Mülteci hamlesi AB dengelerini değiştirebilir

Eğer Türkiye ile anlaşma olmaz ise bu AB için ciddi bir fiyaskoya dönüşebilir. Olursa, işte o zaman yeni bir durum var demektir.

Brüksel’de AB ile yapılacak mülteci toplantısından kesin karar çıkmasını doğrusu beklenmiyordu.

Ama Türkiye’nin sürpriz bir teklifle hem sunabileceklerinin, hem taleplerinin çıtasını yükseltmesinden dolayı değil.

Ortak eylem planı üzerinde AB liderlerinden gelecek ek talepler nedeniyle Türkiye’nin savunma konumunda kalacağı ve ek süre isteyebileceği tahminleri yapılıyordu.

***

Bir yandan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, hem de toplantının yapıldığı 7 Mart günü Ankara’da “Bakalım” diyordu başbakanı için “3 milyarı alıp gelecek mi?”

Söz ettiği AB-Türkiye mülteci ortak eylem planı çerçevesinde Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in 18 Ekim 2015’teki İstanbul temaslarında önerdiği 3 milyar avroluk bütçeydi.

Erdoğan daha geçenlerde, eğer AB Türkiye’nin koşullarını kabul etmez, yük paylaşımını reddederse, Türkiye’nin de artık Suriyeli ve AB ülkelerine gitmek isteyen diğer mültecileri engellemeye çalışmayacağını söylemişti.

***

Bu açıklamanın AB başkentlerinde tepki çektiği ama aynı zamanda diplomasiye zorlayıcı bir unsur olarak algılandığı ortadaydı.

Çünkü bazı AB başkentleri, özellikle de orta ve doğu Avrupalı üyeler, Türkiye’yle herhangi bir anlaşmaya da, göçmen kabulüne, özellikle de Müslüman göçmen kabulüne yanaşmıyorlardı.

Merkel’in gerçekçi çabalarına karşın bir alternatif de getirmiyorlar ama AB içinde kararların oy birliğiyle alınmasına güvenerek karşı çıkıyorlardı.

***

Çünkü ortak eylem planında başka maddeler de vardı.

Mesela, mülteci geri-kabul anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle eş zamanlı olarak Türk vatandaşlarına Schengen ülkeleri içinde vizesiz seyahat hakkı tanınacaktı.

Mesela, beş tanesi Kıbrıs Rum hükümetince engellenen altı müzakere faslı açılacak, Türkiye-AB ilişkileri, zirve katılımları dâhil canlandırılacaktı.

***

İşte bütün bu nedenlerden dolayı 7 Mart toplantılarında yeni talepler ve koşullar nedeniyle Türkiye’nin savunma konumunda kalıp süre isteyebileceği, anlaşmada dezavantajlı konuma düşeceği tahminleri yapılıyordu.

Davutoğlu’nun Brüksel’e Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve AB İşleri Bakanı Volkan Bozkır ve ekipleriyle birlikte iyi hazırlandığını söylemek gerekiyor.

Çünkü Türkiye’nin bir anlaşma için verebilecekleri ve almak istediklerini artıran bir çıkış yapmasının, bir ön alma hamlesi olduğu görülebiliyor.

***

Bu hamleye göre, Türkiye AB’ye (özellikle Ege’den geçen) Suriyeli mültecilerin paylaşılmasını önerirken, bütçenin (Davutoğlu “Tamamı mülteciler için kullanılmak üzere” diyor) 3 milyar avro daha artırılmasını, vizesiz seyahatin de Hollanda’nın dönem başkanlığının Haziran sonu bitmesinden önce uygulanmasını istiyordu. Ve tabii müzakere fasıllarının açılmasını, en azından bir ikisinin…

Bu hamle Türkiye ile bir an önce bir anlaşmaya vararak AB’yi mülteci baskısından kurtarmak isteyen liderlerin elini güçlendirirken, karşı olanları hazırlıksız ve önlemsiz yakaladı.

Merkel olumlu karşıladı mesela. AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker “Ayrıntılar için on gün kadar süreye” ihtiyaç duyduklarını açıkladı, Davutoğlu da “18 Mart tamam” dedi.

***

Şimdi tablo şöyle…

Eğer AB liderliği, bütün AB liderlerini öneriyi kabule ikna edemezlerse, anlaşma olmaz ise bu AB için ciddi bir fiyaskoya dönüşebilir, bunun sonuçları da mülteci sorunuyla sınırlı olmaz.

Yok, edebilirlerse ya da burası önemli, “nitelikli çoğunluk” mekanizmasını kullanıp, küçük ülkelerin vetoyu silah olarak kullanmaları sorununu aşarlarsa, işte o zaman yeni bir durum var demektir.

O zaman hem AB mülteci baskısından kurtulmuş, hem Türkiye’nin AB ile Arap Baharı'ndan ve Suriye krizinden bu yana iyice soğumuş olan ilişkileri yeniden canlanabilir, hem de AB içinde yeni siyasi dengeler kurulmuş olur.

Umarız olur, çünkü Türkiye’nin yüzünü yeniden AB’ye, Batı'ya dönmesinde hem demokrasinin, hem ekonominin kaybettiği mesafeyi geri kazanması, gelişmesi bakımından fayda var.