NATO'nun piyadeliği ardından, AB'nin benzin istasyonluğu mu?

Avrupa Birliği bünyesinden Türkiye'ye yönelen eleştiriler genel olarak iki sınıfa ayrılabilir.

LONDRA - Avrupa Birliği bünyesinden Türkiye'ye yönelen eleştiriler genel olarak iki sınıfa ayrılabilir.
Birinci sınıftaki eleştiriler Türkiye'deki demokratikleşme ve insan haklarına, hukuk devletinin eksikliklerine dikkat çeken, zaman zaman didikleyen eleştiriler. Bunlar zaman zaman işbaşında hangi hükümet varsa onun ve genel olarak yerleşik mekanizmaların canını sıkıyor. Biraz da o mekanizmaların etkisiyle, Türkiye'nin içişlerine müdahale olarak algılanıyor, kamuoyunda tepkilere yol açıyor. Bu sınıftaki tepkiler, istisnalar dışında, Avrupa solundan, sosyalist, sosyal demokrat, yeşil partilerden geliyor.
İkinci sınıftakiler ise Türkiye'nin siyasi niteliklerinden çok, kültürüne, kimliğini oluşturan unsurlara yönelik olanlar. Bu tür eleştiriler de, eleştirilerin sahipleri de her zaman o gün işbaşında olan hükümet ve yerleşik mekanizmalar tarafından Türkiye'nin dostu muamelesi görüyorlar. Bu sınıftaki eleştiriler, istisnalar dışında, Avrupa sağından, Hıristiyan Demokrat ve daha sağdaki partilerden geliyor.
Zor zamanlarda, eleştirileri Türkiye'nin canını acıtabilen Avrupa solu ve çevrecileri, Türkiye'nin yanında yer alıyor.
Kolay zamanlarda Türkiye yanlısı görünen Avrupa sağı ise, Türkiye'nin karşısında yer alıyor.
Çünkü Avrupa solu Türkiye'nin dönüşmesini arzu ederken, Avrupa sağı Türkiye'nin kendisini ve geçmişini inkâr etmesini istiyor.
En somut örnek, Fransız sağının mayıstaki cumhurbaşkanlığı seçimindeki aday Nicholas Sarkozy'nin "Türkiye'nin AB'de yeri olamaz, çünkü Avrupa'da değil" yaklaşımına karşın, solun adayı Segolene Royal'in, "Türkiye yükümlülüklerini yerine getirirse, kamuoyunu ikna etmek politikacılara düşer" yaklaşımı.
Türkiye'nin Avrupalı olmadığı, Müslüman ve Asyalı kültüre sahip olduğu, çok fakir ve çok kalabalık olduğu nedense Soğuk Savaş boyunca Fransız, Alman, Danimarkalı, Hollandalı ve sair Hıristiyan Demokratların aklına gelmiyordu.
O zaman Türkiye'nin Batı ittifakına coğrafyası ve askerinin gücüyle bağlı kalmaya, Avrupa'nın da Türkiye'ye NATO'nun ileri karakolu, Mehmetçiğe Avrupa'nın piyadesi olarak ihtiyacı vardı.
Şimdi, Türkiye gelişmelerin kenarında değil, tam ortasındayken, kendisi savaşlar ve tehditlerle çevriliyken, o zamanki dayanışmaya karşılık vermek bir yana, onunla aynı resimde görünmek istemiyorlar. Ama aynı zamanda Gümrük Birliği'nden güvenlik yapılanmasına dek AB siyasetine uymasını bekliyorlar.
Türkiye AB ilişkilerinde şimdiye dek görünmeyen bir boyut artık su yüzüne çıkıyor: Türkiye'nin Basra ve Hazar enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaşması için sunduğu alternatiflerin, giderek artan Avrupa enerji ihtiyacı için kritik oranlara varması, Avrupa başkentlerini düşündürüyor. Türkiye'nin önündeki projeleri tamamlaması halinde dünya petrol ve gaz ticaretinin yüzde 7 gibi bir kısmını çevresine ve üzerine alacak olması, Türkiye'yi Avrupa'nın hemen kenarında hem dev bir benzin istasyonuna, hem de gaz vanasına dönüştürecek.
Soğuk Savaş'ta Türkiye'yi Avrupa'nın piyadesi gören Avrupa sağı, şimdi bunun üzerine bir de benzin istasyonluğu rolü biçerek Türk hükümeti ve halkının bu rolün getireceği maddi imkânlarla yetinmesini, fazlasını talep etmemesini arzuluyor.
Bunun olması mümkün değil. Türkiye, Avrupa'nın piyadesi ve benzin istasyonu olmayı değil, siyasi, ticari, kültürel ve sosyal yönleriyle eşit haklara sahip ortağı olmak istiyor ve bu doğrultuda yükümlülüklerini yerine getirdiği oranda da bunu hak ediyor.
Hükümetin Avrupa Enerji Topluluğu Anlaşması'nı (ECT) imzalamamasının AB'nin canını yaktığı anlaşılıyor. Bu tutumun, AB bünyesinde 'Türkiye'nin ilk diş göstermesi' olarak algılandığı görülüyor.
Bu tutumun sürdürülmesinde fayda var.
Rusya'nın enerji-siyaset-güvenlik denkleminde artan ağırlığı, İran'ın nükleer kriziyle bölgede ortaya çıkan yeni dengeler göz önüne alındığında, enerji diplomasisinin Türkiye'nin çok dikkatle uygulaması gereken kozu olduğu rahatlıkla görülebilir.
Türkiye, AB uyum reformlarını gerçekten kendisi için sürdürmeli. Ancak ortak çıkar bulunan konularda, enerjinin bu alanda giderek önem kazandığı görülüyor, iyi çocuk olmayı bir yana bırakmalı, siyaseti günün kurallarına göre oynamaya başlamalı.