırsat yakalanmıştı. Sandıktan çıkan Mursi’nin Mısır derin devletini akşamdan sabaha Müslüman Kardeşler desteğiyle değiştirme telaşına düşmesi bu gidişi tökezletti, 3 Temmuz’daki askeri darbeyle devrilmesi ise yerle bir etti. Dünkü katliam, Arap Baharı ile görülen demokrasi rüyasının Mısır’da da, diğer Arap ülkelerinde de yakın gelecekte mümkün olamayacağını gösterdi.

Mısır’daki katliama, tıpkı darbeye olduğu gibi ilk ve en sert tepkiyi veren ülke Türkiye oldu; hem iktidarı hem muhalefeti hem de halkıyla...
İlk saatlerde ikircikli tepki veren ve silahsız göstericilerle ateş açan polisi aynı kefeye koyan Avrupa Birliği, sonraki saatlerde güvenlik güçlerini hedef aldı ve ilk olarak Gül’ün kullandığı ‘Kabul edilemez’ sözüyle katliamı kınadı. Muhtemelen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun telefonunun da etkisiyle Katar da katliamı aynı sözlerle kınadı. Akşam saatlerinde ABD’den gelen açıklama ise olağanüstü hal ilanına karşı çıkıyordu.

Şunun açıkça görülmesi lazım: Hiçbir siyasi akım, hiçbir sosyal hareket silah zoruyla ortadan kaldırılamaz. Bu Mısır’da da değişmeyecektir. Beğenin ya da beğenmeyin, Müslüman Kardeşler o toplumun bir gerçeği. Mısır’da askeri darbeyle gelen ve ABD’nin, AB ve Arap diktatörlüklerinin dolaylı onayıyla hâkim olan bugünkü durum sürdürülemez. Kendi halkının kanını dökmekte bu kadar duyarsız olan hiçbir yönetim baki kalmaz. Mısır’da bu baskı geri teper.

Ama şu durum da var: Bu tür baskı ve sindirme hareketleri, özellikle genç ve kızgın insanları daha da uçlara iter; El Kaide gibi terör yöntemlerini göz kırpmadan kullanan ve böyle sonuç alınacağını vaz eden örgütler, zaten yıllardır onlara bunu söylüyor. El Kaide’nin Arap Baharı’nın inişe geçmesinden bu yana giderek kitlesel hale gelmesi bir rastlantı olmasa gerek. Mısır’daki baskı ve katliam karşısında takınılan ikiyüzlü tutumun maliyeti bu hızlı radikalleşme olacak ve bu maliyeti ne yazık ki, sadece ona neden olanlar ve destekçileri değil hepimiz ödemek zorunda kalacağız. Çok yazık!