Mısır'da darbe ve ABD silah ticareti

Asıl soru şu: ABD neden Mısır'a yönelik askeri yardımını bir tehdit unsuru olarak kullanıp darbeyi, insan hakları ihlallerini engellemiyor?
Mısır'da darbe ve ABD silah ticareti

Mısır’da 3 Temmuz darbesine Türkiye en sert karşı çıkışı yaparken neredeyse tek başınaydı, ama özellikle 14 Ağustos katliamının ardından dünya kamuoyunda giderek Kahire’deki darbe yönetimini savunanların azaldığını görüyoruz.

Başbakan Tayyip Erdoğan perşembe günü Batı’yı sert eleştirmiş ve Birleşmiş Milletler’in neden duyarsız kaldığını sormuştu. Perşembe akşamı İngiltere, Fransa ve Avustralya tarafından toplantıya çağrılan BM Güvenlik Konseyi (BMGK), ‘üzüntü’ beyanı dışında bir sonuç çıkarmadı, ama vicdanların uyandığını gösteren önemli bir çıkış yapıldı. BMGK Dönem Başkanı Arjantin’in Daimi Temsilcisi Maria Cristina Perceval, önce yüzündeki bariz ‘Kusura bakmayın, anca bu çıktı’ ifadesiyle kısa açıklamayı okuduktan sonra, diplomatik usullerde pek olmayan bir şey yaptı. Kendi ülkesinin Mısır’daki ‘darbeye’ tepkisini anlattı ve Mısırlı yetkilileri ‘sivil halka karşı’ şiddet ve silah kullanmayı durdurmaya çağırdı. Dün daha Mısır’daki cuma olayları yaşanmadan önce bir dizi ilginç gelişme oldu. Mısır ordusu ve polisi meydanlarda toplanan protestocuların zorla dağıtılacağını ilan ederken Almanya ve Hollanda başbakanları bir görüşme yaptı, ardından Hollanda Mısır’la ilişkilerini askıya aldığını açıkladı. Uluslararası toplum Mısır’da yaşananlara duyarsız kalmıyor, ama bunun üst düzey karar süreçlerine yansıması kolay olmuyor.

Hedefteki ülke ABD
Ajanslar, BM toplantısından Mısır darbesine sadece üzüntü beyanı çıkmasından Rusya ve Çin’i sorumlu tutuyor. Suriye’deki iç savaşa müdahale konusunda da karar alınması da aynı “İçişlerine müdahale etmeyiz” gerekçesine dayanıyor; Rusya’nın Çeçenistan, Çin’in Sincan’daki durumuna örnek olsun istemiyorlar. Ama Mısır nedeniyle hedeflerin yöneldiği tek ülke var, o da ABD. Perşembe günü, BM toplantısından önce ABD Başkanı Barack Obama’nın Mısır’daki katliamı gecikmeyle de olsa kınayıp bir ortak tatbikatı iptal etmesi, kendi ilkesi ve yönetimi içinde dahi tatmin edici bulunmadı. İlerleyen saatlerde ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel’in, darbeci General Abdül Fettah Sisi ile uzun görüşmeler yaptığı ve Mısır ile askeri ilişkileri sürdürmek istedikleri ancak sivillere polis ve asker şiddeti devam ettikçe bunun mümkün olmayacağını söylediği ajanslara düştü. Ardından ABD Dışişleri, Mısır’a askeri yardımın ‘gözden geçirilmesinin’ söz konusu olduğunu duyurdu. Zaten asıl konu da bu. ABD neden Mısır’a askeri yardımını bir tehdit unsuru olarak kullanıp darbeyi, insan hakları ihlallerini engellemiyor? Aynı soru, İsrail için de Filistinlilerle barış ve yerleşimciler konusu için soruluyor.

Türkiye’ye birkaç insansız hava aracı ve helikopter satışı için Erdoğan’ı çileden çıkaran ABD yönetiminin, dünyada insan haklarının herhalde en çok ihlal edildiği, en koyu diktatörlüklerden birisi olan Suudi Arabistan’a neden satış kısıtlamasına gitmediği sorusu öyle. Zamanında, 12 Eylül 1980 darbesinin ardından Türkiye için de sorulmuştu. Askeri yardımın baktığınız açıya bağlı olarak bir demokratik teşvik ya da ekonomik tehdit olarak kullanılması bir yana, ABD Mısır’daki darbeye darbe demekten dahi neden çekiniyor? Cevap aslında aynı. Obama, Mısır’daki darbeye darbe dediği anda (Erdoğan’ın gereksiz ve engelleyici bulduğu) Kongre süreçleri devreye girecek ve Obama istese de istemese de Mısır’a askeri yardımın kesilmesi tartışılmaya başlayacak. Aynı konu İsrail gibi yardım alan, Suudi Arabistan gibi parasıyla silah alan başka ülkeler için de geçerli. O zaman soruyu başka türlü soralım: Amerikan yönetimi Mısır’a askeri yardımın kesilmesi ya da askıya alınması kararını almakta neden bu kadar zorlanıyor?

Mısır, ABD’den, Rusya (o zaman Sovyetler Birliği) ile askeri ilişkilerini kestiği 1972’den bu yana yardım alıyor. Obama’nın 2013 için onayladığı yardım miktarı, önceki seneler düzeyinde, 1.55 milyar dolar (İsrail’e yardım bundan yaklaşık 1 milyar dolar daha fazla). Bunun 250 milyon dolar kadarı ekonomik yardım, 1,3 milyar küsuru askeri yardım. Bu askeri yardımın bir kısmı, General Sisi gibi, Mısır subaylarına eğitim verme türünden faaliyetlere ayrılmış. Pennsylvania’daki ABD Harp Akademisi’nde her yıl 500 ila 1000 Mısırlı subay eğitiliyor. Ama ABD askeri yardımının yüzde 80’inden fazlası, doğrudan Amerikan silah sanayiinin cebine gidiyor. Hangi şirketlere mi gidiyor? En çok ikisine: Mısır’a F-16 savaş uçakları satan Lockheed-Martin ve Kahire yakınlarında M1A1 Abrams muharebe tankları için montaj tesisi kuran General Dynamics. (Türkiye’de 1980 darbesinin ardından F-16 tesislerinin Ankara yakınlarında kurulmasına benziyor, aynı olmasa da.)

Mısır’da Müslüman Kardeşler üyesi, seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye yapılan darbeye darbe demek, askeri yardımı kesmek, Obama için bu nedenle zor oluyor; aslında kesilen, Amerikan şirketlerine yine Amerikan bütçesinden gidecek para ve işsizliği azaltmaya kararlı Obama’nın kararıyla işsiz kalacak Amerikan işçileri olacak. Dahası var. Washington Post, geçenlerde Amerikan şirketlerinin 2008’den bu yana Mısır’dan 8,5 milyar dolar askeri sipariş aldıklarını, ama bunun ancak 4,7 milyar dolarlık kısmını teslim ettiklerini yazdı. Yani iptal durumunda Mısır’a 3,8 milyar dolarlık iade söz konusu, cezası da cabası... İsrail’de yardım bütçesi de Amerikan şirketlerinin sayısı da etkinliği de artıyor. Türkiye’nin de ortağı olduğu, para koyduğu (henüz yapım aşamasındaki) yeni nesil F-35 savaş uçakları için İsrail şimdiden müşteri oldu; tabii paranın tamamı ABD yardımından ödenecek, yani ABD bütçesinden. Şirket yine Lockheed. Lockheed üretimi KC-135 havada yakıt ikmal uçağı satışının İran’a muhtemel bir operasyon için olduğu İsrail basınında tartışılıyor. Amerikan komandolarınca kullanılan, hem dikey hem yatay uçabilen V-22 Osprey uçaklarını üreten şirket Boeing. (V-22’nin diğer muhtemel alıcıları Mısır’daki darbeyi alkışlayan Suudi Arabistan ve İran’ın burnunun dibindeki Birleşik Arap Emirlikleri var.) Boeing zaten İsrail’in IAI şirketiyle birlikte ‘Arrow’ füzesavar füze sistemini üretiyor. Mısır’a tank satan General Dynamics’in ortakları arasında İsrail’in Elbit savunma şirketi bulunuyor; en son İsrail için yeni nesil bir zırhlı personel taşıyıcı üretimi üzerinde çalışılıyor. Suudi Arabistan’ı yazmaya yerimiz yetmez, çünkü 2010 yılında ABD ile 20 yıl sürecek tarihin en büyük silah alım anlaşmalarından birini imzaladı. Buna yüksek miktarlarda F-15 savaş uçakları (Boeing), (Türkiye’ye verilmeyen) Apache saldırı helikopterleri (Boeing) ve yeni nesil Sikorsky helikopterleri (United Technologies) satışı dahil; meraklıları için internette bol bilgi mevcut. Amerikan silah sanayiinin dünya lideri olmasını sağlayan dış politikasının son yansımasını Mısır’da işte böyle görüyoruz. Aslında Suriye, Mısır, Filistin nedeniyle asıl adres olan ABD’ye de fazla dokunmadan, aslında yine de bir şeyler yapan Avrupa’yı ‘Batı’ diyerek sert eleştiren Erdoğan’ın bu siyaseti silah alımlarıyla ayakta tutan Arap diktatörlüklerini neden pek eleştirmediği de sorulabilir. Rusya, olanları ellerini ovuşturarak izliyor. Bir yandan Mısır’daki darbe yönetimine, “Merak etmeyin, biz size silah veririz” mesajı gönderiyor. Diğer yandan dünya deniz petrol ticaretinin yüzde 7’sini oluşturan (2012’de günde 3 milyon varil) Süveyş Kanalı’nın tıkanmasının petrol fiyatlarını daha da arttırmasını bekliyor. Malum Ortadoğu’daki her kriz, Suriye, Irak, Kürt, Filistin fark etmez, fiyatları yükseltiyor ve Rusya’dan İran’a, Suudi Arabistan’a petrol ihracatçılarının yüzünü güldürüyor. Darbe tartışmalarının arkasındaki kanlı ama soğuk ve hayli kârlı tablo budur.