Mülteci kaçakçılığını on günde bitirme planı

Bir hükümet yetkilisi, "Eğer Türkiye ve Avrupa Birliği, yasadışı mülteci göçü ve Türkiye'nin AB ile ilişkilerinicanlandıracak bir anlaşmaya varırsa, bizim o mülteci kaçakçılığı zincirini "bir hafta, en fazla on gün içinde" kırmamız mümkündür" diyor.

İsmini vermeden konuşan hükümet görevlisi AB ile yapılan görüşmelere vakıf az sayıda isim arasında.

Belki de bu yüzden isminin açıklanmaması kaydıyla konuşuyor.

Ama söyledikleri oldukça iddialı ve dengeleri değiştirecek türden

***

Diyor ki, eğer Türkiye ve Avrupa Birliği, yasadışı mülteci göçü ve Türkiye’nin AB ile ilişkilerini (vizesiz seyahat dâhil) canlandıracak bir anlaşmaya varırsa, bizim o mülteci kaçakçılığı zincirini “bir hafta, en fazla on gün içinde” kırmamız mümkündür.

Bunun tek koşulunun AB ile varılacak siyasi anlaşma ardından Türkiye ve Yunanistan arasında “sağlam bir hukuki zemin oluşturacak” bir uygulama anlaşması olduğunu söylüyor kaynağım.

AB ile siyasi anlaşma sağlandığında, Yunanistan’la ikili anlaşma için “Bizim önerimiz şu olur” diye anlatmaya başlıyor…

***

·         “Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun getirdiği yeni teklif üzerine AB içinde hararetli bir tartışma başladı. Bunu dikkatle izliyoruz. Bize yeni tekliflerle gelebilirler, bunları tartışmaya hazırız. Amacımız önce insani. Türkiye kıyılarını, Ege Denizi'ni mültecilerin kaçakçıların elinde ölüme gittiği bir yer olarak anılmaktan bir an önce çıkarmamız lazım. Mülteci kaçakçılığına karşı oluşturulan NATO deniz gücüne Yunan donanmasının yanı sıra katılmamız samimiyetimizin göstergesi.

·         “AB ve ardından Yunanistan’la anlaşmalar sağlandığında Türkiye kıyılarından Yunanistan’ın belirlediği adalara (şu anda beş ana ada bölgesi var) kaçak olarak giden her mülteciyi, Suriyeli ya da başka yerden her mülteciyi alacağımızı ilan edeceğiz. Bunun için Türk ve Yunan göç dairelerinin hem bizim kıyılarda, hem adalarda tam işbirliği gerekiyor.

·         “Bir de şart gerekiyor; anlaşmanın uygulanacağı tarihe dek Yunanistan’ın o adalarında tek bir mültecinin kalmaması lazım. Böylece Türkiye o tarihten sonra kaçak olarak giden mültecileri geri aldığından emin olabilir. Bu koşul altında o tarihten sonra adalara giden mültecilerin tamamını, feribotlara alıp, çay, kahve, yiyecek ikramıyla en iyi şekilde topraklarımıza getireceğiz. Bu operasyonun maliyetini AB üstlenecek.

·         “Suriyeli mülteciler için ayrı bir işlem ve süreç uygulanacak; onları iç savaş halindeki ülkelerine gönderecek halimiz yok. Kamplarda misafir edebiliriz, akrabaları olup onların yanında kalmak isteyenler olabilir, ama her şey, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ile işbirliği içinde yapmayı düşünüyoruz, kendileriyle de görüşüyoruz zaten. Diğer ülkelerden, mesela Somali’den, Afganistan’dan, başka her yerden gelenleri de, yine BM ilkeleri çerçevesinde uçaklara koyup ülkelerine göndereceğiz.

·         “Bu plan üzerinde anlaşır ve uygulamaya koyabilirsek, mülteci kaçakçılığı zincirini bir hafta, en geç on gün içinde kırabileceğimize inanıyorum.

·         “Çünkü mekanizma şöyle işliyor: Kaçak göçmen AB ülkesine ulaştığında ülkesindeki yakınını arıyor, Diyor ki, işte Türkiye’ye git, İzmir’de Basmane’de filanca kişiyi gör, aman 350 dolardan fazla da verme, iki saat sonra AB’desin; zincir böyle kuruluyor.

·         “Oysa Türkiye kıyılarından Yunanistan adalarına giden her bir mültecinin anında geri gönderildiği, AB’ye ulaşamadığı duyulmaya başladığında ki bu haberle çok çabuk yayılır, bu insan kaçakçılığı rotası çok çabuk bir şekilde rağbet görmez hale gelir; tabii güvenlik önlemleriyle beraber. Ama biz bu planın uygulanabileceğini, başarılı olabileceğini düşünüyoruz.”

***

Tekrar etmek lazım ki bu planın ön koşulu Türkiye ile AB’nin bir anlaşmaya varması.

O anlaşmanın Türkiye açısından iki önemli boyutu daha var, mülteci baskısını AB parasıyla hafifletmenin yanı sıra.

Birincisi, malum vizesiz seyahat… Diğeri de özellikle Kıbrıs Rum Hükümetinin engellemesi altındaki fasılların müzakereye açılması.

Bunun için Almanya başta olmak üzere AB’nin lokomotif ülkelerinin ve belki de Yunanistan’ın Lefkoşe’nin Rum kesimi üzerindeki ikna güçlerini kullanması gerekecek.

Onun olup olmayacağını görmemiz için en azından 18 Mart’ta Brüksel’de yapılacak görüşmelerin sonucunu beklememiz gerekecek.