Ne de olsa parti Erdoğan'ın

Erdoğan, 12 Eylül kongresini 1 Kasım'a giden yolda ilk adım olarak görmektedir. Kongre sloganı olarak yeniden tek başına iktidarın seçilmesi anlamlıdır.

Aslında Başbakan Ahmet Davutoğlu fazla bir şey istemiyordu.

Evet, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra 2014 Ağustos’unda AK Parti genel başkanı ve başbakan olarak yerine geçmesi için diğer adaylar arasından çekip çıkardığı isim olmuştu Davutoğlu.

Ama şimdi Türkiye’nin kritik bir dönemecinde, gergin bir ortamda yol alınan 1 Kasım seçimleri öncesinde 12 Eylül AK Parti Kongresi’nde parti karar organlarında ağırlığını hissettirmek istiyordu.

***

Aslında hazırladığı MKYK ve MYK listelerini Cumhurbaşkanı'na göstermek, danışmak zorunda da değildi.

Ne de olsa Anayasa hâlâ değişmedi ve Anayasa'ya göre Cumhurbaşkanı'nın partili olmaması gerekiyor.

Ama Davutoğlu hem vefa gereği, hem de kendisi genel başkan olsa da liderin hâlâ Erdoğan olduğunu düşünerek bir liste taslağıyla Beştepe’ye gitti.

***

Medyada yer alan haberlere göre 9 Eylül’de yapılan bir görüşmede listenin ciddi bir kısmı çizildi.

Hatta kulislerde Erdoğan’ın Bülent Arınç gibi, Ali Babacan, Mehmet Şimşek gibi bazı isimleri kesinlikle yönetimde görmek istemediği öne sürüldü.

Arınç, Erdoğan ve Abdullah Gül ile birlikte AK Parti’nin simge isimlerindendi. Babacan ise özellikle uluslararası yatırımcılar tarafından adeta AK Parti’nin ekonomi politikasının teminatı olarak görülen bir isim.

***

Bu iddialar kuliste ses hızıyla yayılırken, Iğdır’daki PKK saldırısında şehit düşen eski korumasının cenaze töreni için Ankara’da bulunan Gül de –çoğu üç dönemlik- AK Parti’nin muharip gazileriyle “dostça bir çay sohbeti” çerçevesinde bir araya gelmişti.

O zaman kongreye katılıp katılmayacağı konusunda henüz kesin bir açıklama yapılmamış olan Gül’ün kongrede boy göstermesi, dengeleri değiştirebilir, AK Parti’ye dair yeni beklentileri canlandırabilirdi.

Ancak 10 Eylül’de AK Parti kulislerindeki tansiyon bir başka gelişmeyle yükseliverdi.

***

Delegelerden Binali Yıldırım’ın adaylığı için gerektiğinde kullanılmak üzere destek toplanmakta olduğu iddiasıydı bu; hatta boş kâğıda imza söylentileri vardı, 90’larda görüldüğü türden.

Eski Ulaştırma Bakanı ve şimdi Cumhurbaşkanlığı danışmanı Yıldırım Erdoğan’ın özellikle de iş dünyasıyla ilişkilerinde sağ kolu olarak biliniyordu.

Aday olma ihtimali değil, bunun söylentisi bile, eğer Davutoğlu onaylamıyorsa, Yıldırım’ın onun karşısına çıkması, seçilirse, Erdoğan’ın listesini üstelik firesiz Kongre’de oylatacağı anlamına gelirdi.

***

Gerçi 10 Eylül akşam saatlerinde (Yıldırım’ın adaylık ihtimali ile) “Ölümü gösterip, sıtmaya razı etme” taktiğinin netice verdiği konuşulmaya başlamıştı.

11 Eylül günü Gül’ün AK Parti Kongresi’ne ziyaretçi olarak dahi katılmayacağı haberiyle başladı.

İlerleyen saatlerde Beşir Atalay, Kongre’de Başbakan Davutoğlu’nun tek aday, onun sunacağı yönetim listesinin de tek liste olacağını açıkladı; artık formalitelerin tamamlanması 12 Eylül kongresindeki usulen oylamaya kalmıştı.

***

AK Parti ne de olsa Erdoğan’ın partisidir; son birkaç günkü perde arkası gelişmeler bunu bir kez daha dosta düşmana göstermiştir.

Erdoğan 12 Eylül kongresini 1 Kasım’a giden yolda ilk adım olarak görmektedir. Kongre sloganı olarak yeniden tek başına iktidarın seçilmesi anlamlıdır.

AK Parti 1 Kasım’da yeniden tek başına iktidar olup, Davutoğlu başbakanlık koltuğunda Erdoğan’a anayasayı değiştirmese de fiilen başkanlık yapma imkanı tanıyacak olursa, parti yönetiminden çatlak ses çıkmaması şimdiden garantiye alınmak istenmiş gibi bir tablo var ortada.

Ama öyle olmaz da, anketlerin gösterdiği gibi yeniden dört partili Meclis kurulur, AK Parti mesela CHP ile koalisyon kurarsa, partililerin suçlayacağı kişi artık Davutoğlu olmayacaktır; en azından bugünden bakıldığında görünen budur.