Muhalefet henüz tuzağa düşmedi ama...

Muhalefet partileri şimdiye dek AK Parti'nin etrafa bıraktığı bütün çekici yemlere karşın zıtlaşma tuzağına düşmemeyi başardılar; dahası dikkatlerini kendi söyleyeceklerinden dağıtmadan yola devam ediyorlar.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 seçiminden bu yana uyguladığı son derece basit, ama son derece etkili bir siyasi taktiği var.

Birkaç adımda özetlemek mümkün:
1- Bir tek konu belirle, onu hedef al,
2- Algı yönetimiyle muhalefetin o hedef etrafında sana karşı birleştiği izlenimine yol aç,
3- Yine algı yönetimiyle taraftarlarını geleceğin tek umudu olarak seni görmelerini sağla.

Bu taktiğin kilit noktası karşıtlıktır.

Çünkü karşıtlık, zıtlaşma ancak gücü elinde tutanın işine yarar.

***

2007 seçiminin konusu askerin darbe yapacağı korkusuydu.

Askerler doğrusu Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı seçimine karşı muhtıra yayınlayıp, modası geçmiş, boş tehditler savurarak bu korkuyu haklı kılacak az yanlış yapmadılar.

Muhalefet de bir hata yaptı: Halkoylamasında halkı cumhurbaşkanı seçimini kendi yapmaması için oy kullanmaya çağırdı. (Buna rağmen çıkan yüzde 42 “hayır” oyu, Erdoğan-karşıtı cephenin çekirdek büyüklüğünü de göstermiş oldu.)

***

Erdoğan’ın Fethullah Gülen ile ittifakı işte o koşullarda 2007 seçimleri öncesinde oluştu.

Ergenekon, daha sonra Balyoz soruşturmaları o ortamda başladı.

O soruşturmaları, davaları, şimdilerde vatan hainliğiyle suçlanan polisler, savcılar, yargıçlar hükümetten övgüler, takdirler alarak yürütüyordu.

***

Erdoğan-Gülen ittifakı 2010 anayasa değişikliği halkoylamasında da 2011 seçimlerinde de artarak devam etti.

Ergenekon, Balyoz, OdaTV, askeri casusluk gibi davalar o süreçte savunma hakkının, sahte delillerin sahteliğini ispat hakkının bile kullandırılmadığı duruşmalarla ağır cezalarla sonuçlandı.

2011 seçimlerindeki tema da her an köşe başında bekleyen darbe tehdidiydi; Gülen, 2010 halk oylamasında ölüleri bile mezarlarından kalkıp oy vermeye çağırmıştı.

***

İttifak 2012’de çatırdamaya başladı, 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmalarıyla birlikte çöktü.

Ama CHP ve MHP daha önceki seçimlerdeki hatalarını tekrardan vazgeçmiyordu.

Mart 2014 belediye seçimlerinde ve Ağustos 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde (ki burada artık HDP de sahnedeydi) kendi yapmak istediklerini anlatmak yerine, sadece AK Parti hataları üzerine seçim kampanyası kurmaya devam ettiler.

Üstelik AK Parti’nin yanlışlarını ortaya döken kaynağın kontrolü kendi ellerinde değil, başkalarının, Cemaatin ellerindeydi.

***

Bu Erdoğan’ın arayıp bulamadığı zıtlaşma ortamıydı: İşte Gezi protestolarının arkasında olan faiz lobisi, (artık “paralel” adını taktığı) Gülenciler ve bütün muhalefet partileri, milli iradenin yegâne temsilcisi olan kendisine karşı birleşmişti.

Erdoğan 2014’ü de kazandı, cumhurbaşkanı seçildi.

Artık geriye bir tek hedef kalmıştı, bir anayasa değişikliği ile yürütme gücün elinde toplayacak bir süper-başkanlık sistemine geçmek.

Bunun hedefle arasında bir tek AK Parti’nin 7 Haziran seçimlerinden en azından halkoylamasını garantiye alacak 330 milletvekiliyle çıkması engeli kalmıştı.

***

Ama bu defa seçim kampanyasında AK Parti’nin beklemediği bir şey oldu.

Her üç muhalefet partisi de Erdoğan’ın başkanlık hedefine vurmaktan çok ekonomik ve sosyal haklar vaat etmeye başladılar.

CHP ve HDP (henüz MHP açıklamadı) çalışanlara, çalışamayanlara, emeklilere, kadınlara, gençlere vaat üstüne vaatte bulunmaya başladı.

***

Başbakan Ahmet Davutoğlu bir anda kendisini halka neden onlara daha fazla ekonomik ve sosyal haklar veremeyeceğini savunurken buldu.

Üstelik muhalefetin israf olarak hedefe koyduğu yeni Cumhurbaşkanlığı sarayından, pahalı kiralık araçlara dek lüks harcamaların talimatını verenin kendisi olmadığı halde…

İşin başka zorlukları da ortaya çıkmıştı.

***

Gülen cemaatini altını oymakla suçlamanın kendi tabanında bir karşılığı bulunabilirdi ama, muhalefet partilerini Gülen ile topluca işbirliği içinde göstermenin pek imkanı kalmamıştı.

Sermaye çevrelerinde “koalisyon korkusu” tetiklemek üzere ortaya atılan CHP-MHP-HDP koalisyonu kurulacağı yolundaki iddiaların, birbiri ardına gelen yalanlamalarla siyasi fantezi olmaktan başka işe yaramadığı anlaşılmaya başladı.

AK Parti giderse Kürt çözüm sürecinin biteceği yolundaki iddialar da CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun süreci HDP ile ancak Meclis çatısı altında sürdürebilecekleri açıklamasıyla yara aldı.

***

AK Parti, daha önceki seçimlerde yapageldiği üzere iktidarda olmasına rağmen mağduru oynamak imkânı daralmış görünüyor.

Muhalefet partileri şimdiye dek AK Parti’nin etrafa bıraktığı bütün çekici yemlere karşın zıtlaşma tuzağına düşmemeyi başardılar; dahası dikkatlerini kendi söyleyeceklerinden dağıtmadan yola devam ediyorlar.

***

Bu çaba yine de seçimin kilidinin HDP’nin o adaletsiz yüzde 10 barajını aşmasında yattığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Çünkü ne muhalefetin AK Parti’nin zıtlaşma tuzağına önümüzdeki bir buçuk ayda düşmeyeceğinin garantisi var, ne de bu karşı-taktiğin başarıya ulaşıp Erdoğan2ın süper-başkanlığına engel olacağının garantisi.

Durum hâlâ ortada.