Musul-rehine krizinde perde arkası gelişmeler

Günler süren ve ayrıntıları henüz netleşmeyen pazarlıklar sonunda anlaşma sağlandı. MİT görevlileri ve IŞİD üyeleri gözetiminde sınır bölgesinde şoförler Kürt bölgesindeki yetkililere teslim edildi.
Musul-rehine krizinde perde arkası gelişmeler

Haber Ankara’ya 3 Temmuz öğle saatlerinde ulaştı: Irak’ta, Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) isimli yeni nesil terör örgütü tarafından rehin tutulan Türk vatandaşlarından 32 kamyon şoförü serbest bırakılmıştı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bir süre sonra, esaretten kurtulan vatandaşların Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KRG) merkezi Erbil üzerinden yurda getirileceğini açıkladı.

Halen örgütün elinde tutsak olan Musul Başkonsolosluğu çalışan ve ailelerinden oluşan 49 kişiden ise henüz iyi haber yoktu. Kaynaklar, süreç içinde şoförlerin o gruptan ayrı bir yerde tutulduğu bilgisini veriyorlar.

Bir akşam önce, yani 2 Temmuz akşamı, Musul’daki rehineler üzerine neredeyse her gün konuştuğumuz üst düzey bir hükümet kaynağı bir takım kıpırdanmalar olduğunu, birkaç saat içinde haber beklediklerini söylemişti.

Ama bunu daha önce de defalarca söylemişti. Bunu kendisine hatırlattığında, “Haklısınız ama” dedi; “İşte çalışıyor arkadaşlar. Bazı aracı gruplar var, hepsine güvenilmiyor, bazen yanıltıyorlar, ama kimsenin canı yanmadan Ramazan’ın sonundan önce bu işi bitirmek istiyoruz.”

Ne de olsa 80’den fazla Türk vatandaşının esareti üçüncü haftasını dolduruyordu. Hükümet, onları hedef haline getirmeme gerekçesiyle yayın yasağı getirmişti. Sağlıklı haber alınamıyordu.

“Çalışan arkadaşlar” ise, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) elemanları, temasta oldukları kişiler de IŞİD kontrolünde bulunan bölgede yaşayan Sünni Arap aşiretlerdi. Günler süren ve ayrıntıları henüz netleşmeyen pazarlıklar sonunda anlaşma sağlanmıştı. MİT görevlileri ve IŞİD üyeleri gözetiminde sınır bölgede şoförler Kürt bölgesindeki yetkililere teslim edilmişti; doğal olarak kimse birbirine güvenemezdi.

Irak’ın ikinci büyük şehri Musul 13 Haziran’da IŞİD tarafından ele geçirilmişti. Örgüt 29 Haziran’da Irak ve Suriye topraklarını kapsayan, dolaylı olarak iki ülke arasındaki sınırı fiilen yok sayan bir “İslam Devleti” kurduğu ve liderleri Ebu Bekir el Bağdadi’yi de “Halife” saydığı iddiasında bulunmuştu.

Bu olayın perde arkası da ilginç: Aslında Haziran başında Suriye’den Irak’a geçen ve çoğu “yabancı savaşçılardan”, yani bölge dışından cihat için Suriye’ye savaşmaya gelmiş kişilerden oluşan tepeden tırnağa silahlı IŞİD militanı sayısı binin biraz üzerindeydi.

Ancak bunlar bölgedeki Sünni Arap aşiretler tarafından beklediklerinin de üzerinde destek buldu; on binlerce silahlı aşiret üyesi, ya da Baas döneminin eski ordu mensubu IŞİD’cilerin yanında yer aldı.

Uzmanlar bu durumu, Bağdat’taki Nuri el Maliki hükümetinin yıllardır islediği Şii merkezli politikaların, Sünni halkın kendisini aşağılanmış ve dışlanmış hissetmesine bağlıyorlar.
Bir kaynak, “Neredeyse tamamen Şiiler'den oluşan ordu Sünni bölgesi Musul’u o kadar savaşmaya değer bulmuyordu ve IŞİD’in bulduğu Şii’yi sorgusuz sualsiz öldürme vahşetinden o kadar etkilenmişti ki, Musul’da karargâhı olan dört tümen, kırk bin küsur asker birkaç gün içinde tanklarını, silahlarını filan da bırakıp kaçtı. IŞİD şehri ciddi direnişle karşılaşmadan ele geçirdi” diye konuştu.

Irak ordusunun kuzeyde dağılması Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) güçlerinin de Kerkük’ü ele geçirmeleriyle sonuçlanmıştı.

Irak artık fiilen üçe bölünmüş durumda.

Ankara’da hükümet çevreleri bu bölünmüşlüğün resmileşmesini beklemiyor. Hatta Barzani’nin bütün referandum taleplerine karşın, bağımsız Kürdistan’ı yakın gelecekte mümkün görmüyor. Ama Irak’taki federal yapının kısa süre içinde Kürt, Sünni Arap ve Şii Arap bölgelerinden oluşan bir konfederasyona dönüşmesi ihtimalini yüksek buluyorlar.

Yani diğer Türk rehineler de –ümit ediyoruz- sağ salim evlerine döndükten sonra da bu7 kriz çözülmüş sayılmayacak; sadece Ankara can korkusuyla yaşamıyor olacak.
Ama Irak ve şimdi Suriye’yle birlikte Irak krizi ile yaşamaya devam edecek Türkiye; bu kriz öyle kolay ve çabuk çözüleceğe, o çok sözü edilen sınır değişiklikleri bugünden yarına gerçekleşeceğe benzemiyor.