Mustafa Balbay ve yargı reformu

Gazeteci Balbay'ın iki yüz güne yaklaşan tutukluluğu pek çok yönüyle üzücü. Yargı reformu hepimiz için elzem

Mustafa Balbay’ın Ergenekon davasından tutukluluğu bugün 187’inci gününü dolduruyor.
Dün, tam da yeni yargı yılının açıldığı, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in hükümetin yargı reformu taslağına önemli eleştiriler getirdiği gün, Ergenekon davası nedeniyle hakim karşısına çıktı.
Yıllardır Ankara’da birlikte haber kovaladığımız Balbay’ın bulunduğu durum benim için üzüntü kaynağı.
Üzüntümün nedeni, hakkındaki iddialar nedeniyle yargılanması değil; herkes aleyhindeki iddalar nedeniyle yargılanabilir. Hakkındaki iddia çok ciddi: Silahlı terör örgütüne üyelik (silahsız terör örgütü nasıl olur bilmiyorum, ama savcılığın iddianmesinde böyle yazıyor), halkı hükümete karşı silahlı isyana tahrik etme, Meclis’i, hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve buna bağlı suçlamalar. Bu suçlamalar, gereğince delillendirildiğinde yargılanma doğal.
Delillendirilebilecek mi? Onu yargı sürecinde göreceğiz. Delillendirilemez ise, başlıbaşına cezaya dönüşmekte olan bu tutukluluk süreleri, ileride Balbay’a da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden tazminat kazandırır mı? Onu da göreceğiz.
Üzüntümün birden çok nedeni var.
Mesela Jandarma istihbarat komutanına gittiğinde yaptığı konuşmaların, kendisinden habersizce kayda alınıp ortaya dökülmüş olması Balbay için üzücü olmalı. Mesela, onun bugün tutukevinde ailesinden ayrı yatıyor olmasına sebep olanların bir kısmının, tutuksuz yargılanıyor olması da var...
Bu çerçevede, Balbay’ın şimdi tutuklu, ya da tutuksuz yargılanan bazı haber kaynaklarıyla ilişkisinin gazetecilik sınırlarının dışına taştığı kanısı, ne yazık ki Ankaralı meslektaşlar arasında yaygın. Bu tabii ki suç değil; ama böyle durumlarda can sıkıyor, üzüntü kaynağı oluyor.
Aslında, bu Ergenekon iddiaları ortaya atılmadan da Balbay’ı etnik Türk milliyetçiliği çizgisindeki Türk Metal Sendikasının ‘ART’ televizyonunda sendikanın etnik milliyetçi başkanı Mustafa Özbek’in karşısında haftalık canlı yayında ‘falan konudaki görüşlerinizi de alabilir miyiz?’ diye soru sorarken görmek de üzüntü vericiydi. Keza o sendikanın finansmanıyla Cumhuriyet gazetesinin bir strateji eki çıkardığını öğrenmek de. Bunların hepsini o dönem Cumhuriyet gazetesinin çektiği mali sıkıntıya yormuştuk.
Ama benim için en acısı, Balbay’ı bu davada Susurluk olayından Orhan Pamuk duruşmalarına, Hrant Dink davalarından Hrant Dink cinayetine, Ordu içinde kurdukları komploya yanaşmayınca üstlerine de komplo kurdukları iddia edilen kişilerden Danıştay saldırısına karışan, hatta Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasına karışan kişilerle aynı sanık sıralarında görmek.
Ben Balbay’ı gençliğinde Türkiye Komünist Partisi sempatizanı olmuş, olgunluğunda sol-sosyal demokrat çizgide bir gazeteci olarak tanıdım.
Bu kimliğiyle, hak ve özgürlüklerden, demokratik işleyişten yana, çoğu fikrini paylaştığım bir meslektaşım olarak benimsedim.
Balbay’ı hangi koşullar ders almaz darbe heveslileriyle, sıfır numara komplocularla aynı girdapa çekti? Balbay nasıl o insanlarla aynı saflarda görünüyor? Asıl üzücü olan bu benim için.
Bugün, Balbay’la fikir dünyası açısından paylaştığım pek az şey kaldı. Gençliğimde sırf cebimde taşıdığım için dayak yediğim, dayak yeme riskini göze alarak taşımaya inat ettiğim Cumhuriyet gazetesi bugün adı ulusalcılık diye anılan milliyetçi-sosyalist çizgiye doğru evrilmesiyle, Balbay ile ayrı fikir dünyalarına seyahatimiz hızlandı.
Bu ayrışmanın Balbay’ın bir hukuk ihlaline maruz kaldığı kuşkusuyla, benim bu kuşkuyu duymamla bir alakası yok.
Keşke bunlar hiç olmasaydı, Balbay yine kafiye uydurduğu soğuk esprileriyle aramızda olsa, yazılarını özgürce yazabilseydi. Fikir hesaplaşmamızı o koşullar altında yapabilseydik.
Yargı reformu, Türkiye’ye en çok siyasi hesaplaşmaların yargı üzerinden yapılmasına meydan vermemesi için gerekiyor belki.
Bugün Ergenekon davasının eleştirilen yönlerinin, geçmişte de pek çok davanın açılmasında, ya da açılamamasında etken olduğu unutuluyor. Türk toplumu yargı tokatını bir sağ, bir sol yanağına yeyip duruyor. Bu tokatların atılamayacağı koşulların oluşturulması, dün Yargıtay Başkanı Gerçeker’in dediği gibi, siyasi etkilerden arındırılmış bir yargı sisteminin oluşturulmasından geçiyor. Avrupa Birliği uyum reformlarının Türkiye’ye en önemli kazanımlarından biri, günlük iktidar ihtiyaçlarıyla çarpıtılmazsa, bu yargı reformu olacak belki de.