Musul'un düşmesi Kürt sorununu da derinleştirir

Türk devletinin ortak hafızasında Musul sorunu, hep Kürt sorununun kaynaklarından biri olarak yer tutar. O yüzden derin bir yaradır.

Musul 10 Haziran 2014 itibariyle büyük ölçüde Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) isimli radikal örgütün kontrolüne geçti. Bu örgüt, Suriye iç savaşında en vahşi terör yöntemlerini gözünü kırpmadan kullanan, yeni nesil silahlı dinci örgütlerden sayılıyor.

Örgüt 2004’te ABD önderliğindeki işgale karşı, Irak’ın Sünni Arap nüfusunun çoğunlukta olduğu orta ve kuzey-batı bölgelerinde ortaya çıkmış. El-Kaide ile bağ kurmuş. Usame bin-Ladin’in 2011’de öldürülmesi ardından yerine geçen Eymen el Zehaviri, 2012’de örgütten kendisini lağvederek güçlerini Irak’ta Beşar Esad’ı devirip Suriye’de Sünni şeriata dayalı bir devlet kurmak için savaşan el-Nusra ile birleştirmesini istemiş. Ama örgüt lideri Ebu Bekir el Bağdadi örgütü dağıtmayıp el-Kaide'den ayrı yolunda gitmeye karar vermiş.
İşte dün Irak’ın ikinci büyük şehri, Musul’u büyük ölçüde ele geçiren, Suriye’de de yine Türk sınırına yakın Halep’i ele geçirmek için savaşan IŞİD böyle bir örgüt.

IŞİD’ın bu hamlesiyle Irak’taki parçalanma ve –aslında herkesin açıkça itiraftan kaçındığı- iç savaşın tırmanması tehlikesi artmış durumda. Pek çok ülke gibi Türk Dışişleri de endişe beyan etmiş bulunuyor. Siyasi duruma ek olarak kayıp 28 kamyon şoförünün akıbeti gibi bir asayiş sorunu da var.

Ama sorun bunlardan çok daha derinde.

Musul, derin bir yaradır
Hani Türk siyasetinde bir ‘Savaşta kazanıp masada kaybetme’ lafazanlığı vardır ya, işte o en çok, hatta belki bir tek Musul için geçerlidir.
Türkiye, Irak cephesinde yenilmemiştir. Kut’ta İngiliz birliklerine karşı kazanılan galibiyet üzerine –bizden çok dışarıda- pek çok kitap mevcut…

Ama aşağı yukarı 88 yıl önce geçen hafta, 5 Haziran 1926’da Musul, Ankara Antlaşması ile İngiliz mandası altındaki Irak’a bırakılmıştır. Ankara, bir yıl önce 1925’te başlayan İslami nitelikteki Kürt ayaklanması arkasında İngiliz parmağı görmektedir ve Mustafa Kemal Atatürk bütün kaynakları savaşta tükenmiş genç Türkiye Cumhuriyeti’nin İngiltere ile yeni bir savaşa girip yok edilmeyle karşı karşıya kalmasından endişe etmektedir.

Musul’un verilmesini Meclis’te sorgulayan, Türklerle Kürtlerin ayrılmaması gerektiğini savunan tek isim olan İstiklal Savaşı kahramanı Kâzım Karabekir (evet, BDP’nin ismini Ağrı’dan silmek istediği Karabekir), birkaç gün sonra kendisini Mustafa Kemal’e suikast komplosu soruşturmasından içeride bulur; İsmet İnönü’nün de kefaletiyle İstiklal Mahkemesi’nden kendisini zor kurtarır. Türk devletinin ortak hafızasında Musul sorunu, hep Kürt sorununun kaynaklarından biri olarak yer tutar. O yüzden derin bir yaradır.

Risk giderek artıyor
Suriye iç savaşı PKK’nın Irak’ın kuzeyi ardından Suriye’nin kuzeyinde de ‘Rojava’ dedikleri bir kurtarılmış bölge oluşturmasına meydan verdi. Bu durum PKK’nın Başbakan Tayyip Erdoğan’ın başlatıp 'Kürt Barış Süreci' adını verdiği diyalogdaki elini güçlendirdi.
Bu arada Irak’ta Mesud Barzani’nin Kürdistan ilanı yönündeki demeçleri başta ABD olmak üzere Batı’da ve Türkiye, İran gibi komşularında rahatsızlığa neden oldu.

Erdoğan’ın ağustos seçimleriyle cumhurbaşkanı olma arzusu üzerine oynamaya karar veren PKK’nın Kandil karargâhı Ankara üzerindeki baskıyı arttırmaya karar verdi.

Musul ile birbirine açılan kapı kabul edilen Diyarbakır’daki Hava Kuvvetleri üssüne girip Türk bayrağının gönderden indirilmesiyle gerilim bambaşka bir boyut kazandı.

Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan HDP’liler aracılığıyla olayı 'Tasvip etmediğini' söylemesinden saatler sonra PKK artık HDP ve BDP’yi de sorgulamaya başladı; Erdoğan hükümetiyle doğrudan muhatap olmak istiyorlardı.

Evet, bayrak olayı henüz 'Kürt Barış Süreci' hesaplarını bozacak durumda değildir ama cumhurbaşkanlığı hesaplarını Erdoğan aleyhine etkileyebilecek boyuttadır.

İşte tam bu sırada Musul’un bölgedeki herkese düşman ve herkesin düşmanı bir dinci terör örgütü eline geçmesi, bütün dengeleri daha da kötü etkileyecek gibi görünmektedir. İç ve dış politikada risk artmaktadır.