Muhalefet "polis devleti" eleştirisinde birleşti

Hükümetin Kobani olaylarından sonra açıkladığı güvenlik paketi tutanı da kesebilecek iki ağzı keskin bıçağa benziyor. Muhalefet barışçı gösterilerin de şiddet kapsamına sokulacağı endişesinde.

Başbakan Ahmet Davutoğlu daha birkaç gün önce Afyon’da “Birleşin öyle gelin” diye meydan okuyordu.

Hayal olmasa da, slogan gerçek oldu.

Bu hafta Meclis’te oylanması beklenen iç güvenlik paketi karşısında üç muhalefet partisi de “polis devleti” eleştirisinde birleşti.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, mahkeme kararı olmadan gözaltı süresini 48 saate çıkarmasından, protesto gösterilerini şiddetle bastırmak için polise yeni yetkiler vermesine dek bu paketin Türkiye’ni 1980 askeri darbe günlerine geri götüreceğini söyledi.

MHP lideri Devlet Bahçeli, bunu bir adım ileriye taşıyarak güvenlik paketiyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kendisine bir polis devleti kurmayı tasarladığını öne sürdü.

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ise CHP ve MHP’ye –AK Parti’nin açık sandalye çoğunluğuna karşın- birlikte davranıp iç tüzük imkânlarıyla yasanın çıkmasını engellemeye çalışmaya çağırdı.

Muhalefet partileri bu yasa ile her türlü muhalefetin şiddet terörizm kapsamına dâhil edilip yasadışı ilan edileceğinden endişe ediyor.

Bu yeni “paketin” işaretini ilk veren, Ağustos ayında seçilmesinden kısa süre sonra, 11 Ekim 2014’te Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olmuştu. Erdoğan bir grup iş sahibine hitabında “Sokakları bu vandallardan temizleyeceğiz” sözü vermişti.

Vandallar, Erdoğan’ın 2013 Haziran’ındaki Gezi protestolarından itibaren hükümet aleyhindeki gösterilere katılanlar için kullandığı bir kötüleme ifadesiydi.

Ancak açıklamanın zamanlaması da manidardı.

Birkaç gün önce, 6-8 Ekim arasında Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün saldırısı altındaki Kobani’ye dair hükümet tutumunu protesto için HDP’nin de katılımıyla başlayan gösteriler şiddet eylemlerine dönüşmüş, PKK ve Hizbullah saflarından 40 kişi öldürülmüştü. PKK militanlarının sokaklardan çekilip ölümlerin durması ancak Başbakan Davutoğlu’nun MİT aracılığıyla hapisteki Abdullah Öcalan’dan duyuru yapmasını istemesi (ve onun da buna uyması) ile mümkün olmuştu.

İşte yeni güvenlik paketine dair ilk işaret, Başbakan Davutoğlu’nun “Önce kamu düzeni, sonra süreç” açıklamasıyla birlikte şiddete dönüşen Kobani protestoları ardından gelmişti.

Artık “Vur deyince öldürdü” mü dersiniz, “fırsatı ganimet bildi” mi, bilmem. Ama ortaya çıkan güvenlik paketi Türkiye’nin 2000-2004 arasında Avrupa Birliği uyumu çerçevesinde attığı adımların çoğunu geri aldıran nitelikte. Mahkeme kararı olmadan polis ve jandarmaya “kuşku” temelinde vatandaşlar hakkında istihbarat toplama yetkisi vermek gibi, yarın bir başka iktidar elinde bugün bu yasayı çıkaran AK Parti’ye de hayatı kâbusa çevirebilecek unsurlar var içinde.

Bu husus, güvenli yapılanmasında yasa taslağıyla öngörülen idari yenilikler için de geçerli. Bugün bu maddeler, Erdoğan’ın bir zamanlar yakın müttefiki adeta yargı ve güvenliği emanet ettiği Fethullah Gülen sempatizanlarının güvenlik bürokrasisinden “ayıklanması” amacına hizmet edebilir. Ama yarın bir gün de başkalarının “ayıklanması” için istismar edilebilir.

Aslında bu açıdan bakarsanız, bu iç güvenlik paketi iki ağzı keskin bıçak gibi; tutanı da kesebilir.

Hükümet bir yandan PKK ile Kürt çözüm paketi üzerine görüşürken, diğer yandan seçim ortamında kamu düzeni işini şansa bırakmamak, öte yandan biraz da göz korkutmak, muhalefeti sokağa çıkmaktan caydırmak istiyor.

Ama dedik ya, iki ağzı da keskin bıçak her zaman taşıyanı da tehlikeye atar.